Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 30.09.2022 13:37

APOLİTİK FIKRALAR…

Facebook Twitter Linked-in

Biliyorum çok sıkıldınız, politik palavralardan; yaşanan siyasal popülizmden… İktidar olmayanı dağıtıyor; “ayılana gazoz, bayılana limon” diyor. Vallahi, “Debreli Hasan’ı” geçtiler. Ben de sıkıntınızı biraz hafifletmek, sizleri biraz rahatlatmak için birkaç apolitik yani politika dışı bir iki fıkra anlatacağım. Umarım beceririm. İlki, Kayseri’den...

***

Varsıl baba ölüm döşeğinde… Vasiyet ediyor evlatlarına; “Hükümet çalgı, siz çengi… Ona ayak uydurun!”

***

Efendim… Girecek ya, ineğin başı küpe girmiş, bir türlü çıkartamıyor köylü… Ne yapsalar nafile… Kara kara düşünürlerken, olacak ya!, gelecek ya!, Keloğlan gelmiş yanlarına, eşeği ile… O da, köyden geçiyormuş… Merak etmiş sormuş… Söylemişler… Bundan kolay ne var demiş…

Bir keskin bıçak istemiş… Çalmış ineğin boynuna… Kelle iyice küpün içine düşmüş… “Allah Allah, çıkmadı!”, demiş… Bu sefer bir çekiş istemiş, kırmış küpü… Küp kırıkları bir yana, ineğin kanlı başı bir yana… Şöyle bir derin nefes almış, dönmüş köylüye; “Gördünüz mü, bakınız nasıl kurtuldu!”

***

Usta, tamir için minarenin “alemine” çıkmış… Tamir bitmiş ama bir türlü inemiyor… Aşağıya bağırmış kurtarmaları için. Köyün en akıllısı, getirin bana bir urgan demiş… Getirmişler urganı… Kement gibi sallamış sallamış, atmış “aleme” doğru. Atarken de, “tutunca beline sıkıca sar ve bağla!”, demeyi de ihmal etmemiş…İpi yakalayan usta, sarmış beline sıkıca, bir de iki düğüm atmış… Köylü de çekmiş urganı, adam düşmüş, tabii sizlere ömür olmuş…

Ahali hemen soru yağmuruna tutmuş, köyün en akıllısını… Adam ne yapsın… Öldü gitti adam… Ama bir şeyler de demesi lazım köylülere… “Ya hu, bu usulle bir adam kurtarmıştım… Kuyudan mı yoksa minareden miydi, unutmuşum!”

***

İsterseniz politik fıkra ya da yaşanmışlarla devam edelim, konumuza… Merhum Süleyman Demirel, düzenlediği bir basın toplantısından şunları demişti:

-Ege bir Yunan gölü “deeldir.”

-Ege bir Türk gölü de “deeldir.”

-Binaenaleyh Ege bir göl “deeldir.”

***

Laf, merhum Demirel’den açılmışken onunla devam edelim. Soruyorlar; “AK Parti’den önce bir şey yapılmamış, ne dersiniz?”“Öyle mi?”“Benim diktirdiğim elektrik direklerini bir sökün bakalım ülke ne hale geliyor?”

***

Amerika'ya gezmeye giden Papa, otelde sıkılmış ve şoföründen anahtarı alıp, limuziniyle dolaşmaya başlamış. Bir ara kırmızı ışıkta geçince polis durdurmuş. Memur bir bakmış ki arabayı Papa kullanıyor. Hemen telsizden âmirini aramış:

- Âmirim çok mühim birisini durdurdum, ne yapayım?

- Bill Gates'i mi?

- Hayır.

- Clinton'ı mı?

- Daha mühim...

- Daha mühim kim var?

- Valla âmirim, bilmiyorum ama şoförlüğünü Papa yapıyor.

***

Osmanlı’nın 17. Yüz yılı. Hazine;“tam takır, kuru bakır”, fareler cirit atıyor. Divan toplanmış, çare arıyorlar. Tabii ne teklif edilirse, vezirlere ve ricale dokunuyor. İçlerinden birisi; “Leblebiye narh koyalım!”, diyor. Diğerleri başını sallıyor; “Münasiptir!”

***

Bunu da merhum Çetin Altan’dan aşırdım: III’üncü Murat’ın yerine gelen oğlu III’üncü Mehmet kişisel harcamaları için vezir-i azam Yemişçi Hasan Paşa’dan üç bin altın istiyor.Hazine ise tam takır kuru bakır.Paşa bu isteğe şu yanıtı veriyor:

 

- Otuz yıldan ziyadedir ki ortalık bozulmaya yüz tutmuştur. İşkencesiz kimseden ödünç akçe alma olanağı yoktur. Bu ise ne saltanatın namusuna uyar, ne de şer-i şerefe. Hasan Paşa ile Ali Ağa’nın gerçi bazı kaba saba giysileri vardır. Ama bu giysilerin satılması zaman alacaktır.”

Tarih 1598.

***

Yine bir apolitik fıkra daha. Süleyman Demirel sık sık anlatırdı: Zamanında sultan yeni bir veziriazam atamış. Devir-teslim yaparken, eski veziriazam yenisine 3 mektup vermiş, "başın sıkıştıkça sırasıyla aç" demiş.

Gel zaman git zaman sıkışmış yeni veziriazam, pek de inanmayarak birinci mektubu açmış: "Düşmanlarını kötüle, suçu onlara at". Öyle yapmış, sıkıntıyı savuşturmuş…  Bir süre sonra yine sıkışmış, koşmuş ikinci mektubu açmış: "Yanındakileri kötüle, suçu onlara at" Tavsiyeye uymuş, gerçekten kurtulmuş… Yine başı belaya girdiğinde, bu kez can havliyle üçüncü mektubu açmış: “Üç mektup da sen bırak!”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —