Bu hafta sonunu Bektaşi fıkralarına ayırdım... Bilindiği gibi fıkralar, Bektaşiliğin temel referanslarıdır... Düşünce ve inanç dünyalarını yansıtır. Ayrıca bunlar, tebessümle karşılanmanın ötesinde derin anlamlar içeren, önemli mesajlar veren, hicvin gücünü sergileyen birer şaheserlerdir...
***
“Ağızdan ağıza söylene söylene günümüze ulaşan Bektaşi fıkraları tarihselliğe tutulan ayna işlevi görüyor” diyor Bahri Alptekin, Bektaşi Fıkraları isimli eserinde.
***
Fıkralara geçmeden önce bir anekdotla başlayalım. Neyzen Tevfik merhum; “Neyde Mevlevi, meyde Bektaşi oldum!”, diyor… Geçenlerde yüz yaşında ölen ünlü gazeteci, yazar, biyografi ustası Hıfzı Topuz’un, “Çılgın ve Özgür”(Remzi Kitabevi) isimli, Neyzen’in hayat hikayesini anlatan kitabını tavsiye ederim.
***
Tabii, merhum Mehmet Akif, Tevfik’in yakın dostu… Akif bir gün Neyzen’in evine gidiyor. Yemek sonrası elini yıkıyor. Neyzen hemen havlu tutuyor; “Teşekkür ederim, elimi kirletmem!” diyor.
***
Rahmetli peder, hürmeten Akif’e, “Akif Bey”, Neyzen’e de “Hazreti Neyzen”, derdi. Safahat’ı da neredeyse ezbere bilirdi… Rahmetli Fethi Abi (Gemuhluoğlu), aklımda kaldığı kadarı ile;“bedmest, şaribül leyli vennehar, kaddesallahu sır rahul aziz!” derdi. Ve şu şiirini eklerdi:
Derd-i firakın ile düşeli sevdaya mey'e
Müptelayım, deliyim, düşmüşüm esrarı-ney'e
Feleğin kahpe başında paralansın parası
Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye
***
Neyzen, ağzı bozuk bir adam… Önüne gelene, sırası geldi mi“küfreder!”. Akif;“bak yaşın kemale erdi, bir ayağın mezara gidiyor. Gel Tanrı’ya falan küfretme artık!”, deyince… “Haklısın… Ben, o kapının köpeğiyim… O, ne halde olduğumu bilmez mi?” diyor. Neyse gelelim fıkralara…
***
Baba erene sormuşlar:
- Abdest almak için suya girdiğimiz de yüzümüzü ne yöne dönmeliyiz?
El cevap;
- Giysilerinizi bıraktığınız yere...
***
Yine sormuşlar:
- Erenler hiç aşk yaptınız mı?
- Bir kere yapacaktım, üstüne münasebetsizin birisi geldi. Ondan başka da hiç kısmet olmadı...
***
Sormaya devam etmişler:
- Rakı haram mı, helal mi?
- İçene göre değişir!..
***
Peki nasıl değişir?
“Ey zâhid şaraba eyle ihtiram
İnsan ol terk et bu kıyl-ü-kâli
Ehline helaldir nâehle haram
Biz içeriz, bize yoktur vebali.”
***
“Baba” olur da soru tükenir mi?
- Erenler kaç tane oruç tuttunuz?
- Henüz tutamadım. Tuzak kurdum bekliyorum.
***
Bunun üzerine takılmadan da edememişler:
- Ya hu!.. Ramazan geldi gidiyor, hâlâ sen oruç tutacaksın!..
El cevap:
- Mübarek Ramazan gelir gider, gelir gider... Ama bu fakir bir gitti mi bir daha gelmez!..
***
Merak bu ya bir kez daha sormuşlar:
- Baba, oruçla aran nasıl?
- İyi olmasına iyi de, şu sahuru, öğle vaktine alsalar olmaz mı?
***
Sormaya devam:
- Orucu mu seversin yoksa namazı mı?
- Orucu!..
- Neden?
- Yendiği için!..
***
Bir fıkra da her işe “teşneler” için.
- Baba, tuvalette sakız çiğnemenin dinen bir sakıncası var mı?
- Yok olmasına yok ama gören “bir şey” yiyor zanneder!..
***
Son defa sormuşlar:
- En zor ve en kolay olan şey nedir?
-En kolayı insanın başkalarına nasihat etmesi. En zoru ise; “Kişinin kendisini bilmesi”