MUSTAFA CENGİZ

Tarih: 18.08.2024 11:51

17 AĞUSTOS DEPREMİNİN ÜZERİNDEN TAM 25 YIL GEÇTİ…

Facebook Twitter Linked-in

Tam çeyrek asır.

O günleri unuttuk mu?

Unutmadık.

Peki o günden bu yana değişen nedir?

Sanırım çok fazla bir şey yok.

Zira 6 Şubat Kahramanmaraş ve 11 ile kapsayan bir başka deprem serisi de 17 Ağustos’tan daha da büyük bir hasar tablosu ile dağladı yüreklerimizi.

Peki bu konuya dair yetkili STK’lar ne diyor?

“Alınmayan tedbirler, yeni bir felaketin habercisidir! 

Nitelikli Mühendislik hizmeti hayat kurtarır…”

NİTELİKLİ MÜHENDİSLİK…

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Kayseri Temsilcisi Dr. İnşaat Mühendisi Kamuran Arı yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: 

Tarihimizin en büyük afetlerinden biri olan Büyük Marmara Depreminin üzerinden çeyrek asır geçti. 

Gölcük merkezli 7,4 büyüklüğündeki deprem başta Marmara bölgesi olmak üzere tüm Türkiye`yi derinden etkilemiştir. 

Yalnızca can ve mal kayıpları itibariyle değil meydana geldiği bölgenin, sanayinin ve nüfusun yoğunlaştığı bir coğrafya olması dolayısıyla depremin ekonomik ve siyasal sonuçları da ağır olmuştur. 

Tüm ülkeyi sarsan bu afetin ardından depremlere yönelik konular kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmış, depremlere yaklaşımın yalnızca afet sonrası müdahale ve yara sarma faaliyetleriyle sınırlı tutulamayacağı, depremlere hazırlık çalışmalarının enine boyuna değerlendirilerek kalıcı çözümler üretilmesi gerektiği konusunda bir konsensus oluşmuştur. Nitekim devam eden süreçte birçok kamu kurum ve kuruluşu, üniversiteler ve meslek odalarınca depreme yönelik hazırlık, güvenli ve sağlıklı kentleşme konularında bilimsel-teknik çalışmalar yapılmış, raporlar hazırlanmış, eylem planları oluşturulmuştur. Afete hazırlık konusunda yürütülen tartışmalar gündemden çıkmamalı, yapılan bilimsel-teknik çalışmalar kurumların tozlu raflarında unutulmaya terk edilmemelidir.

Başta İnşaat Mühendisleri Odası deprem gerçeğinin unutulmaması, gerekli tedbirlerin alınması için bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini ısrarla hatırlatmaya, kamuoyunda farkındalık oluşturmaya çalışmış, yetkili kurumları harekete geçmeye çağırmıştır. 

YAPI STOKU, YAPI ÜRETİM VE DENETİM

Arı, açıklamasında devamında diyor ki; 

Biz İnşaat Mühendisleri olarak her 17 Ağustos’ta ülkemizin yapı stoku, yapı üretim ve denetim süreci başta olmak üzere depreme hazırlık konusundaki uyarılarımızı ne kadar vurgulasak da alınmayan tedbirler, görmezden gelinen deprem gerçeği sonucu can ve mal kayıpları yaşanmaya devam etmiştir. 

Orta ölçekli sayılabilecek depremlerde bile can kayıplarının ve bina hasarlarının bu kadar büyük olması adeta 6 Şubat Depremleri öncesi bir uyarı niteliği taşımıştır. 

Dört önemli uyarıda daha bulunuyor Arı.

Ve ekliyor.

1- Yapı Stokumuz alarm veriyor.

2-Yapı Üretim süreci düzenlenmelidir.

3-Yapı Denetimi Sistemi değişmelidir

4-Yetkin Mühendislik ve Belgelendirme şart.

Bu dört konu başlığını kısaca şu şekilde açıyor Arı; 

Depremlere hazırlık çalışmalarının başında yapı stokunun iyileştirilmesi gelmekte. Oysa ülkemizde yapı stokunun durumu tam anlamıyla belirsizlik içindedir. Öyle ki Türkiye’de yapı stokunun sayısı, bunların ne kadarının riskli olduğu tam anlamıyla bilinmemekte.

