Güney ve Ege ormanları yanıyor. Yerleşim yerleri boşaltılıyor. Herkes canını ve malını kurtarma peşinde ama çaresiz. Karadan sarılanlar, denizden tahliye ediliyor. Bu esnada, haklı olarak; “Devlet nerede!” feryatları âfâkı sarıyor. Hasılı kelam herkes çaresiz. Yangın kaderine terk edilmiş gibi. Dualar Allah’a!.. Umarız, bu günlerde şiddetli bir yağış düşer, yangın bölgelerinde… Dua edelim bu arada rüzgar da kesilir.
***
Bir yandan “ciğerlerimiz” yana dursun, olayı, siyasal ranta çevirmek isteyenler de yok değil. Bir taraf “devlet, hükümet nerede!” derken, diğer tarafta sorumluluklarını unutup, kabahati CHP’li belediyelere yıkmak istiyor. Ne demişler: “kabahat samur kürk olsa kimse giymek istemez!” Anlayacağınız koyun can, kasap mal derdinde.
***
Bu vesile ile, ormanlardan kimin sorumlu olduğuna dair, Anayasamızın 169. Maddesi gündeme geldi. Bakınız ne diyor:
Madde 169 – Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.(…)
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. (…)
***
Peki, takip eden 170. Madde ne diyor:
Madde 170 - Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve
bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın
işbirliğini sağlayıcı tedbirlerle,(…)
***
Dikkat ederseniz, hem ormanların ve hem de “Orman Köylüsü”nün korunması konusu, devletin görev ve yetkileri arasında. O nedenle, “bağış toplamasına” bile izin verilemeyen, “topal ördeğe” döndürülen, eli-kolu bağlana belediyeleri bundan sorumlu tutmanın, suçu onların üzerine yıkmanın anlamı ne? Ayrıca, Anayasamızın amir hükmü açık.
***
Ha. Yangın, Belediye yerleşim alanları, belediyelere ait park, bahçe, ağaçlandırma sahalarından başlar ve orman emvaline sirayet ederse, anlarım. Bu durumda bile, kamu otoritesi, seyirci kalamaz. Derhal, tüm imkanları ile müdahale eder. Ondan sonra, belediyelerden hesap sorar. Diyelim ki, Yahyalı bağlandı diye, ormanından Büyükşehir ya da Yahyalı belediyesi nasıl sorumlu olabilir ki?
***
Bir diğer anlaşılamayan husus da şu: Yangında, “elektrik iletim hatlarının” rolü… Rivayet olunur ki; hatlar birbirine çarpmış, hatlar kopmuş bu nedenle çıkan kıvılcımlar, çoğu yerde yangına neden olmuş.
***
Bir kere bunu, bilerek mi yoksa bilmeyerek mi söylüyorlar, bilemiyorum. “İletim hatlarından” kasıt 66 kV ve üzeri hatlarsa bunlarda, akla gelebilecek her türlü çevre, elektriksel ve mekanik koruma önlemleri projede öngörülür, uygulamada yerine getirilir.
Demem o ki, ufak bir “elektriksel arıza ve mekanik hata mesela hat kopması” halinde hatlar, hiçbir elle müdahaleye gerek kalmadan, otomatikman kendisini devre dışı bırakır. Kaldı ki, 66 kV ve altı “dağıtım hatları/şehir şebekeleri”nde de alınacak önlemler yönetmeliklerde belirtilmiştir. Santraller, barajlar, iletim hatları ciddi mühendislik yapıları; hata, eksiklik vs. söz konusu olmamalıdır.
***
Bazı bölgelerde, elektrik hatları, doğal olarak orman arazilerinden geçtiğinden, yönetmelik hükümleri çok katıdır. Ama proje ve uygulama aşamasında buna dikkat edilmezse, yapacak bir şey yok. O zaman; “koptu!”, “değdi!” denilen hatların yapım tarihine ve altında ve yanında bulunan orman varlığına bakmak lazım.
***
Bir kere tellerin altında prensip olarak ağaç; yanlarında ise, yine prensip olarak güvenlik mesafesinin dışında orman varlığı olmaması gerekir. Hatlar, boş bir koridordan gider. Hava hattı iletkenlerinin en büyük salgı ve salınım durumunda üzerinden geçtikleri yerlere olan “en küçük düşey/yatay uzaklıkları” yine yönetmeliklerde belirtilmiştir. İletim hatları için bu, taşıma gerilimine göre 5 metreye kadar çıkar.
***
Bu şu demek: Mesela Keban iletim hattı (380 kV) bir ormanlık araziden geçiyorsa, en düşük salgıda (sehimde) bir iletkenlerin ağaçlara olan mesafesi en az beş metre olmalı. Ama zorunlu olmadıkça, hatların altı ve yanları boşaltılır. Aksi taktirde bu sefer hatların maliyeti çok yükselir.
***
Mesela “şalt sahaları”nda, indirici/yükseltici trafo merkezlerinde, termik santrallerde ot bitmesine bile izin verilmez. Kaldı ki, ağaç dikilsin…
***
Kusura kalmasınlar. Kemerköy Termik Santralı nasıl yanar ya da orman yangını tesislere nasıl sirayet eder anlayamadım doğrusu. Bırakınız saha içini,çevresinde belirli bir güvenlik mesafesinde orman emvalinin bulunmaması gerekir. Bu amaçla santral çevresi, güvenlik koridoruna alınır.
***
Bir de, yangın varken, santralın çalışıyor ve hatlardan elektrik iletiliyor olması, akla ziyan. Bu sadece, gözümüzü kör eden “para hırsı” ile açıklanabilir. Bir orman yangınında, içinde ve yakınında bulunan iletim ve dağıtım hatlarını enerjisiz bırakmak gerekir. Bu aynı zamanda, içeriden gelecek bir olayın çevreye sirayet etmemsi için de önemli.
***
Hasılı kelam akıl, bilim ve teknikten uzak bir toplumun gelebileceği yer burası. “Tekbir getirin, yangınlar söner!” noktasına kadar işi götürürsünüz. Peki, ya sönmezse? Onun da yeri var, kitapta; “getirenler içinde ameli salih olmayanlar!” var da ondan.