Âşık olursun…
Karşı cinse, beğenmişindir, geçip karşısına “Ben sana aşığım lan” demişindir cesurca ve kabaca…
Aşk’ta kabalık önemli değil, sonucu bellidir, ya döner arkasını gider, ya açıkça ve cesurca “Git işine lan…” der reddeder, ya da “Eh lan, varım” der ve biter…
Bir başka aşk vardır, sen âşıksındır da karşındaki bilmez. İlgi de duymaz, gelir geçer zaman içinde…
Ancak öyle bir aşk vardır ki, ne cevap verebilir, ne reddeder, ne kabul eder ne de zaman içinde küllenir de biter.
İşte bu aşkın adı, “Sıla aşkı”dır…
Ne biter ne de küllenir gider.
Yine bir yılı daha geride bırakıyoruz bugün.
Yine sıla aşkı ile yüreğimiz yanıyor…
Yine sıladaki sevdiklerimiz, dostlarımız soyumuz ile ayrıyız.
Bu acıyı çekmeyen bilmez…
Yaş geldi 75’e…
Ömrümün büyük bir bölümü, sıla hasretiyle geçti. Gezmediğim, görmediğim yer kalmadı amma, ille de “Sıla aşkım” ve yeniden bir kez daha yüreğim sızladı.
Kısa süreli de olsa memlekete gelmek, dağların, bağların, sokakların havasını solumak…
Eşe dosta selam vermek…
İki muhabbet edebilmek…
O kadar kıymetli ki, o kadar paha biçilmez duygular ki…
Yıllar da geçse bitmeyen bu aşk ile yaşarsınız…
Hatta yıllar geçse de hala bir umudunuz vardır sılaya dönmeye…
Hani bizim bir türkümüz vardır…
Gurbetteki eşe yakılmıştır…
“Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun / Gördün güzelleri beni unuttun / Sılaya gelmeye yemin mi ettin / Gayrı dayanacak gücüm kalmadı / Mektuba yazacak sözüm kalmadı.”
Her aklıma geldiğinde…
Her dinlediğimde…
Gözümden iki damla da olsa yaş eksik olmaz.
Hatta yaş alıp başını gittiğinde…
Sılaya dönmek gibi bir olasılığın giderek azaldığında…
Gözümden dökülen yaşlar, bazen sel oluyor da kimseye belli etmemeye çalışıyorum…
“Gitsem, gidebilsem sılaya” diyorum…
Bağları gezebilsem, tepesinde karı eksik olmayan Erciyes’imi, uzaktan da olsa seyredebilsem.
Türkü çığırsam Talas’ın üst tarafında…
“Ali dağı da derler dağların hası / Kucağına çekmiş koca talası…”
Bak o tepeden Ali dağına…
Bak oradan Kayseri’ye, seyret özlemle, aşkla kavuşmayı ancak düşleyebildiğin memleketine.
Emirağa mahallem kalmadı artık ama birkaç artık var, yüz sürsem Matra çeşmesinin ayakta kalabilen taşlarına.
Otmanoğlu camiinde iki rekât şükür namazı kılsam, “Gördüm sılamı, şükür” niyetine…
Tümden yıkılmadan son eski mahalleme Sahabiye’ye gitsem. Oturduğum evin köşesindeki “Akmaz çeşme”yi görsem…
Ambarlı hacı emminin evidir o köşe…
Yanında Kuçoğlu Ahmet Emmi’nin evi, onun yanında yıkılıp da yeniden yapılmış Dedem Arabacı Mustafa Emmi’nin eski evini hayal ederek baksam karşıdan.
Dedemi hayal etsem, kapı önünde, mangalı yanında, nargilesi önünde, bir taraftan kahvesi pişerken mangalda, öte taraftan nargilesini tokurdatırken düşünsem…
Onun yanında Postağası Mustafa Emmi’nin evi… Öfkesini seyretsem, kime öfkelendiyse yine…
Bu aşk biter mi?
Karşılıksızdır,“Ben sana deliler gibi aşığım memleketim” desem de cevap veremez ki…
“Gel yanıma, ben de seni seviyorum, ben de sana aşığım” diyemez ki… Hatta küser bile “Unuttun beni” diye.
Çarşısına gitsem, Kapalı çarşısına, Urgancılar çarşısının ortasında, dedem Kahveci Nuh Mehmet Ağa’nın kahveci dükkânının önünden geçsem öteki tarafa.
Vezir hanında yün kokusunu alsam…
Kazancılar çarşısının bir ucundan girsem, öteki ucundan çıksam. Eski hali olmasa da adı “Kazancılar Çarşısı” ya yeter.
Bankalar caddesinden Millet caddesine dönsem, iki eş dost görsem kalan varsa…
Çok şey mi istedim…
İsterim… Benim “Sıla aşkım” bitmeyecek ki, insan aşkından her şeyi ister de, alır mı bilmem.
XXX
Bu yazım 2020 yılının son yazısı. Yeni yılın tüm ulusumuza sağlık ve mutluluk getirmesini dilerim.
XXX
Elbette yeni yılınızı kutlarken, sizlere bir de seyredebileceğiniz “Yeni yıl şakası” daha doğrusu “Komadisi” anlatmak isterim, gülmekten patlayacaksınız…
Yılbaşı tatilini geçirmek üzere, yabancı turistler Erciyes’deki konaklama yerlerini ful doldurmuşlar…
Amaçları, gündüz Erciyes’te kayak zevkini gidermek, kar ile haşır neşir olmak, temiz hava almak ve aileleri ile güzel bir kaç gün geçirmek…
Doluşmuşlar elbette.
Hatta yurt içinden de rezervasyonlar olmuş, sokağa çıkma yasağından önce gele yerleşeler ve kayak yapalar…
Hooooop, bir karar…
Yılbaşı süresince dört gün sokağa çıkmak yasak, kayak yapmak yasak, otelde ailece bir araya gelmek de yasak, herkes odasında otura…
Komedi misiniz siz ya…
Adam gelmiş, soğukta, tertemiz havada, kar üstünde kayak yapacak, orada virüs ne arasın kardeşim, kayak yaparken dip dipe mi kayıyor bu adamlar?
Gerçekten komedisiniz. Umarım karar değişir…