Ünlü taverna müziği…
Tarabya’da Ümit Besen’den çokça dinlediğimiz… Hadi mırıldanalım isterseniz biraz…
“Baharı bekleyen kumrular gibi
Sen de beni bekle, sakın unutma
Ellerim havada, gözlerim yolda
Bir tanrıyı bir de beni sakın unutma”
Nerden geldi şimdi bu şarkı?
Ne eski tavernalar kaldı ne de zevki…
Bir tarafta çatal-kaşık şakırtısı, muhabbet gırıla, öte tarafta org eşliğinde yapılan müzik. Tam da bu arada sosyetenin gülü, orta yaş üstü çift salonda boy gösterdi mi, Ümit Besen ya da diğer sanatçılar, onların gelişini duyurur, “Mehmet bey ve sayın eşi de aramızda” der ve şarkıya devam eder. Beyefendi ve hemfendi de süzülerek masalarına otururlar.
Gerçi uzun zaman oldu o taraflara gitmeyeli, var mı, yine Ümit Besen Okuyor mu, aslına bakarsanız bilmiyorum. Ama şarkı aklıma gelince kulağımda çınlamaya başladı…
“Baharı bekleyen kumrular gibi…”
Bahar bekler olduk…
Kışın keyfini çıkardık, baharın da keyfini çıkaracaktık ki korona-19 belası dünyayı kasıp kavururken, ne yazık ki ülkemizi de ağır bir şekilde etkiledi…
Baharı yaşayamadık…
Yaz geçsin bari bir başka baharı, sonbaharı yaşayalım istedik, gördük ki onu da bu gidişle yaşayamayacağız.
Zaten ülke içinde yaşadığımız sıkıntılar, adaletin yok olduğuna şahitliğimiz, ekonominin altından kalkamayacağımız kadar ağır yükü…
Acaba sonbaharda gider miydi?
Anladık olmayacak…
Ekonominin de gidişatı bu haldeyken…
İşsizlik almış başını gitmişken…
Üretim neredeyse sıfır noktasına doğru seyrederken…
İşyerleri kapısına kilit vurup, çalışanını da kapı önüne koyarken…
Dış politikaya baktığımızda, dış dostumuz kalmamışken…
Geçtiğimiz iki baharları da yitirdik, acaba “İkinci baharı” mı yaşayacağız?
Bir tek umudumuz orada. İkinci baharı beklemek…
O zaman şarkıyı değiştirelim ve diyelim ki…
“İkinci baharı bekleyen kumrular gibi…”
XXX
Bahar gelse de hangisi gelirse gelseydi. Milletin tadı yerine gelseydi. Ev hapsinden kurtulup, sokağa çıkabilsek, iki dostu ziyaret etsek, iki dostu ağırlaya bilseydik…
Kaygılarımız giderek karamsarlığa dönüşüyor.
Önceki gün bir emekli arkadaşım “Korkuyorum” dedi.
Merak ettim sordum, “Neden korkuyorsun ki?”
Cevabı korkmak için yeterli bir nedene dayanıyordur…
Korkusunu bir cümlede anlattı; “Ekonominin dibe vurmuş haline bakıyorum da korkuyorum, yarın bir gün biz baharları beklerken, ya aldığımız üç kuruş emekli maaşımızı da ödeyemezlerse n’aparız kardeş…”
Olur mu?
Var mı böyle bir olasılık?
“Belirtileri var, olmasa bile…” deyince gülmem geldi ciddi ciddi konuşurken.
Yüzüme şöyle bir baktı “Neden güldün ki” dedi…
“AKP’nin seçimi yeniletme gerekçesi aklıma geldi de…” dedim. Biraz da olsa benzedi de…
Köprülere, yollara “Garantili geçiş parası” ödenecek…
Şehir hastanelerine “Garantili hasta sayısı” farkı ödenecek…
Havaalanlarına “Garantili müşteri farkı” parası ödenecek…
ABD’li ilaç firmalarının alacakları sırada bekliyor…
Emekli kardeş “Emekli maaşlarımız alamazsak” endişesinde haklılık payı yok mu?
Elbette böyle bir olasılığı düşünmek bile istemiyorum ama emeklinin de kafası karışık, n’aparsınız…
Tam da bu arada Damat, ekonomi ile ilgili “Paket” açıkladı…
Salon büyük, belli…
PR da yerinde, ona da maşallah…
Ekranlarda çeşit çeşit slayt gösterileri, onlar da muhteşem…
Damat beyin elini kolunu sallayarak konuşması, anlayabilsek belki o da muhteşemdir…
Ama işsiz soruyor, “İş mi vereceksin?”
Asgari ücretli soruyor, “Maaşımı mı artıracaksın?”
Çiftçi soruyor, “Destek mi vereceksin?”
Sanayici soruyor “Doviz kuru yükseliyor, ithalat yapıp üretim yapamıyorum, destek mi var?”
Soğan ve patates depolarda çürüyor, ithalatı kesip de ihracatın yolunu mu açacaksın?
Lafı eveleyip gevelemeden, bu soruların cevabını beklerken…
“Döviz kuru benim için hiç önemli değil” dersen bay damat…
Millet bir yerleri ile güler sana…
Ama her şeye rağmen…
Biz ilkbaharı, olmadı sonbaharı o da olmadı ikinci baharları beklemeye devam edeceğiz…
Bahar mı kalmadı geride?
Yeter ki ömür yetsin…
En fazla şurada ne kaldı, 2 buçuk yıl. Göz açıp kapayana kadar geçer de bazen de delip geçiyor…
31 EYLÜL 2020
İBRAHİM PEKBAY