Geçenlerde, Hürriyet Gazetesi yazarlarını ağırladık, Kayseri’de… Sağ olsunlar “yedikleri, içtikleri” ile birlikte gördüklerini ve intibalarını da anlatılar. Güzel bir Kayseri tanıtımı oldu. Hem Hürriyet’e ve hem de tertip edenlere teşekkür ederiz.
Amma laik bir konuya değinmeden duramayacağım. Kaldı ki bunu, Hürriyet köşe yazarı Deniz Zeyrek’e, bir “e-posta” ile anlattım. Kendisine ulaştı mı, bilmiyorum. Sıcağı sıcağına gönderdiğim mektubun tarihi, 19.12.2017. Umarım, köşesinde, itirazıma, bir cümle de olsa yer verir. Kayseri hafızasına bir not düşebilmek için, (kaldı ki, bu konuda kaçıncı not),“selam kelam” faslı dışında kalan ve ufak bir iki ilave ile mektubu paylaşmak istiyorum.
Zeyrek’in;“Ünlülerinin gölgesinde kalan kent” (Hürriyet, 19,12.2017) yazınızda geçen; “…Ünlü Kayseri Lisesi’nin taş mektep formundaki binasında açılan Milli Mücadele Müzesi’nde, Sakarya Meydan Muharebesi’ne katılmaya giden ve şehit düştükleri için 1921’de almaları gereken diplomaları alamayan Mehmetçikleri andık”, cümlesinde ifade edilen bilgi külliyen doğru değil, külliyen yanlış.
Sayın Zeyrek: Bu bilgiyi size kim verdi bilmiyorum. Bu,1980 sonrası, yaratılmaya başlayan bir “kent efsanesinin” ürünü. Maalesef, bu yalanı uyduranlar sizin gibi gazetecileri de tuzağa düşürdüler. Düşürmeye de devam ediyorlar.
Yarım asırlık elektrik mühendisiyim, çeyrek asırdır da Kayseri’de, amatörce, her gün köşe yazarım. Defalarca uyardığım halde, taştan ses geldi fakat bu hikayeyi uyduranlardan ve ciddiye alanlardan ve özellikle Büyükşehir Belediyesi’nden hiç ses gelmedi. Beni, ciddiye almadıklarından mı? Sanmıyorum… Çok iyi biliyorlar, bunun aslı ve astarının olmadığını ama bir kere oku yaydan çıkarttılar, geriye döndüremiyorlar. Bir kere tükürdüler ama yalayamıyorlar.
Değerli Üstadım; ben o Lise’nin 1963-1964 dönemi mezunuyum. Evvelinde ve ahirinde, böyle bir şey duymadım, duymadık. Ta ki, yukarıda da değindim, 1980 ortalarına kadar. Kaldı ki, merhum Mehmet Ateşoğlu gibi, Türkçü mü Türkçü; hem de “sıfır numara”müdürümüz, böyle bir olayı bilecek ve üstüne üstüne gitmeyecekti, öyle mi? Vallahi, heykellerini dikerdi.
Ayrıca; bir tarih hocamız vardı, merhum ve meşhur “Lala Paşa”; Talaslı, Latif Baykal. Yaşı itibarıyla o yılları yaşamış, Türklük için kanını, canını gözünü kırpmadan verebilecek bir adamdı. Kayseri Lisesi’nde böyle bir olay; Lise son sınıf öğrencileri Sakarya Savaşı’nda şehit olacak, Latif Hoca, duracak öyle mi? Vallahi, dersi mersi bırakır, yıl boyu bunu anlatırdı. Mesela, İsmet Paşa’yı anlatırken, “ezaları titrer”, bir türlü “İsmet Paşa” diyemez, “İs Paşa, İs Paşa!” derdi, sesi titreyerek.
İkincisi, Sakarya Harbi, daha dün. Acaba bu çocukların hiç mi ailesi, yakınları, komşuları, hocaları yoktu? Öyle ya, aile, çocuklarının “madalyasını” göğüslerine takarlar, gururla gezerlerdi.
Sayın Zeyrek, Kayseri’nin “yerlisiyim”, 73 yaşına ayak bastım, asla ve asla, şehitlerin aile fertlerine hiç mi hiç rastlamadım. Rastlayan varsa beri gelsin. Öyle ya, övünmezler mi, gurur duymaz mı çocukları, yeğenleri, akrabaları, yakınları ile?
Üstadım; Kayseri’de çok önemli görevlerde bulundum, çok çeşitli mezhep ve meşrepte, siyasal ve ideolojik yapıda insanlarla temasım oldu, ufak bir duyumum dahi olmadı.Nihayet, sonuçta bunlar birer şehit. Evvelemirde, birer “İstiklal Madalyası”verilmez mi? Yakınlarına “vatani tertip” bağlamında, “şehit maaşı”falan bağlanmaz mı?
Yok böyle şey!..Bu uyduruk hikayeyi, 1980 ortalarında ortaya attıklarından çok sonra, sahip çıkan, anılan Müze’de bir köşe açmak isteyen dönemim Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’yi uyardım, “sizi yanıltıyorlar!”
İlave ettim: “Sahip çıkmanız, yaşatmak istemeniz güzel bir şey. Gelin önce bir, kurumsal kimliğinizle, Genel Kurmay Başkanlığı’na sorun. Ondan sonra karar verin!”, dedim. “Allah rahmet eylesin!” diye, mezar taşlarını tanık göstermiyorum, yazılarım ortada duruyor.
Nice sonra, bir belediye yetkilisin verdiği bilgiye göre, sormuşlar, gelen yanıt; “93 Harbinden günümüze kadar Kayserili şehit sayısı toplam şu kadar!” olmuş. Yani, uydurma hikayede belirtildiği gibi, “Sakarya Harbi’nde Kayseri Lisesi son sınıf öğrencilerinin tamamı şehit oldu!” türünden bir ayrıntı yokmuş.
Sayın Zeyrek, Ankara’da gazetecilik yapıyor. Bir zahmet, -hem bizlere yardımcı olur ve hem de konu netleşir-, Genel Kurmay Başkanlığı’na bir de siz sorun. Bakalım ne yanıt verecekler?Öyle ya, en iyisini onlar bilir, bir de “Lise Kütükleri”.
Üstadım yok böyle bir olay. Ricam, yalanlarına sizi de alet etmesinler. Lütfen, itirazımı bir not olarak düşün, köşenizde. Öyle ya, şahsınızı kastetmiyorum, “Kayseri Hafızası”na, “kirli bilgi” bırakmaya kimsenin hakkı yok.
Evet. Muhataplarımdan, resmi belge bekledim, şimdiye kadar. Öyle ya, okul da mezuniyet kütük defteri olmaz mı? Aldığımız bilgiye göre, ne hikmetse, bu dönemin defteri kayıp olmuş. Peki, nereden biliyorlarmış?
Bir de,“Kayseri Lisesi Şeref Belgeseli” adı altında yayınlana 3 ciltlik kitapta, ölenler için verilen ona yakın fotoğrafın yanında, “eski Türkçe” yazılmış, doğum tarihleri var. İnanır mısınız, öldüklerinde ortalama 35-36 yaşlarında olmaları gerekiyor, Sakarya Harbi sırasında. Bu, detayı yazdığımda, bunun nasıl farkına varıldığını; doğum tarihlerini “uydurduklarını”söylemiş, “uyduran” zat. Zaten, uydurmanın kaynağı da bu “Belgesel”ve hazırlayan kişi.
Hatta bir ara, ihaleye katılanlar, şehit sayısını seksenlere çıkartan bile oldu. Şunu bilmiyorlardı ki, o yıllarda Kayseri Lisesi’nde okuyan o kadar öğrenci yoktu. (22 Aralık 2017 Cuma)