Müfredatın tartışıldığı şu günlerde, “karınca kararınca” ufak bir katkıda bulunmak istedim. Darwin ve evrim… Biliyorum, çok tehlikeli bir konu. Olsun, değinmeden geçemeyeceğim. Ayakta kalmak istiyorsan “değişime” ayak uyduracaksın. Hem değişime ayak uydurmayacaksınız hem de oturup ağlayacaksınız. Yok öyle şey… Değişime ayak uydurabilenler hayatiyetlerini devam ettirebilecekler, uyduramayanlar yok olup gidecekler…
***
Dikkat edin “güçlüler”(thestrongest)demiyorum, “ayak uydurabilenler” diyorum… Yine HerbertSpencer’in kuramsallaştırdığı ve Nazizm’e temel oluşturan “ayrımcılık” ve “ırkçılık” (faşizim/nazizm) öngören Sosyal Darwinizm’den söz etmiyorum. Evrim’den söz ediyorum…
***
Kaldı ki, Darwin, evrimin “biyolojik” yanı ile ilgilenmiş. Buna dikkat çekmiş. “Doğal seçilimden (Natural Selection)” söz etmiş. Mesela, bilenler söylüyor mutasyon yokmuş gözlemlerinde… Bu, sonradan çıkmış. Tabii, “evrimin” babası da Darwin değil… Ta, çok çok eskilere (Mesela Eski Yunan’a, Abbasiler/Mutezile dönemi) gider ama kuramsal bir temele oturtanların tepesindekilerden birisi şüphesiz, Darwin…
***
Darwin'in; “Ne güçlü olan tür ayakta kalır, ne de en zeki olan!” diyor. Ya da değişime en çok adapte olanlarmış hayatta kalan.” “En iyi uyum gösterenin yaşamını sürdürmesi” (survival of thefittest) diye özetlediği “Evrim Yasası”, sadece biyolojide değil, her alanda ve özellikle iktisatta geçerli.
***
Evrim ile sosyal faşizm özleştirmek için “thefittest” yerine “thestrongest” kullananların olayı çarpıttığı, Darwin’in “Türlerin Evrimi”nde böyle bir şey söylemediğini, işin uzmanları söylüyor. Bu notu da düşmek istedim.
***
Şayet, sadece “güçlü” olanlar hayatta kalabilseydi bugün dünyanın her yerini “dinozorlar” istila eder, karınca, arı, fare gibi hayvanlar yok olup giderdi…
***
Dinozorlar, büyük yok oluştan, cüsseleri nedeniyle, korunamayınca yok oldular; küçük canlılar yeraltına, kovuklara, şuraya buraya kolay sığındığından hayatiyetlerini devam ettirebildiler… Bizim, dördüne ayak basacak ALP, nereden öğrendiyse, bu kış bana, dinozorların nasıl yok olduğunu anlattı, etap etap.
***
Yazımıza, üstadımız Ege Cansen’in, “Dünya iyiye gidiyor” başlıklı yazısı (22 Eylül 2019, Sözcü). Bazı alıntılar yapıyorum:
***
Cansen, yazıya “temel bir soru ile” başlıyor: “Dünya iyiye mi, yoksa kötüye mi gidiyor? Yoksa bir iyiye, bir kötüye doğru dalgalanıyor mu? Bir başka ihtimal de dünyada iyi veya kötü diye bir şey olmadığıdır. Yani iyiye veya kötüye gidiyor ifadeleri, kişiden kişiye, ülkeden ülkeye göre değişen izafi değerlemeler, hatta gerçek bile olmayan algılardan mı ibarettir?
***
‘Dünya kötüye gidiyor’ diyenlerin, bu kötü gidişin ne zaman başladığını ve kötü gidiş başlamadan önce dünyanın ne mertebede iyi olduğunu ‘ölçülebilir ve dolayısıyla bugünle kıyaslanabilir’ bulgularla ortaya koymaları gerekir.
***
Hakeza dünya iyiye gidiyor diyenler de tezlerini aynı yöntemle savunmalıdır. Bir iyiye, bir kötüye doğru gidiyor yani dalgalanıyor veya değişen bir durum yok, bunların hepsi algıdır diyenlerin de görüşlerini savunmak için kanıt toplamaları şarttır.
***
Bu sebeple ben de “yaşam kötüye gitmez, hep daha iyiye gider” diyorum. Tarihin hiçbir döneminde insanlar bugünkü kadar yüksek bir hayat seviyesinde yaşamamıştır. Bundan sonra gelecek nesiller de bizden daha müreffeh yaşayacaktır. Tabii, değişime ayak uyduranlar için geçerlidir bu öngörüm. Ayak uyduramayanlar ya tamamen elimine olacak ya da yerlerde sürünecektir.
***
Üstadımız yazısını ünlü ‘Son söz’ü ile bitiriyor: ‘Yarının sorunlarını, yarının teknolojisi çözer’” Yani, çözüm, geçmişte değil.
***
Hatırlar mısınız merhum Çetin Altan da, sürekli; “Enseyi karatmayın. İnsanlık geriye gitmez!”, derdi. Oysa;“Allah’tan umut kesilmez!”, “Yarın bugünden daha güzel olacak!” sözleri de bu cümledenmiş.
***
İsterseniz, yine Cansen, Üstadımızdan mülhem bir doğruyu daha vereyim. Bunu yönetenler, işadamları, üreticiler, tüketiciler kafalarının bir yerine yazsınlar, şayet ayakta kalmak istiyorlarsa: İş hayatında ayrıcalık tanınanlar, çürükler, zayıflar “genel verimi” düşürür. Düşünce de fiyatlar genel seviyesi artar yani “enflasyona” neden olur. Haliyle, “piyasa”, “kalite”, “fiyat” falan da kalmaz.
***
Çarpıcı ve çok sık karşılaştığımız bir örnekle konuya nokta koyalım: İhalesi önceden belli olan işlerde “kalite” olmaz; fiyatlar yükselir. Olmayınca da o sektörde “ar-ge”, “inovasyon”, “verimlilik” falan beklemeyin. İhaleyi alanlar da buna dahil... Onlar da bir müddet sonra ayakta duramaz.
***
Bakınız, “bir şey öyle olacak olduğu için öyle oluyor!” Dikkat edin Kayseri’de, batan, bugün esamisi dahi okunmayan firmaların çoğu dönemin iktidarlarına çok yakın olanlardı. Bunlar aynı zamanda, siyaseti “finanse” ettiler. Sonucu önceden belli ihaleler aldılar. Çoğu yok olup gittiler…