Bildiğiniz gibi "Akıl" denilen şey kalmadı ya bizde, işte o kalmayan aklımı zorladım, geriye doğru tüm belleğimi yokladım...
Yok... Yok... Yok...
"Ya huuuu..." dedim aklıma, "Vardır mutlaka bir yerde bir bi şey, bul çıkar şunu da, sonunda aklımızı bırak, el âleme rezil rüsva olmayalım" dedik...
Dedik demesine de dediğimizle kaldık, hiç de bir şey bulamadık...
En kaba laf, o dönemlerde İsmet Paşa'nın duymaması ve işitme cihazı kullanması dikkate alınarak "Sağır" denilmişti.
Ne mi anlatıyorum?
Arkadaş, siz farkında değil misiniz? Günlerden beri aklınıza gelebilecek her yerde, nezaketi bırakın bir yana, akıl almaz derecede hakaretler uçuşuyor. İşin ilginç yanı, en çok da TBMM çatısı altında oluyor bunlar...
Ben de yaş farkını ortaya "Şahit" diye koyarak geriye doğru beynimde, belleğimden sorguladım, sanki googlede sorgular gibi, bir şey çıkaramadım...
Aradığım şuydu...
Son 10 yıldan bu yana, siyasi ortamdaki iktidar, muhalefet ve diğer siyasiler arasında yaşanan diyaloglarda, bugünkü gibi bir ortam var mıydı?...
Ben bulamadım, dediğim gibi bir tek İsmet Paşa için söylenen sözü bulabildim.
Oysa, siyasi hayatımızın içinde o kadar renkli kişiler vardı ki, bugün "Ben siyasetçiyim" diyen, diyebilenlere, gerek belagat (İyi söz söyleme, inandırma becerisi) gerekse mizah yönleri itibariyle bin basarlardı.
Aklımda kalan bir kaçının, hepsine da Allahtan rahmet dileyerek adını vereyim.
En başta, Osman bölükbaşı, Kasım Gülek, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Erdal İnönü ile Necmettin Erbakan...
Bazıları güzel konuşmaları, bazıları ise mizah tarafları ile tanıdıklarımız.
Diğer yandan, "Devlet Adamı" ağırlığı içinde, her laflarını seçerek konuşanlar vardır. İşte onlar da İsmet İnönü, Celal Bayar ve Adnan Menderes idiler...
Bazıları da vardı ki, hiç konuşmazlardı. Çünkü konuştuklarında çam devirirlerdi ama hakaret etmezlerdi.
Mizah, sanıldığı kadar kolay bir şey değildir. İnce bir çizgisi vardır. Doğru yapıldığında da karşısındakinde acı bir iz bırakır. Öğreticidir, yol gösterir. İyi ile kötünün mücadelesini görürsünüz. Olumlu akılda kalıcı, ince nüktedan bir şekilde verilir. Ayrıca mizahın en önemli yanı, zekice yapılan esprilerdir ve ince bir zekânın ürünüdürler.
Bir de bugüne bakalım mı?
Bence bakmayalım. Çünkü siyasetçilerimizin en çok nemalandıkları ve kendilerine üstünlük sağladıkları konuşma şekli, hakaret oldu.
Kimin başlattığı önemli değil. Önemli olan, nasıl oldu da bu noktaya geldik diye kendinize sorabilme cesaretinizin olması. Sorarsanız eğer, cevabını da bulmanız çok zor olmayacaktır. Çünkü millet olarak hemen her ortamda kavga etmeyi, ederken de ağzımızı dağıtmayı pek sever olduk.
Allah, umarım ki kalmayan aklımızı biraz şarja bağlar...
XXX
Yazı, bugünün yazısı değil, tam beş yıl öncesinin yazısı.
08 Nisan 2016 tarihindeki köşemde aynen bunları yazmışım…
Peki, bugün neden yine tekrarladım, ya da şöyle ifade edeyim, tekrarında fayda buldum dersiniz?
XXX
Geçen beş yılı bir daha gözden geçirdim…
Baktım, düzelen, olumlu yönde bir gelişme var mı?
Yok…
Vallahi de yok, billahi de yok, hatta giderek de dozunu artan bir şekilde, siyasette edep, adap dışı söylemler ortalık yerde uçuşup duruyor.
Arada millet olarak bizler de nasibimizi alıyoruz.
Şöyle…
Bir konuda düşüncelerimizi ifade etsek ve o düşünceler de iktidar tarafının hoşuna gitmese!...
Ne illetimiz, ne zilletimiz, ne hainliğimiz, ne teröristliğimiz kalmıyor…
Hadi siyasilerinin birbirlerine karşı söylediklerine bir şey demiyoruz,diyemiyoruz alışkanlık yarattı da millet olarak bizin kabahatimiz, kusurumuz ne ki?
XXX
Zirveden baktığınızda, ılklımdan salkımdan gördüğünüz yere geldiğinizde, ya hayran olursunuz ya da hayal kırıklığına uğrarsınız.
Size 2730 rakımlı Güzeldere geçidinden verdiğin görüntüde, “Aşağıda baktığınızda Hoşap Kalesini görürsünüz” demiştim…
Orası, Van iline bağlı Güzelsu beldesi ve Hoşap kalesinin olduğu yer.
Yanına gelince, hayran kalırsınız, düşünürsünüz.
Adını, içinden geçen akarsudan alır. Hoşap, “Tatlı su” demektir ve akan su da tatlı sudur. Kale Urartular zamanından kalmıştır.
İç kale giriş kapısı üzerindeki kitabede, Mahmudi Süleyman Bey tarafından, 1643 tarihinde inşası tamamlatılarak günümüzdeki halini aldığı yazıyor.
Bir başka anlatımla, orta çağlardan bu yana ayakta kalabilen ve günümüze kadar gelebilen ender tarihi yapılardan biridir.
Güzelliği ve uzun yıllardır ayakta kalışına bakarak, hayran hayran izlersiniz. İşte size, beni objektifimden Hoşap Kalesi…
XXX
Şimdi size soruyorum, ülkenin geleceğinde göreceğimiz noktanın hayranlıkla izlenebilen bir yer olacağından emin misiniz?.
