Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 04.04.2022 13:34

ALİ ERBAŞ

Facebook Twitter Linked-in

Ali Erbaş Prof., İlahiyatçı, Diyanet İşleri Başkanı… Mustafa Kemal’i, kurucusu olduğu Diyanet İşleri’nden dışlayan, onu yok sayan kişi… Biz zahire göre karar verenler cümlesindeniz. Bu açıdan baktığımızda Erbaş, Atatürk’ten ve onun devrimlerinden haz duymayan birisi.

***

Epeydir gündemde gözükmüyordu ama bir vesile ile gündeme geldi. Neymiş efendim, Mustafa Kemal, Cuma hutbelerde adı geçmemesini bizzat kendisi istemiş. O nedenle adını anmıyorlarmış. Yoksa bir başka amaçları yokmuş. “Yersen tabii!”

***

Bay Erbaş gibi, siyaset ile iç içe olmuş bir Başkan görmedi bu ülke. Hem kendisinin be hem de kurumun daha fazla itibar kaybetmemesi için bir an önce ayrılmasında sayısız yarar var.

***

Peki, Atatürk ile ilgili konuda bir belge var mı? Varmış efendim. Onu da Sözcü’den Saygı Öztürk ile paylaşmış. Şunları söylemiş: “Gönderdiğim belge dolayısıyla hutbelerde isim anılmamasını merhumun kendisi istememiş. Daha sonraki süreçte de hiç hutbelerde yazılmamış. Ben 50 senedir Cuma’ya gidiyorum, pek hatırlamıyorum. Gazi hazretleri, hutbenin namazın bir parçası olduğunu bildiğinden dolayı böyle bir karar aldırmış olabilir. Cumhuriyet tarihi boyunca bu karara hep uyulmuş. Darbe dönemlerinde belki darbecilerin hazırlayıp gönderdiği bir iki hutbede olabilir, bilmemeleri sebebiyle. Bu Atatürk’ün kararına uygun hareket etmemek anlamına gelir. Biz her vesileyle anıp, duamızı yapıyoruz.”

***

Tabii, belge Osmanlı Türkçesi ile olunca, bizler de “afiyetle yedik!”. Doğru sandık… Ama kazın ayağı öyle değilmiş. Ya arkadaş ilahiyat Prof’u olmasına rağmen Osmanlıca okumayı bilmiyor ya da “nasıl olsa bilen olmaz!” diyor.

***

Tabii, Osmanlıca belge okumanın ustası Murat Bardakçı ile tarihçi Sinan Meydan doğrusunu verdiler. Ve Bardakçı; “uydurmayın!”, dedi… Bu lafı işiten birisi, ya “uyduran kim? Benim söylediğim doğru!” der ısrar eder ya da, “fark edildiğini” anlayınca, gereğini yapar, hemen ayrılır görevden… Bulunduğu makamın yüceliği de bunu gerektirir.

***

“Uydurmayın!” diyen Bardakçı doğrusunu söyledi: “O belgede bahsedilen kişinin Mustafa Kemal değil, Halife Abdülmecid Efendiolduğunu söyledi. Bu laftan sonra istifa etmek düşmez mi Erbaş’a… Ama nerede o yiğitlik.

***

Tabii, yılların kurt gazetecisi Sözcü yazarı Emin Çölaşan da topa girdi… “Geçtiğimiz Pazar günü bizim gazetede Saygı Öztürk’ün bir yazısı çıktı. Saygı, Diyanet Başkanı Ali Erbaş’a sormuştu: ‘Hutbelerde Atatürk’ün ismine niçin yer vermiyorsunuz?’ Erbaş bu soruya belge ile (!) ve derhal yanıt verdi. Buna göre ortada Cumhurbaşkanı Atatürk’ün de imzası olan bir Bakanlar Kurulu Kararnamesi vardı. Tarihi, 5 Mart 1926… Bugünü Türkçe karşılığı şöyle: ‘Bundan sonra hutbelerde isim anılmadan milletin ve Cumhuriyet’in selamet ve saadetine dua edilmesi…’”.

***

“Cumhuriyet’in faziletlerini unutan Ali Erbaş bu belgeye sığınıyor, 1926 yılındaki yasaklama nedeniyle hutbelerde Atatürk’ün ismine yer verilmediğini (!) savunuyordu. Kendini aklamak için böyle bir gerekçe üretmişti. Devreye (…)tarihçi gazeteci arkadaşımız Murat Bardakçı girdi ve Erbaş’ı somut belge ile yalanladı.”

***

 “Bu kararnamenin tarihi 5 Mart 1926 değil, 5 Mart 1924’tür. Dolayısıyla hutbelerde isminin geçmesi istenmeyen şahıs Mustafa Kemal değil, hilafetin o tarihten iki gün önce kaldırılması üzerine aynı gün Türkiye’den yurt dışına postalanan Halife Abdülmecit’tir. Yani hükümet kararnamesi bundan böyle halifenin ismi hutbelerde geçmesin diye çıkarılmıştır…”

***

Sinan Meydan da Sözcü yazarı Saygı Öztürk’e, söz konusu belgeyi ve Ali Erbaş’ın iddialarını değerlendirdi.“O karada ‘Hutbelerde isim zikredilmeksizin” denilirken kastedilen isim ATATÜRK’ün ismi değil, HALİFENİN ismidir. Şöyle ki: 3 Mart 1924’te halifelik kaldırıldı. Halifelik kaldırıldıktan ve halifenin yurt dışına sürgün edilmesine karar verildikten sonra -doğal olarak- artık olmayan halifenin adının hutbelerde anılması da söz konusu olamazdı.

 

Bu nedenle 5 Mart 1924’te Gazi Mustafa Kemal imzalı Bakanlar Kurulu kararnamesiyle ‘Bundan böyle hutbelerde isim zikredilmeden milletin ve Cumhuriyetin selamet ve saadetine dua edilmesi’ kararı alındı. Bu kararla hutbelerde ‘Halifenin isminin zikredilmemesine’ karar verildi. İşte, Diyanet İşleri Başkanı’nın ‘Belgesi de var! Atatürk hutbelerde kendi isminin anılmasını istememiş!’ dediği belge bu…

***

Meydan devam ediyor; “Her ne kadar Diyanet İşleri Başkanı halka açıklamasa da 5 Mart 1924 tarihli kararda ‘Hutbelerde isim zikredilmesin’ denilirken söz konusu ismin HALİFENİN İSMİ olduğunu açıkça kanıtlayan başka belgeler Cumhuriyet Arşivi’ndedir. İşte, Diyanet İşleri Başkanı’nın halka açıklamadığı o belgelerden biri: 5 Mart 1924 tarihli Bakanlar Kurulu kararının ardından, 6 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı,  ‘Halife ve hilafet mevcut olmadığından hutbelerde millet ve cumhuriyetin selamet ve saadetine dua edilmesinin ilgililere tebliğini’ istiyor.”

***

Ya, Ali Bey işte böyle… Gerçeklerin, bir gün mutlaka, açığa çıkma gibi bir huyu varmış.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —