MUSTAFA CENGİZ

Tarih: 29.09.2024 11:53

ATATÜRK’LE SAVAŞARAK YENEBİLEN TARİHTE OLMADI VE OLMAYACAK!...

Facebook Twitter Linked-in

Yurt Partisi Genel Başkanı ve Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan.

Devleti bilen, Dış Politikaya dair son derece önemli öngörüleri var ve sürekli uyarıyor. 

Türkiye gündemine hakim, her değerlendirmesi son derece önemli ve dikkate alınması gereken bir isim.

Türkiye’nin 2024’ün son aylarında içinde bulunduğu tablo ve geldiği konuma dair ciddi tespitleri ve uyarıları var.

Bakın ne diyor Tantan?

“Türkiye’nin söylemden ziyade tutarlı eylemler içeren politikalara ihtiyacı vardır. Cumhurbaşkanı’nın BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada İsrail’in bölgedeki şiddet politikasına karşı çıkması uluslararası toplumda karşılığı olsa da; Türkiye’nin izlediği politikalarda değişiklik olmadığı takdirde bu desteğin bir önemi kalmayacaktır. Türkiye, Suriye’nin istikrarını, sınır güvenliğini ve toprak bütünlüğünü sağladığı takdirde bölgemiz İsrail’in yayılmacılığını büyük ölçüde engelleyecektir. Türkiye’nin Suriye’yle ilişkilerini düzeltmesi PKK/YPG terör örgütünün Suriye topraklarından silinmesini ve kuvvetle muhtemel örgütün Irak’ta sınırlı bir alana hapsolmasını sağlayacaktır. Irak’ta da Türkiye siyasi, ticari ve askeri etkisini kullanarak terör örgütünü yerle bir edebilir. Öte yandan; Lübnan’ın Suriye ile birlikte Türkiye liderliğinde kalkınması temin edildiğinde İsrail’in kuzeye doğru ilerlemesine önemli bir set çekilecektir. Bu politikanın bugüne kadar neden izlenmediği iktidarın izah etmesi gereken bir meseledir. Ancak artık bu politikanın izlenmesi kaçınılmaz bir noktaya gelmiştir. Mısır ile ilişkilerde kaybedilen yıllar Türkiye’nin Mavi Vatan doktrinine zarar vermiş ve Mısır mevcut düzende Türkiye tezlerini halen resmi olarak kabul etmemiş, Yunanistan bu durumdan göz göre göre kazançlı çıkmıştır. Oysaki Libya’yla imzalanan deniz yetki alanları sözleşmesinin bir benzeri Mısır’la imzalandığı takdirde Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin dengenin ülkemiz lehine döneceği ve Doğu Akdeniz’in zenginliklerinin paylaşımında Türkiye’nin büyük söz sahibi olacağı aşikardır. Türkiye; Karabağ’da sahada kazandığı zaferi Zengezur Koridoru açılmadığı için henüz masada kazanmış değildir. İktidar bu konuda da somut adımlar atmalı ve kendini büyük olarak adlandıran devletlerin icazetini alma peşinde koşmamalıdır. Ne ABD ne de Rusya; Türkiye’nin Suriye’de, Zengezur Koridoru’nda veya Doğu Akdeniz’de atacağı adımları durdurabilir. Bu devletler, politikalarımızı eleştirse veya karşı çıksa da sahada durduramaz. Bu coğrafyada Türkiye’ye rağmen hiçbir politika icra edilemeyeceği gerçeği ancak kararlı ve sağlam siyasi irade ile ortaya konulabilir. Türkiye bu gücünü unutmamalı ve milli çıkarlarından asla taviz vermemelidir. Yunan sahil güvenlik botlarının Datça’da ve Bodrum’da kıyılarımıza gelerek sınırı ihlal etmesi Türkiye’nin dış politikada verdiği tavizlerden kaynaklanmaktadır. Oysaki; ülkemiz henüz 100 sene önce emperyalizm tarafından işgal ve istila edilmiş; çok büyük bedeller ödenerek Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Yunanistan’ın cüretkar adımlarına mütekabiliyet esaslarına göre karşılık verilmelidir.”

TEĞMENLER KONUSUNA DÖNÜŞ...

Bakın ne diyor Tantan, son Teğmenler konusunda gelinen nokta ile ilgili olarak; 

Cumhurbaşkanı’nın teğmenler konusunu yeniden gündeme getirerek ceza verileceğini açıklaması doğru bir yaklaşım değildir. 

