Menü Kayseri Gerçek Haber
KADİR DAYIOĞLU

KADİR DAYIOĞLU

Tarih: 13.03.2022 12:07

AĞUSTOS BÖCEĞİ İLE KARINCA...

Facebook Twitter Linked-in

(La Fonten)in ünlü Ağustos Böceği ile Karınca Fabl’ını bilirsiniz... Duymayanımız da pek kalmamıştır... Fabıllarıyla yani hayvanları konuşturarak yazdığı hikâyelerle ünlü... Parisli...

***

Bu hikâye bence; “Büyüklere masaların” şaheseridir... Çalışmanın, alın teri dökmenin ne derece erdemli olduğunu; alın teri dökenlerin ne derece rahat ettiğini; yazın oynayanın kışın ne denli sıkıntı çektiği anlatılır bunda... Aklı sıra insanlara öğüt verir... Büyüklerimiz de karınca gibi olun der. Ama Bizim Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Bey de; “Fukaralığa, açlığa karşı sabrı telkin ediyor. Mükâfatının öte dünyada” olduğunu söylüyor! O da bir başka masal anlatıyor, (La Fonten) gibi.

***

Hoca efendiler; “Fukaralar zenginlerden bir rivayete göre, 70 yıl önce cennete gidecek!” diye fetva veriyor, vaazlarında. Tabii, bunu diyenler “ulumu fenniye” bilmediklerinden, sürekli “ulumu diniye” tavsiye ettiklerinden, sonsuz âlemde, 70 yılın ne anlama geldiğinden idrakten acizler.

***

Yine tabii, fakir/fukara takımı da bunlara inandıklarından; “Boş ver bu lafları… Zenginliği ver bana, 70 yıl sonra cennete gitmeye razıyım!”, diyemiyor. İşte, (La Fonten’in) masalı da bizimkilerin anlattıkları masala benzer. Ama nice sonrada olsa karınca bunun farkına varıyor. Bakınız nasıl?

***

Yine bilindiği gibi bu masalda karınca çalışkan; Ağustos Böceği de kaytaran insanı temsil eder... Bu masalın farklı bir uygulamasını vermeye çalışacağım... Daha önceleri de vermiştim... Günün anlam ve önemine binaen tekrar vermek ihtiyacını hissettim... Aslında bir yerden alıntı yapmıştım. Aradan yıllar geçti unuttum. Not da almamışım.

***

Efendim. Zaman, zemherinin hüküm sürdüğü günler... Zemherinin çat ayazı, var... Ortalık kar ve buz... Kuş uçmuyor... Hava soğuk mu soğuk... Evliya Çelebi merhumun dediği gibi Erzurum’da; damdan dama atlayan kedinin havada donduğu kışlan anımsatıyor...

***

Karınca, evine çekilmiş... Odunu, kömürü hazır... Kışlık erzaklarını dizmiş... Rahat bir biçimde divana zanmış, TV seyrediyor... Bir yanda gürül gürül yanan sobanın üzerinde fasulye pişiyor... Pilav dinlenmeye bırakılmış. Bir tas turşu ile bir baş soğan da hazır. Pişen fasulyenin kokusu mis gibi etrafa yayılıyor... Diğer taraftan da TV’den 9/8’lik Romen havaları var…

***

Aklına birdenbire, yersiz-yurtsuz; ipsiz-çulsuz Ağustos Böceği geliyor... Arkadaşının ne halde olduğunu tahmin ediyor... Acıyor... İçini çekiyor; “Keşke bana sığınsa, bölüşülecek nasıl olsa da bir ekmeğim var!” diyor... Tam bu esnada kapısı çalınıyor... “Hayırdır inşallah... Bu kışta kıyamette gelen kim acaba?” diye soruyor ve kalkıp kapıyı açıyor...

***

Kapıyı açınca, gördüğü manzara karşısında gözlerine inanamıyor! Gözlerini ovuyor... Karşısında biraz önce acıdığı, ekmeğini bölüşmek istediği Ağustos Böceği... Fakat astragan kürkler içerisinde... Saçını yaptırtmış... Başında aynı kürkten yapılmış bir şapka ve fular… Ayağında rugan çizmeler... On parmağında on pırlanta yüzük... Son model bir (mersedes) araba, bir şoför ve bir de koruma...

***

Karınca gördüklerine inanamıyor; “Hayrola karınca kardeş, içeri girsene!”, diyor. O da teşekkür ediyor; “Acelem var giremem… Uzak doğudan geliyorum... Kış başını orada geçirdim… Noel’i kutlamak ve kışı geçirmek için Paris’e gidiyorum... Geçerken bir şöyle bir uğradım... Hatırını sormak için... Bir isteğin, Paris’e götürülecek bir selamın varsa yerine getirmek istiyorum!”

***

Karınca, şöyle bir içini çekiyor... Bir müddet sessiz kalıyor... Derin derin düşünüp, acı acı gülüyor: “Teşekkür ederim... Zahmet etmişsiniz, şu kışta kıyamette... Size iyi yolculuklar, bol bol eğlenceler dilerim. Vaktiniz olursa, (La Fonten)e bir uğrayın... Selamlarımı iletin... Anasının gözlerinden öptüğümü söylemeyi de unutmayın... Ne demek istediğimi, o anlar!..”

***

Evet. Masal dinleye dinleye bir ömrün sonuna geldik... “Ömrümüzün son demi son baharıdır artık!” Masal dinleyen kaçıncı nesiliz bilemiyoruz. Şimdikilerin diğerlerinden farkı, “din/inanç” soslu olması… Önce “Küçüklere masaları” dinlerdik, şimdi ise “büyüklere!” Aslıda, dinleyen ilk nesil de değiliz... Anlaşılan son nesil de olamayacağız!..

***

Etrafımız, içimiz dışımız, sağımız, solumuz düşmanlarla dolu... Bizi kıskanmayan hemen hemen kimse yok. Her an bölmek istiyorlar!.. Bir de CEHAPE zihniyeti olmasa; “iki ayyaşın!” ruhu ortalarda dolaşmasa. İşlem tamam… Zira, her türlü kötülüğün evveli de ahiri de iç/dış düşmanlarla, CEHAPE zihniyeti ve “iki ayyaş!”. Büyüklerimiz böyle diyor... Bize inanmak düşer... Ama... Bir de işin aması var:

***

Sürekli bu gerilim altında yaşayan, kamplaşan 84 Milyon nüfus... Kişi başına 10 bin doların altında yıllık gelir... Gelir dağılımı, sizlere ömür... Açlık sınırının altında yaşayan milyonlar... Eğitim ortalaması 6 yıl... Evrensel bilim ve kültür/sanat hayatında esamimiz okunmuyor; “afur tafurumuzdan” yanımıza yaklaşılmıyor...

***

Kadın cinayetlerinde, “yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar”, soygun da dünya klasmanındayız... 20 inci yüzyıla yaşadığı iç ve dış sorunlarının neredeyse tamamını 21 inci yüzyıla taşıyan bir toplum... Oturmuşuz; “AB’ye girelim mi girmeyelim mi?”; “Batılı olalım mı olmayalım mı?”, “Yerli ve milli olalım mı olmayalım mı?” diye birbirimizi yiyoruz!.. Afiyet olsun efendim!..


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —