Geçen gün çıkan “AGÜ” başlıklı yazımda; “Öğrenebildiğim kadarıyla, eski arkadaşlarından sadece Bekir Abi (Yıldız) varmış toplantıda… Bekir Beyi tebrik ederim, “cesaret-i medeniyesi” nedeniyle. “Abdullah Abime söz söyletmem!” diye caka satanlar tüymüşler, yoklarmış ortada… Nasıl olsunlar; kazandıkları konfor ve pozisyonu kaybetme endişesi taşıyorlar, haklı olarak”, demiştim.
***
Basından aldığım bilgiler doğrultusunda, bu “ahde vefa” davranışını tebrik etmiştim. Oysa, dostumuz Hami Kıranatlıoğlu’nun uyarısı üzerine, “tebrik” sözümü geri alıyorum. Zira, Yıldız, bir arkadaş/dost olduğu için değil, Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili olarak katılmış, protokol gereği. Toplantının yarısında da ayrılmış. Ödül töreninde, hediye vermek için anons edilmesine rağmen, yokmuş. Belli ki, yoğun işi nedeniyle ayrıldı; yine belli k; Memduh Başkan da yoğun işi nedeniyle teşrif edememiş, toplantıya.
***
Anlaşılan; Tayyip Bey iktidarda olduğu, AGÜ’nün, her törenine Abdullah Bey geldiği sürece AK Partili başkan ve milletvekillerinin yoğun işi olacak, o nedenle de toplantılara katılamayacaklar. Bu bana neyi anımsattı biliyor musunuz? 1994’lerde, Milli Bayramlarda hep Kayseri dışında işi çıkardı “Milli Görüşçü” başkanların. Onlar da terk ederlerdi Kayseri’yi…
***
Aslında bu tür etkinlikleri, AK Parti başkan ve milletvekillerinin takvimine göre ayarlamak, “boş vakitlerine” denk getirmek gerekir. Ben AGÜ sekretaryası yerinde olsam, bir program yapmadan önce bu zevâtı arar; “Münasip mi acaba efendim?”, diye sorar; aldığım yanıta göre, Sayın Gül’e dönerim… Programa son şeklini veririm. Öyle ya, Abdullah Bey de “işsiz-güçsüz”, zaman onun için fark etmez, ikametgahında bunaltı içinde vakit geçiriyor; her gün bir “eski dost yüzü” arıyor.
***
Benim bildiğim, Yıldız ile Abdullah Beyin arkadaşlıkları, dostlukları Tayyip Bey’den daha öncesine dayanır. Ya da en azından ben böyle biliyorum… Demek ki, siyaset denilen meslekte dostluklara arkadaşlıklara yer yokmuş…
***
Fethi Abi (Gemuhluoğlu), 1970’lerde, şöyle diyordu mealen: “Her şeye dost olun… Ağaca, kuşa, toprağa, tarihe, coğrafyaya insana… Ama siyasete ve siyasetçiye asla.”. Merhum Abimizin uyarısının tecelli ettiğini bu örneklerle görüyoruz. Ne acı!..
***
Öyle; Halife Ebubekir, “Şah-ı velayet”, Ebu Zer Gıffari, Selman-ı Farisi, Ammar bin Yasir olmak kolay değil.
***
Evet… “Beraber yürüyenler; yağmurda birlikte ıslananlar”, “dava” adamıydılar; “İslam’ın mücahidi” idiler; müteahhitlik falan yoktu gözlerinde. O nedenle de, muhtemelen Abdullah Beyin himayelerinde 1994 ve devamında aday gösterilmişlerdi Başkanlık ve milletvekilliği için. Öyle ya, beni gösterecek değillerdi ya!..
***
Acaba, Sayın Gül karşı çıksaydı, “yok bunlar değil şunlar olacak!” deseydi, Özhaseki de dahil Yıldız aday olabilirler miydi? Milletvekilleri de öyle… Sanmıyorum…
***
Ha. Diyeceksiniz ki, Sayın Gül, ikbal dönemlerinde, “eski dostlarının” kaçını aradı; kendisine oy veren Kayseri ahalisi ile ne kadar “hem hal” oldu? Tabii, bu hali de en iyi oy verenlerle, yakın olanlar bilir. Bu ise, ayrı fasıl…
***
Konu “dostluk” ve “güç sarhoşluğu” olunca, Büyük Şair, Urfalı Nâbî’nin sık verdiğim dizelerini tekrar veriyorum. Yaklaşık meallerini de (https://www.hayatiinanc.com/damlalar/urfali-sair-yusuf-nabi/). Umarım büyüğün, küçüğün herkesin, hepimizin kulaklarına küpe olur:
***
“Yûsüf Nâbî ([1641], vefat 1712), çağdaşı olan Çorlulu Ali Paşa’nın kararıyla evi yıkılıp perîşân olunca aşağıdaki gazeli yazmış. Derler ki; ‘keşke yüz evi olup yüzü de yıkılsaydı da Nâbî’den, böyle yüz eser kalsaydı.’ Bu şiire çok sonraları yapılan nazire ve tahmisler cidden kayda değer evsaftadır.”
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz
[Zaman bağının baharını da gördük güzünü de; üzerimizden neş’e rüzgârları da geçmiştir gam fırtınaları da.]
***
Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
[Mevki sahibi olunca zafer sarhoşu oluverme; zîrâ böylesine mest (sarhoş) olup sabah olunca da baş ağrısı çeken binlercesini görmüşlüğümüz var.]
***
Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz
[Gönlü kırık olanın atıverdiği âh topunun nice büyük sultanların muhkem kalelerini yıktığını biliriz.]
***
Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz
[Derd ehli olanların kırıklıkla döktükleri gözyaşlarının yaptığı seller önünde nice gösterişli kâşânelerin, mâlikânelerin yerle bir olduğunu biliriz.]
***
Gazel, devam eder gider… Biliyorsunuz, bu güfteyi merhum Bekir Sıtkı Sezgin, uşşak makamında besteledi. Güzel bir eser.