Cumartesi, pazar ve pazartesi inanılmaz yağış aldı Kayseri. Deyim yerindeyse; “Sel seli vurdu!”. Yurdun çok yeri gibi… Hele hele pazar ikindi üzeri başlayan yağış, Hisarcık’ta, “bir felaketti!”. Fırtına ve şimşeklerle karışık… Karıklar su ile doldu… Sulamaya gerek kalmadı. Metre kareye ne kadar düştü bilemem ama 50 kg’dan aşağı değildi… Afet, gece 23:00’e kadar sürdü.
***
Düşünün, çatıdan sızan sular dama girdi. Evin çok yerine kap koyduk, damlayan su için. Böylesi, zor görünüz.
***
Bilindiği gibi feyezân Farsça bir sözcük; suyun coşması, bolluk, bereket gibi anlamlara geliyor. Ama bu, “feyezan”ın da ötesinde bir şey… Afet gibi bir şey… Sınır tanımıyor, dur durak bilmiyor.
***
Bu nedenle feyezân su mühendisliğinin önemli kavramlarından; taşkın önleme projelerinin önemli parametrelerinden biridir. Kırk yılda bir görülür ama pîr görülür; etkisi de büyük olur; canlar yakar, evler yıkar, ağıtlar yakılır.
***
Suyun coşmasına kimse engel olamaz. Çoğu zaman önüne ne gelirse alır götürür. Hal böyle olunca kimse doğanın o muhteşem gücüne karşı koymaya kalkmasın. Hem yenemeyiz de. Bu nedenle doğa ile dost olmak; onunla barışık olmak; onun dilinden anlamak gerekir.
***
Ormanları yok ettik. Meraları da... Otlakları da. Sulak alanları da… Erciyes projesi için Tekir’in doğal bitki örtüsü “geveni/ keveni” yok etmeye başladık. Oysa bu, toprak ve erozyonu, yaylım, bal üretimi için ideal. Ama işlevi bilinmezse, yok eder gidersin.
***
Hürmetçi Sazlığıgibi bir avuç kalan sulak alanları da “doymak bilmez iştahımız”ın insafına terk etmiş durumdayız. EngirSazlığı ne durumda? Bilmiyoruz.
***
Beyler beyler, öğreniyoruz ki; sazlıklar/sulak alanlar doğanın böbrekleri, ormanlar iseakciğeri imiş. Sazlıkları, sulak alanları kurutarak, ormanları yok ederken, neyi yok ettiğimizin farkında değiliz.
***
Yüzyıllar boyunca oluşan doğal su yollarını ve “etki alanlarını”iskana açtık. Bir anlamda önlerine setler çektik. Doğal yapıyı bozduk. Dengeyi bozduk… Velhasıl velkelam, doğayı elimizle katlettik. Şimdi de doğa bizden intikam alıyor! Hem de korkunç. Sonra oturup dizimize vuruyor, ağlayıp sızlanıyoruz.
***
Akıldan, bilimden uzak toplumların dizine vurması, ağlayıp sızlanması da çok doğaldır. O nedenle hiç feryat etmeyin…
***
Her yıl yazarım, hatırlatma babında. Kayseri merkezi, dağlar eteğinden çeviren bir taşkın önleme kanalımız var. Germir altındanSivas Bulvarı’nı keser, Sarımsaklıya kavuşur…
***
Tabii, bazılarını sayarken şaşırabilirim ama maksadım anlaşılıyor sanırım. Hasıl kelam; “taşkın önleme kanalları ne durumda?
***
Mesela, Kayseri’yi güneyden çeviren, yeni sanayi üzerinden Sarımsaklı’ya kavuşan “taşkın önleme kanalları” ne durumda? Sakar üzerinden gelen ve Organize Sanayi’den geçip Karasu’ya karışan bir deremiz var. Umarım önü açıktır. Yoksa OSB’yi sel götürür...
***
Yine bu bölgede bulunan, Hacılar’dan inip, Eğribucak, Hürriyet ve Aydınlık Evler’de son bulan ve bugün kaybolan bir doğal su yolu ne alemde?
***
Yetkililer, biliyor mu? Bilmem... Bir başka deremiz de, Polis Evinin yanından akan, Gediris Bağları üzerinden “taşkın kanallarına” bağlanan derenin de hatırı sayılır... Buraya, “Çakmağın dersi” derler…
***
Bir de bunlara, Hisarcık’tan inen, Erciyes Üniversitesi’nde sonlanan Deli Çayı(Hisarcık dersi) ilave edin. Geçenlerde bir sosyal medya hesabından soruyordu bir dostumuz: Burasına neden “Deliçay” dendiğini. Çocukluğumdan anımsarım, Deliçay, kayaları sürüklerdi, çıkan ses birkaç kilometre uzaktan duyulurdu…
***
Buralar, sanıldığı gibi körelmiş değil, aktif dereler. Umulmadık anada coşarlar. Bu nedenle önlerinin sürekli açık olması, gerekir.
***
Ne yaparsın? Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Popülizm yani halk dalkavukluğu siyasette egemen olunca doğanın yağmalanması da tahribi de kaçınılmazdır. Yağma kültürünün egemen olduğu yerlerinde doğal felaketlerle karşılaşılması da...
***
Sonuçta; “doğal suyollarının” masaya yatırılması ve sürekli açık tutulması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isterim.