Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 20.07.2023 11:27

AĞUSTOS BÖCEĞİ İLE KARINCA...

Facebook Twitter Linked-in

Geçenlerde çok sevdiğim, saydığım bir abim, “büyüklerimizi dinlerken aklıma hep seni meşhur ‘Ağustos Böceği ile Karınca’hikayen geliyor”, dedi ve ekledi; “ne bitmez tükenmez kaderimiz varmış, masal dinleye dinleye bir ömür bitirdik!”

***

 (La Fonten)in ünlü Ağustos Böceği İle Karınca masalını ya da fablını bilirsiniz... Yine bilirsiniz,  (La Fonten) fabllarıyla yani hayvanları konuşturan masallarıyla ünlü bir Fransız ve Parisli... 

***

Bu masal bence; “Büyüklere masaların” şaheseridir...  Çalışmanın, alın terinin ne derece erdemli olduğu; yazın alın teri dökenlerin kışın ne derece rahat ettiği; yazın kaytaranların kışın ne denli sıkıntı çektiği anlatılır bu masalda... 

***

Gerçek hayat öyle mi? Gerçekten hayat, fablda anlatıldığı gibi mi? Yersen tabi “evet”; bizim gibi delinmedik bir kulağınızın arkası kaldıysa “nah” dersiniz.

***

Yine bilindiği gibi bu masalda karınca büyüklerimizin dediği çalışkan; Ağustos Böceği de kaytarıcı, tembel insanı temsil eder... Öyle ya bizlere büyüklerimiz de bize hep karınca gibi olmamızı tavsiye ederlerdi... 

***

Şimdikilere ne tavsiye ediliyor? Bilemiyorum... Ama “sabredin”, “şükredin” dediklerini; Hocaefendiler vaazlarında, videolarında;“Cennette en fazla fakirleri gördüm!”, “Fakirler zenginlerden 500 yıl önce cennete gidecek!”, “Fakr benim fahrimdir (iftihar vesilemdir)" türünden bir sürü mevzu hadis (uydurma hadis) ile insanları kontrol altında tutuklarını biliyoruz. 

***

Tabii,bununla birlikte;“paran kadar konuş!”; “kaç paralık adamsın!”; “ite bak yattığı yere bak!”, “it yatağında ekmek ufağı mı olur?” sözlerinin ilke olduğu günümüzde,  büyüklerimizin“köşeyi dönün!” dediklerinden eminim. Ben,“Ağustosböceği, Karınca” masalın, ufak tefek ilavelerle farklı bir uygulamasını vermeye çalışacağım...  Daha önceleri de çok vermiştim...

***

Efendim. Zaman, zemherinin hüküm sürdüğü günler... Dışarıda çat ayazı var; tükürüğü donuyor, insanın... Ortalık kar ve buzla kaplı... Kuş uçmuyor, kervan geçmiyor... Evliya Çelebi merhumun dediği, damdan dama atlayan kedinin havada buz tutuğu kışları anımsatıyor. Karınca, evine çekilmiş;  odunu kömürü hazır... 

***

Kışlık erzak dizmiş, raflara... Rahat bir biçimde divana uzanmış, TV seyrediyor... Bir yanda gürül gürül yanan sobanın üzerinde fasulye pişiyor... Pişen fasulyenin kokusu, mis gibi etrafa yayılıyor... Yanına “Şıh Aslanın somunu”, bulgur pilavı, bir tabak turşu, bir tas ayran ve bir de bir baş Hacılarsoğanı koydu mu, yemeye doyum olmaz... 

***

Aklına birdenbire, yersiz yurtsuz; ipsiz çulsuz, yazın “keman çalan”, şarkı söyleyen, daldan dala gezen ağustos böceği geliyor... Ne de olsa arkadaşı... Arkadaşının ne halde olduğunu tahmin ediyor... Acıyor...  İçini çekiyor; “keşke bana sığınsa, nasıl olsa bölüşülecek bir sokum ekmeğim var!”

***

Tam bu esnada kapısı çalınıyor... “Hayırdır inşallah... Bu kışta kıyamette gelen kim acaba?” diyor ve kalkıp kapıyı açıyor...

***

Kapıyı açınca, gördüğü manzara karşısında gözlerine inanamıyor!... Gözlerini ovuyor...  Karşısında ki, biraz önce acıdığı, ekmeğini bölüşmek istediği Ağustos Böceği, değil mi? Bizimkisi, kürkler içerisinde... Başında astragan bir kalpak ve bir kürk... Ayağında yılan derisi çizmeler... On parmağında on pırlanta yüzük... Son model bir (Rolsroys), bir şoför ve bir de koruma... Buyur ediyor, içeri alıyor.

***

Hoş beşten sonra Ağustos Böceği:

“Karınca kardeş... Karayip’lerden geliyorum; Yılbaşı için Paris’e gidiyorum... Geçerken bir şöyle bir uğradım... Hatırını sormak istedim. Bir isteğin, Paris’e götürülecek bir sözün var mı?”

Karınca, şöyle bir içini çekti... Bir müddet sessiz kaldı...  Derin derin düşündü, acı acı güldü...

“Teşekkür ederim... Zahmet etmişsiniz... Size iyi yolculuklar, bol eğlenceler, iyi Noeller dilerim. Vaktiniz olursa, (La Fonten)e de bir uğrayın... Biliyorsunuz Paris’te oturur... Selamlarımı iletin... Anasının gözlerinden öptüğümü söylemeyi de unutmayın. Ne demek istediğimi, o anlar!..”

***

Bu masalın, günümüze uyarlanmasını nasıl buldunuz? 

Kim mi uyarladı? 

Ben değilim ama önemli mi?

***

Galiba merhum Muzaffer İzgü idi, yazarı… Akbaba’da okumuştum… Aklımda bu kadarı kalmış.

***

Evet. Masal dinleye dinleye bir ömrün sonuna geldik... “Seyre daldık gonce-i handânı bir ömür bitti!... Aslıda, masal dinleyen ilk nesil de değiliz...  Anlaşılan son da olmayacağız!..  Öyle ya!..Büyüklerimiz ne derse doğrudur... Bizlere inanmak; “karınca” olmak düşer... 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —