“Ankara, Ankara güzel Ankara / Senden yardım umar her düşen dara!”… Evet, güzel Ankara’ya, ebedi Başkentimiz Ankara’ya; ebedi şefimiz Atatürk’ün kabrinin bulunduğu Ankara’ya epeydir gelmezdim. Tesadüf, bugün de 10 Kasım… Mustafa Kemal’in ebediyete uğurlanışının 84. Yılı… Kısmetse, Anıtkabir’i ziyaret edeceğim. Önünde, tazimle eğileceğim.
***
Epeydir otobüs ile seyahat etmezdim… Kısmet bugüneymiş… Yolculuk Kayseri otogarından başladı… O, cıvıl cıvıl, otobüslerin birinin girip birinin çıktığı; çığırtkanların seslerinin çınlattığı o eski gardan eser yoktu… Belli ki, ekonomik kriz burayı da vurmuş… Yolcular da benim gibi zorunlu yolculuk yapanlar ve öğrencilerden ibaretti, var olanlar…
***
Yol boyu, neredeyse adım başı, arama (GBT Kontrolü) vardı. O nedenle, yarım saatten fazla bir süre geciktik… Yollar bomboş… Kamyon ve tıra pek rastlayamazsınız… Şehirlerarası yolcu otobüslerinin azlığı da dikkat çekiyordu…
***
Kırşehir garajında durduk… Bir miktar yolcu aldık… “Nonstop” olduğu için mola yerinde durmadık… Derken, Kaman kavşağına yaklaşırken arabamız da yavaşladı. Oysa ne polis vardı, ne de yavaşlamaya neden bir şey… Sürücü Kaman tarafına saptı… Meğer bunun için yavaşlamış.
***
Öğrenci iken, Akpınar-Kırıkkale bağlantısı yapılmadan, 1960’larda Ankara ve İstanbul’a bu güzergâhtan giderdik… Kaman, Karakeçili, Bâlâ, Beynam derken Ankara-Adana yoluna düşerdik… Oradan Gölbaşı, Ahlatlıbeli, Ankara Etlik garı… O zaman henüz AŞTİ yoktu, adı bile geçmezdi…
***
Bu güzergah kısa ve duble yol… Bazı kesimler iyi ama genellikle kalitesi çok kötü… Belli ki, eski yolun yanına bir yenisini ilave etmişler. Yolda inişli çıkışlı ve boş, araç da hızlı olduğu için beşik gibi sallanıyorduk… Neredeyse, arkasını yere vuracak… Allah’tan, otobüse binmeden önce bulantı hapı almıştım…
***
Üniversite sınavı içinAnkara’yagittiğimiz de otobüs beni müthiş tutmuştu… Oldum olası araç tutar beni… Kusa kusa anam ağlamıştı… Yol, bir türlü bitmiyordu… Uzatmayalım, Yeşilhisarlı Rıza Beyin (!) Anafartalar/Denizciler Caddesi’ndeki Sema Oteli’ne zor yetişmiştim… Saatlerce yataktan kalkamadım… Müthiş sarsılmıştım… İki gün sonra da Atatürk Lisesi’nde sınava girecektik.
***
Biliyorsunuz bu güzergahMustafa Kemal ve arkadaşlarının Hacıbektaş-Kırşehir’den sonra ki güzergahı… AhlatlıBeli’nden girmişlerdi Ankara’ya…
***
Biz de Ahlatlıbeli’nden girdik Ankara’ya… Ucube bir kapı karşıladı bizi… Tepeden bakınca; üç-beş katlı evlerin arasında sivrilmiş, yirmi beş, otuz katlı binaları görüyorsunuz… İmza, Melih Gökçek… Bu yoğunluk neyin nesi? Hangi hatırlıların, hangi şanslıların binaları bilemiyorsunuz…
***
AŞTİ’de indik ama yükümüzü taşıyacak bir araba, bir “hamal” yok… Nasıl olur? Koskoca terminalde bu imkândan mahrumsunuz. Bir de, inişi çıkışı bol binada yaşlı, hamile, çocuk valizini, eşyasını nasıl taşıyacak? Bilemiyorum… İnanın, bana, tanımadığım bir bayan yardım etti. Yürüyen merdivene kadar eşyamı taşıdı… İşin garibi yatay yürüyen bantlar da arızalıydı…
***
Mansur Başkan’a bu mesajım gider mi? Bilemem ama hiç hoş değil… Ankara’nın vitrini garajdaki bu eksiklik “majör hata”… Eve gelince, duramadım, 153’ten belediyeyi aradım. Telefona çıkan bayan ahiret soruları sormaya başlayınca kızdım; “Hanımefendi, ben şikayet falan etmiyorum… Kayseri’den geldim, bir müddet sonra gideceğim… Ben bir olayı anlatıyorum… İlgililere iletirseniz memnun olurum… Kimlik bilgilerimi falan vermem… Vatandaşlık numaramı, adımı soyadımı verdim yetmez mi” dedim, kapattım…
***
Demek ki, başkan kim ve hangi partiden olursa olsun, bürokrat tavrı değişmiyor… Teşekkür edip, not alıp, “ilgili yerlere ileteceğim!”demesi gerekirken, sanki sorgu meleği gibi ahiret sualleri soruyor.
***
On gün kadar önce, Kayseri’de de benzeri bir durumu yaşadım. Büyükşehir’in önünde bulunan Kocasinan Pasajından geçerken, pasaj içinde yere yatmış bir köpek gördüm. Başının yanına da bir kap içinde kızarmış patates koymuşlar… Baktım, nefes alamıyor. Belli ki, ölmüş…
***
Uzatmayalım, 153’ü aradım, şuraya bas, buraya bas muhabbetinden sonra “5”e bastım, zabıta çıktı karşıma. Durumu anlattım… Tam bu esnada, “burası neresi?” demesinler mi? “Büyükşehir’in önü!”, dedim. Büyükşehir’in burnunun dibindeki pasajdan haberleri yok. Ben, tarif edince akıllarına geldi. Arkadaş dinledi, “Onunla Kocasinan Belediyesi ilgilenir, onlara söyleyin” dedi…
***
“Ben nereden ulaşayım, siz ilgililere aktaramaz mısınız” dedim… “Telefon imkânlarıolmadığını” söylediler… “Diyen burada gitti!”dedim kapattım… Bir saat sonra, ekrana düşen telefonumdan aradılar. Tekrar sordular olayı, dinlediler, bu sefer, “Onunla falan yer ilgileniyor” deyince muhatabım;“Arkadaş, lafımı geri aldım; diyen buradan gitti!” dedim ve kapattım…
***
Ben mi tersim; yoksa her ters iş mi bana denk gelir? Bilemem ama bildiğim bir şey var: Belediyeye ait bir pasajda, muhtemelen, bir köpek ölüsü var… Bunu bildirmek için de akla ilk zabıta gelir… Her halde Başkanı arayacak değilim. Görevleri olmasa bile, not alırlar, ilgili yere durumu iletirler… Ben nereden bileyim, Kocasinan Belediyesi’nin ilgili birimini…
***
Hep şunu dedim, bir kez daha diyorum: Sayın Başkan; çalışanlara “Ya kafanızı ya da adresinizi değiştirin!” diyemediğiniz sürece, bürokrat “ip atlatır!” size ve hemşerilerinize…