Sınırımızı ihlal eden Yunan botlarına karşı açıklama bile yapamayan İktidarın, teğmenleri hukuki ve vicdani temeli olmayan bir şekilde cezalandırma iradesini ortaya koyması milli birliğimizi zedeleyen bir anlayıştır.  Kumpas davalarını “savcısıyım” diyerek destekleyen Sn. Erdoğan’ın teğmenlerle ilgili süreçte kararını gözden geçirmesi hukuki ve vicdani yönden isabetli olacaktır. Sn. Erdoğan’a teğmenler mevzusunu üzerinden bunca zaman geçtikten sonra açıklama yaptırarak gündemi şekillendirmeye çalışan “algısal akıl” öncelikle Yunan botlarının bir daha sınır ihlali yapmaması için aklını yormalıdır. 

Türkiye’nin gündemine Anayasa tartışmalarını sokarak milletin ve devletin gerçek sorunlarını göz ardı edenler ülkenin algıyla bir yere varamayacağını bilmeliler. Türkiye’nin ihtiyacı olan kalkınma modelini ortaya koyması gerekenler algı çalışmalarını bir kenara bırakarak milletin sorunlarına çözüm üretmeye odaklanmalıdır. 

Atatürk’le savaşarak O’nu yenebilen tarihte olmadı ve olmayacak. Atatürk’ü ve değerlerini benimsemeyen hiçbir siyasi anlayış bu coğrafyada kalıcı olamaz. İktidarın ve iktidar olma hedefindekilerin bu gerçeği bilerek politika izlemeleri mutlaktır. Aksi takdirde emperyalizmin tuzaklarına düşmeleri kaçınılmazdır.

ORTA SINIF VERGİ ÖDER Mİ?

Daha doğrusu şu şekilde sorulabilir?

"Bir ülke vergi ile mi kalkınır?"

Bakın bu konuya dair tespiti ne Sadettin Tantan'ın?

2024 yılının ilk 8 aylık döneminde devletin topladığı toplam vergilerin %67,3’ü dolaylı %32,7’si ise doğrudan vergilerden elde edilmiştir. Bu veri vergilerin 1/3’ünün varlıklı kesimden 2/3’ünün ise orta sınıftan üretildiği anlamına gelmektedir. Oysaki gelire endeksli vergilendirme sistemi ülkemizin kalkınma modelinin temeli olmalıdır. Son yıllarda yaşanan servet transferi zengini daha zengin orta sınıfı ise yoksul kılmıştır. Ekonomik sınıflar toplumların kaderini belirleyen en önemli unsurların başındadır. Tarihe damgasını vuran burjuva devrimlerinin temelinde de ekonominin belirlediği sınıfların mali ve siyasi talepleri olduğu unutulmamalıdır. Modern toplumlar orta sınıfı güçlendirirken Türkiye’de orta sınıfın güç kaybetmesi sosyal, kültürel, mali açıdan bir kriz potansiyeli taşımaktadır. Beyaz yakalıların gelir düzeyinin mavi yakalıların altına düştüğü gerçeği toplumun eğitime bakış açısını olumsuz etkilemektedir. Meslek liselerinin önemsizleştirilmesi, adım başı üniversite açılması bu sorunun temel nedenidir. Yapılması gereken eğitim sistemini modernleştirmek, vergiyi adil ve gelire endeksli şekilde tahsil etmek, toplumun ihtiyacına göre meslek gruplarını yetiştirmektir. Türkiye’nin yaşadığı otoriter ve liyakatsiz dönem sona ermeden ekonomide gerçek bir kalkınma gerçekleşemez. Türkiye; çok boyutlu bir “kalkınma modeli” ortaya koyacak olan milli kimlikli siyasi iradeyle bu sorunu bertaraf edebilir.

GERİ KABUL ANLAŞMASI İPTAL EDİLMELİ!...

Türkiye'nin son dönemde yaşadığı en büyük zafiyetlerinden birisi de bu sanırım.

Uyarıyor. Diyor ki "Çıkın bu anlaşmadan... İptal edin"

İşte Tantan'ın kendi sözleri ile bu tablonun nereye evrildiğine dair fotoğraf; Son günlerde Yunan sahil güvenlik botlarının Bodrum ve Datça kıyılarımıza yönelik ihlallerine ilişkin yayınlanan görüntüler Ege Denizi’nde var olan sıkıntıların daha da derinleşmesine neden olacaktır. Bu sıkıntıların üstesinden gelebilmek için siyasi iradenin sınır ihlallerinin sonlanması noktasında kararlılık ortaya koyması gerekmektedir. Yakın geçmişte sadece Ege’de değil; Suriye ve İran sınırlarımızda da kaçak geçişlere ilişkin görüntüler yayınlanmış ve sınır güvenliğindeki zaafiyetler gündeme gelmiştir. Hatta bir tuğgeneralin aracı ile Suriye sınırında kaçakçılık yapıldığı ortaya çıkmış ancak buna dair soruşturmanın akıbeti henüz kamuoyuyla paylaşılmamıştır. AB ile imzalanan “Geri Kabul Anlaşması” sınır güvenliğimizin ihlalini meşrulaştıran bir anlaşmadır, bu anlaşmadan derhal geri dönülmelidir. Türkiye; Avrupa’nın mülteci çöplüğü değildir. Hem itibarımızı hem de demografimizi derinden sarsan bu anlaşma yırtılıp atılmalıdır. Tüm sınırlarımızda ihlalli geçişlere karşı sınır güvenlik birimlerimizin eskiden sahip olduğu vur yetkisi geri verilmelidir. Yunan sahil güvenlik botunun bırakın kıyılarımıza gelmesi; Mavi Vatanımızı 1 karış ihlal etmesi bile ciddi bir kriz sebebidir. Ancak; siyasi iradenin bu konuda sessizliğe bürünmesi endişe vericidir. Türkiye’nin güvenlik mimarlığını güncellemesi gerektiği her geçen gün yeni vakıalarla bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Toplumun güvenlik meselesinde atılması gereken adımlar noktasında iktidarı ve muhalefeti yönlendirmesi ve kendi güvenliğini ilgilendiren konularda gerekli düzenlemelerin yapılması için kamuoyunu oluşturması gereklidir.

BU İNAT VE ISRAR NİYE?!...

Daha nerede ise açıklamasının mürekkebi bile kurumadan Sadettin Tantan’ın yapılan anlaşmaya dair son değerlendirmesi mi?

“New York’ta Türkiye ile Almanya arasında Almanya’dan Türkiye’ye haftada 500 sığınmacının gönderileceği yönünde yeni bir anlaşmaya varıldığı iddiası vahim bir gelişmedir. AB ile mevcut olan “Geri Kabul Anlaşması”ndan çekilmek gerekirken ek bir anlaşma asla kabul edilemez. AB, Geri Kabul Anlaşması’ndaki vize muafiyeti sorumluluğunu dahi yerine getirmezken, AB’den vize karşılığıyla sığınmacı kabul edilmemesi gerektiği tecrübe edilmişken yeniden benzeri bir ek yükümlülük üstlenilmesi siyasi bir hezeyandır. Türkiye’nin yeni bir anlaşma bir kenara öncelikle Geri Kabul Anlaşması’nı yırtıp atarak eşit devlet ilkesiyle AB ile ilişkilerini ve anlaşmalarını gözden geçirmesi gerekmektedir.”

BU DA TAKI ELEŞTİRİSİ...

Son dönemde bunlar hortladı.

Malumunuz. "Nereden Buldun?"un yeni kılıfı.

İşte bu konuda dair de bir eleştirisi var Tantan'ın.

Diyor ki; Yolsuzluğu, yoksulluğu ve yasakları sona erdirmek üzere yola çıkıp her üçünün de dibine batarak tarihe geçen siyasi düzen içinde BDKK üst düzey yöneticisinin düğün hediyelerinin gündem olması ve etik kurul tarafından soruşturma başlatılması belki de kirli düzenin değişmesi için bir dönüm noktası olacaktır. 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunma, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gereği gerekli bildirimlerin yapılıp yapılmadığı mutlaka tespit edilmelidir. Hazine ve Maliye Bakanı’nın düğün hediyeleriyle ilgili etik kurula soruşturma talimatı vermesi yerinde bir karar olup gereği kamuoyunun takibinde olacaktır. Kamu görevini kötüye kullanan, yolsuzluğa bulaşan her kim olursa olsun bu milletin asıl düşmanıdır. Türk Milleti kirli düzeni er ya da geç tasfiye edecek ve yerine milli kimlikli, dürüst, namuslu bir anlayışı egemen kılacaktır. Bu yurt bizim sahip çıkacağız!

BU YURT SAHİPSİZ DEĞİL… 

Kurtuluş formülü yine kendisinden. 

Sadettin Tantan Türkiye’nin kurtuluşu için doğru adresi gösteriyor; "Atatürk’ün izlediği milli ve bağımsız ekonomi politikasını günümüzde de aynı bilinçle uygulayabiliriz. 

Kurtuluşa giden yolda elimizde büyük bir koz var; kuruluş felsefesine sahip çıkmak!  Bu yurt sahipsiz değil. 

Kazanan biz olacağız, tutsak olan zihinler asla kazanamaz!"

YANLIŞA, YANLIŞ DİYEBİLMEK!

Sayın Tantan bu ülkede “Yanlışa yanlış!” diyebilen nadir isimlerden birisi.

Evet…  Söyledikleri son derece önemli.

Dikkate alınması gereken satır başları.

Ve…  Vatandaş sanırım aynı şeylerden de bıktı usandı.

Sürekli toplumun sinir uçları ile oynayan bir iktidar ve aynı şeyleri inat ve ısrarla da kaşımaya devam ediyorlar.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —