Çarşamba gününe kadar olan yazılarımı, Cumartesi akşamı bitirip gazeteye gönderdim.
Bu saatten sonra, hafta içinde daha ne kadar gelişme olabilirdi ki, bitireyim, dinleneyim biraz diye düşündüm.
Ancak Pazar günü sabah, ekonomide yine bir deprem yaşadık ve benim yazı programım tepe taklak oldu. Daha doğrusu ben öyle düşündüm ve yazıların sırasını değiştirmeye karar verdim kiii…
İşte tam bu sırada Kayserimizin o güzel türküsü, genelde Sevgili ablam Yıldız Ayhan ya da Rahmetli Ahmet Gazi Ayhan’dan dinlediğimiz türkünün o bölümü aklıma geldi, dilime dolandı…
“Yârim Sen Gideli Yedi Yıl Oldu/Diktiğin Fidanlar Meyveye Geldi/Seninle Gidenler Sılaya Döndü/Gayri Dayanacak Özüm Kalmadı/Gençlik Elden Uçtu Gitti, Gelmene Lüzum Kalmadı.”
De ki Türkü aklına nereden geldi, neden diline dolandı durdu da habire söyledin durdun?
Sabahtan itibaren döviz kurunda bir zıplama başladı ve dolar kuru akşam saatlerine doğru 8,49 seviyesine geldi ve günü 8.02 seviyesinde kapattı…
Çok da beklenen bir şey değildi ama belli ki bir yerden tepik geldi de yükseldi ve oynamaya başladı.
Pazartesi saat 12.05 sıralarında ise 7,9768 seviyesine kadar gelmişti ama, yine de geleceğinin ne olacağını pek kestirmek mümkün değildi.
Bunu hemen irdelemem ve ekonomi hakkında fikir açıklamam gerekir diye düşünürken…
Naci Ağbal’ın TCMB’sı başkanlığından gece yarısı operasyonu ile alınmasının ve yerine de “Faiz sebep, enflasyon sonuç” tezini savunan ve bu suretle Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın gözüne girdiğini sandığım bir akademisyenin getirilmesinin etkisi var mıydı?
Bu soruyu sormak bile gerçekten abesle iştigal olurdu.
Belli ki piyasa, birden bire, aniden yapılan operasyona tepki vermişti.
Aynı zamanda ekonomide yine bir güven krizinin çıktığının resmi idi döviz kurundaki yukarı ani hareketlilik. Uluslar arası dev finans kuruluşları, kendilerine göre yorumlara başlamıştı. Demek oluyor ki “Bende döviz yükseldi veya alçaldı ise sana ne” diyemeyeceksiniz.
Peki ben; yazı programımı değiştirip araya gelişmeyi sokmalı mıydım, yoksa sokmamalı mıydım? İşte tam bu arada türkü aklıma geldi, başladım söylemeye. Hem de kaba boydan…
Ne alaka değil mi?
Alakası türkünün son mısrasında…
Diyor ya, eşine sesleniyor ya, “Gelmene lüzum kalmadı” diye…
Olan olmuş, biten bitmiş, dolar almış başını gitmiş geleceğinin ne olacağını kestiremiyorsunuz, zaten yapılan operasyon ekonomi için bir harakiri anlamında idi…
Veee… Yazsan n’olacak, yazmasan n’olacak…
Yazı programını bozup araya girsen n’olacak, girmesen n’olacak…
O zaman hiç programı bozmadan konuyu Perşembe’ye getirdim koydum…
XXX
Durum değerlendirmesini uzmanına bırakayım istedim ve…
Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun yoruma kulak verdim…
"Türkiye ekonomisine, piyasalara ilişkin görüş mesafesi zaten azdı. Bu durum aşılmaya çalışılıyordu. Bu gelişmeyle bu görüş mesafesi iyice azalmış oldu. Özetle iyi bir gelişme olmadı. Ekonomik ve siyasi istikrara çok ihtiyacımız olan bir dönemdeyiz. Bilinen-bilinmeyen ortamından, bilinmeyen-bilinmeyen ortamına bir geçiş yaptık. Böyle bir ortamda tahmin yapmak da güçleşiyor. Para politikasına ilişkin sayın TCMB Başkanı'ndan ilk mesajlar geldi. Ancak TCMB başkanlığında yaşanan bu denli sık değişim ve bu değişimin ötesinde politikada da yaşanan değişiklik bundan sonra da belirsizliği yüksek tutacaktır. Bu, ekonominin içinde olan hiç kimsenin istemeyeceği, tercih etmeyeceği bir şeydir ve buna göre fiyatlamaları yapılacağı bir ortamdır. Finansal piyasalar açısından bakıldığında haftanın ilk günü çok volatil bir gün olacaktır. Döviz kuruna ilişkin gelişmeler önümüzdeki dönemde enflasyon beklentilerini muhtemelen yukarıda tutacak. Faiz beklentilerini yukarıda tutacak." (Alıntı)
Peki iş dünyası bu konuda ne diyor, çünkü özellikle sanayiciler açısından önemli bir hareketlene idi.
O zaman “Patronlar Kulübü” diye andığımız “TÜSİAD”a kulak asmak istiyorum, şöyle değerlendiriyor TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç…
"Politikaya dair herhangi bir öngörü yapabileceğimiz bir dönemde olmadığımızı düşünüyorum. Erken bir faiz indiriminden ziyade 15 Nisan'a kadar ara bir toplantıyla faiz indirimine gidilmeyecektir. Ama konu bu değil. Muhtemelen enflasyonla mücadelede sekteye uğramış bir durum içine giriyoruz. Sağlıklı bir büyüme ve öngörülebilir bir yatırım ortamı istiyorsak birtakım önemli kurumların politika yapma becerisini geri kazanması gerekiyor. Bunu kazanmaya çalıştığımız bir 4 ayı geride bıraktık. Oldukça frekansı sık bir şekilde TCMB başkanımızın değiştiğini görüyoruz. Benzer şekilde TÜİK başkanları değişiyor. Bunlar kurumların öngörülebilirliğini ve politika yapma kapasitesini azaltıyor. Böyle bir durumda ülkenin uzun vadeli bir büyüme yakalaması imkân dâhilinde değil. Bu sadece Türkiye'ye de has bir durum değil. Kurun Pazar günü verdiği tepkiye baktığımızda işlem hacminin 1,4 milyar dolara yakın bir hacim olduğunu görüyoruz. Normalde gecede 150 milyon dolarlık bir hacim olur. Bunun neredeyse 10 katı bir hacim söz konusu. Volatil (Oynak) bir dönem bekliyor bizi. Çok fazla bilinmeyen ortama geçiyoruz. TL'ye de itibar kazandırmaya çalıştığımız bir dönemde. Fiyatlama zaten durumu ortaya koydu. Bu fiyatlamanın da kısa vadede sakinleşmesini beklemiyorum.” (Alıntı)
XXX
Görüldüğü gibi akademik çevreler de iş çevreleri de şaşkın vaziyette…
Bir de vatandaş açısından bakarsak nasıl olacak dersek…
Vatandaşın cebinde Türk Lirası yok ki dövize kafa yorsun ama…
Kafa yorduğu şey, dövizde yukarı doğru hareketlenme olursa, fiyatlarda durum ne olacak? Çünkü vatandaş, gerçekten geçim derdinde…
XXX
Ancak ben, yapılan operasyon ile ortaya çıkan sonucu, sadece ekonomi içinde düşünemiyorum. Altından başka amaçların çıkacağını ve çıkaracaklarını, Türkiye’yi her yönüyle etkileyeceğini düşünüyorum.
İktidar, rotayı kaybetmiş, dümen kitlenmiş, nereye gittiğini bilmez durumda ve amacı da toparlamak değil…
Ortamı şu ya da bu şekilde karıştırıp, önümüzdeki seçimde bir şekilde daha iktidarda kalma çabasını sürdürmektir.
Tamam da, seçmen gidişata izin verecek mi?
İşte tam da burası, zurnayı çalmayı bilmeyenin çıkardığı kötü sesin duyulduğu, ortaya çıktığı durum…
Cumhur ittifakının seçmeni ne yapacağını, neye karar vereceğini, gidişata dur deyip demeyeceğini gerçekten bilmiyor…
Onlara göre aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık…
Karar verirken asıl düşündüğü ülkenin ve kendinin geleceği değil. Onların düşündüğü acaba başka bir partiye oy verirse, Cumhur ittifakını alaşağı ederse, din elden gider mi?
Cahil toplum, seçmen bilmiyor ki “Din”, onların dayattığı “Din” değil…
Gerçek İslam’ın ve Allah’ın emri aynen şöyle…
Nisa suresi, 58. Ayet: “Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semî'dir, çok iyi duyar; Basîr'dir, çok iyi görür.”
Gerçek ortaya çıktı ki, yönetici olarak ehil değiller.
Eğer İslam inanışını Allah’ın, Peygamberinin ve Kuranın önüne çıkararak yalancıların sözüne inanırsanız…
Ayette de belirtildiği gibi: “Allah Semî'dir (İşiten), çok iyi duyar; Basîr'dir (Görmek), çok iyi görür.”
Artık buradan sonra söylenecek söz var mı? Burada türkünün sözlerini de “Olan oldu, ülke elden gitti, söylemene lüzum kalmadı” diye değiştirirsek doğru olur kanısındayım…
XXX
Bu arada Pazartesi günü Ankara’da ilginç bir durum yaşandı. Evim ile TBMM arası 23 kilometre civarında. Öğle saatleriydi, dışarıdan çok büyük bir patlama sesi geldi. Pencereye koştum refleks ile ve gördüm ki, hafifçe yağmur yağıyordu. Görünürde bir şey yoktu. Galiba yıldırım düştü diye düşündüm, ama nereye, yakına olsa gerek.
Sonra haberler geçmeye başladı. TBMM bahçesinde bir ağaca düşmüş, ağacın bir dalı kopmuş ve altından geçmekte olan aracın üstüne devrilmiş. Ölen-kalan her hangi bir durum yok, aracın hasarından başka…
Aklıma gelen şeye bir güldüm ki sormayın. Acaba meclistekiler ilk anda ne düşündü. Çünkü bahçesine düşen yıldırımın çıkardığı sesi, bombalanma sesi olarak algılayabilirlerdi. Çünkü kısa süreli bir panik yaşanmış haberlere göre…