Afetlerde oluşan yapı hasarlarının önemli bir kısmı yapı üretim sürecindeki hatalardan kaynaklanmaktadır. Güvenli yapı üretim sürecinin olmazsa olmazı ise şantiye şefliği görevinin eksiksiz olarak yerine getirilmesidir.

Halkın can ve mal güvenliğini yakından ilgilendiren yapı üretim sürecinin anahtar pozisyonunda olan şantiye şefinin, taşıdığı sorumluluk ve şantiye alanında yüklendiği görevin kapsamı dikkate alındığında şantiyeden hiç ayrılmaması gerekirken, mevzuatın izin verdiği haliyle 4 ayrı işin şantiye şefliğini yapma şansı yoktur. 

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri de yapı denetimi süreçlerine ilişkin endişeler olmuştur. Nitekim bu endişe hiç de yersiz değildir.

2001 yılında çıkarılan 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunla denetim hizmetinin kamusal niteliği yok sayılarak denetim hizmeti ticarileştirilmiştir. 

Öyle ki 2019 yılına kadar müteahhitlerin kendi denetim şirketlerini belirlediği bir sistem yürürlükte olmuş ve 18 yıl boyunca müteahhitler kendi yaptıkları yapıların denetimini kendi seçtikleri ve ücretini ödedikleri denetçilerle yürütmüştür. 

Yapı denetim sisteminde yapılan düzenlemelerle; 1 Ocak 2019 tarihi itibariyle yapı denetiminde "e-dağıtım" sistemine geçilerek, hangi yapıda, hangi yapı denetim kuruluşunun görev alacağının elektronik ortamda bakanlık tarafından belirleneceği bir değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikle, yapı denetim kuruluşunun müteahhit ile olan ilişkisinin kesilmesi doğrultusunda kısmen olumlu bir gelişme sağlamıştır. Ne var ki denetimin bağımsızlaştırılarak yapı kalitesinin artırılmasını amaçlayan düzenleme yeni sorunları da beraberinde getirmiştir. Özellikle bu düzenlemeden sonra şantiye sahalarında yapı denetimi görevini icra eden mühendislere yönelik şiddet olayları artmış, sözlü ve fiziki şiddet olaylarıtırmanışa geçmiştir.

Meslektaşlarımızın görevlerini doğru ve sağlıklı bir şekilde yerine getirmesinin engellenmesi ve şantiyelerde şiddete uğramasına karşı önlem alınması gerekmektedir. Meslektaşlarımızın şantiye sahalarında verdiği hizmet kamusal niteliktedir. Şantiyelerde denetim ve yönetim görevini yürüten meslektaşlarımız kamu görevlisi niteliğinde sayılmalı, can güvenliklerinin sağlanması da bizzat kamu gücünün sorumluluğunda olmalıdır.

Yetkin Mühendislik ve Belgelendirme

İnşaat Mühendisliği içinde birçok alt disiplini barındıran, lisans eğitimi sonrasında da meslek içi eğitim ve uygulama tecrübesi gerektiren bir meslek alanıdır. Oysa bugün 4 yıllık mühendislik lisans programını tamamlayan bir mühendis neredeyse sınırsız imza yetkisiyle sektörde faaliyet yürütebilmektedir. 

İnşaat mühendisliğinin ilgi alanına giren konularda halkın can ve mal güvenliğinin korunması, yapı üretim süreçlerinin denetlenebilmesi, ülke kaynakların etkin ve verimli kullanılabilmesi amacıyla, dünyada çeşitli biçimlerde örnekleri bulunan “Yetkin Mühendislik” sisteminin hayata geçirilmesi gerekmektedir. 

Sonuç olarak; Marmara Depreminin üzerinden geçen 25 yılda alınmayan tedbirlerin bedelini son olarak yaşadığımız 6 Şubat Depremlerinde acı bir şekilde ödedik. Aradan geçen bunca zamandan sonra 6 Şubat Depremlerinin hemen ardından benzer konular tekrar tartışıldı, kentlerimizin afetlere karşı hazırlıksızlığı tüm çevrelerce açık bir şekilde görüldü. Ne yazık ki bu son yaşanan depremde gündemden çıkmış görünmektedir. Oysa önlem almak için kaybedilecek tek bir günümüz bile yoktur.

Depremin 25. yılında hayatını kaybeden yurttaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor, İnşaat Mühendisleri Odamızın yapı stokunun tespiti, yapı üretimi, denetimi, kentsel dönüşüm ve mühendislik hizmetlerinin belgelendirilmesi konuları başta olmak üzere bugüne kadar yaptığı açıklamalarda, kurumlara ilettiği raporlarda ifade edilen çözüm önerilerinin hayata geçirilmesi ve meslek odalarının bu sürece dahil edilmesi gerektiğini önemle vurguluyoruz.

17 AĞUSTOS’U UNUTMADIK! 

Öte yandan Deprem ile ilgili olarak bir değerlendirmede de Mimarlar Odası Kayseri Şubesi’nden geldi.

Oda, 25 yıl önce yaşanan ve büyük bir felakete neden olan 17 Ağustos düzce depremini unutmadıklarını bildirdi. 

Açıklamada, 17 Ağustos 1999’dan bu yana geçen 25 yıl boyunca deprem gerçeği ile gerçekten yüzleştiğimiz ve yeni depremlere hazırlanma konusunda yeterince mesafe kaydettiğimiz söylenemez ifadeleri yer aldı.

Mimarlar Odası Kayseri Şubesi tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: 25 yıl önce bugün, büyüklüğü, neden olduğu kayıplar ve etkilediği alanın genişliğiyle ülkemizin son yüzyılda yaşadığı en büyük felaketlerden biri olan, yirmi binin üzerinde can kaybının yaşandığı 17 Ağustos 1999 İzmit ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri gerçekleşmiştir. 

Büyük Marmara Depremleri’nin ardından 2011’de Van’da, 2019’da İstanbul’da, 2020’de Manisa, Elazığ, Van ve İzmir’de meydana gelen depremler ise yeni felaketler konusunda bizleri uyarmıştır. Ancak, topraklarının tamamı deprem riski altında olan ülkemizde, tüm bu yıkım ve kayıplara sebep olan eksikliklerimiz ne yazık ki devam etmiştir.

6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaklaşık 14 milyon vatandaşımız etkilenmiş; resmi verilere göre 53.537 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 107.213 vatandaşımız yaralanmıştır. Yakın tarihimizdeki bu sonuç, şunu gösteriyor ki: Depremlerin yarattığı yıkımın ve yaşadığımız toplumsal travmanın büyüklüğüne rağmen, 17 Ağustos 1999’dan bu yana geçen 25 yıl boyunca deprem gerçeği ile gerçekten yüzleştiğimiz ve yeni depremlere hazırlanma konusunda yeterince mesafe kaydettiğimiz söylenemez.

Ülkemizdeki mevcut yapı stoğunun yarısından fazlasının tam anlamıyla mimarlık ve mühendislik hizmeti almamış olmasına, 10 milyonun üzerinde yapının sağlıksız ve afetlere karşı dayanıksız olmasına karşın; 2012 yılından 2022 yılına kadar yalnızca 197 bin yapı (859.114 bağımsız birim) için riskli yapı tespiti yapılmış ve bunlardan 165 bin yapı (767.349 bağımsız birim) yıkılmıştır.  

Buna rağmen, 2023 yılındaki Kahramanmaraş depremlerinde 39.041 bina deprem anında yıkılmış, 227 bin yapı ise acil yıkılacak ve yıkık bina olarak tespit edilmiştir.

Bu karamsar tabloyu tersine çevirmek adına; sahip olduğumuz mesleki uzmanlık ve toplumsal sorumluluklarımız kapsamında, doğal afetlerin tahribata ve can kaybına yol açmasının temelinde yer alan bilimsel kentleşme ve mimarlık-mühendislik ilkelerinden uzaklaşma durumu ile ülke olarak mücadele etmemiz gerektiğini ifade ediyoruz. 

Güvenli yapılar ve sağlıklı kentler için, teknik insanlar olarak bizler de dahil, tüm paydaşları özeleştiri yapıp sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz. 

GELİNEN NOKTA İTİBARI İLE…

Görünen o ki Deprem Türkiye’nin en önemli gerçeklerinden birisi.

Peki yaşananlardan alınan dersler bağlamında ortaya konan dişe dokunur ve herkesin ortak mutabakat ile onayladığı tedbirler var mı?

Bu sorunun cevabını sarının herkes çok iyi biliyor…

Saldım çayıra, mevlam kayıra…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —