Menü Kayseri Gerçek Haber
RECEP BULUT

RECEP BULUT

Tarih: 30.08.2022 16:51

1071 OLMASA BÜYÜK TAARRUZ OLMAZDI, BÜYÜK TAARRUZ OLMASA 1071’İN HÜKMÜ KALMAZDI!

Facebook Twitter Linked-in

Aslında bilinenin aksine Alparslan’ın Anadolu’yu fethetmek gibi bir niyeti yoktu…

XI.yüzyılın Ortadoğusu’nun büyük devletlerinden Şii Mısır –Fatimi Halifeliği, özellikle sekizinci halife Mustansır devrinde (yani 1036-1094’lerde) mülki yönetiminin bozulması ve devlet hazinesinin boşalması, asker unsurların kendi aralarında yetki çatışmasına girişmelerine sahne olmuştu. Halifelik Veziri Nasıruddevle Hasan, Şii halifeliği yerine suni bir devlet kurulması amacıyla, o sıralar da Horasan’da bulunan Sultan Alparslan’a, Buharalı Fakih Ebu Cafer Muhammed’i kendisine elçi olarak gönderdi ve ordusuyla Mısır’a gelmesi halinde ülkeyi kendisine teslim edeceğini ve Şii hutbesini kaldırıp yerine suni hutbe okutacağı haberini gönderdi. Bu çağrı üzerine Sultan Alparslan büyük bir orduyla Azerbaycan üzerinden Doğu Anadolu’ya girdi ( 1070 yılı ortalarında). Sultan Alparslan yolunun üzerinde ki tüm şehirleri fetih edip Halep Mirdasoğulları Emiri Mahmut’un yönetiminde ki Halep’i kuşattı. Sultan Alparslan Mahmut’â teslim olması için haber gönderdi Fakat Mahmut teslim olmadı. Bunun üzerine Sultan Alparslan Halep’i kuşattı. Kuşatma iki ay sürdü. Sultan Alparslan kuşatmayı Sultan Tepesi’ne kurduğu otağdan idare ediyordu. Tarih Nisan 1071’i gösterirken Halep Emiri Mahmut giydiği Oğuz kıyafetleri için de “aman” dileyince kuşatma kaldırıldı ve Sultan Alparslan tam kuşatmayı kaldırıp Dımaşk yönünde bir günlük yol almıştı ki Anadolu içinde fetihler yürüten Afşin Bey’den, Bizans İmaparotuRomanosDiogenes’in yaklaşık 200 bin kişilik bir orduyla Doğu Anadolu( Erzurum) yöresine doğru hareket ettiği haberini aldı. Bunun üzerine telaşlanan Sultan Alparslan geri döndü ve Silvan, Erzen ve Bitlis Boğazından geçerek Selçuklu hareket üssü olan Ahlat’a süratle döndü…

Anadolu’da başarısız iki sefer girişiminden sonra yıllarıdır süren Selçuklu akıncılarının fetih hareketlerine son vermek ve onları kesin olarak o bölgeden sürmek amacıyla uzun süreden beri Anadolu’nun içleri ve Azerbaycan’a büyük bir sefer hazırlığına koyulan Romanos Diogenes, Balkanlarda ki Peçenek, Uz (Hıristiyan Oğuzlar) Kıpçak ve Hazar Türkleri ile Islav (Rus) Alman (Gotlar), Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcülerden oluşan büyük bir ordu hazırlamıştı. Müslüm ve gayri müslüm kaynaklarına göre ordunun sayısının 600 bine kadar çıktığı (Gerçekçi kayıtlar 200 bin civarında bir rakam da buluşuyor) abartılı olarak ifade etmektedir.

Sultan Alparslan Ahlat’a geldiğinde burada kuvvetleriyle birlikte kendisini bekleyen Emir Afşin Bey ile karşılaştı. Alparslan, karısı ve Veziri Nizamülmülk’ü hazinesiyle birlikte Hemedan’a göndermiş ve onlara süratle asker göndermeleri talimatın vermişti.

Sultan Alparslan’ın yanında bulunanlarla birlikte dört bin Hassa askerinden başka Anadolu’nun içlerine kadar akınlar da bulunan Selçuklu şehzade, emir ve Türkmen Beylerinin komutasında ki takriben 40 bin akıncı kuvvet, ayrıca Büyük Selçuklu devletine tabii çeşitli bölgelerden 10 bin kadar atlı kendisine katıldı.  Ve sultan kendisine katılan orduyla birlikte toplanma merkezi olan Ahlat’tan hareket ederek Ahlat-Malazgirt arasında bulunan Rahve Ovası’na yerleşti. Tarih 24 Ağustos’u gösteriyordu. Sultan Alparslan yerleştiği yerde hem takviye kuvvetleri beklemeye başladı hem de haber gönderdiği Bağdat Abbasi halifesi Kaaim Biemrillah’dan Cuma hutbesinde galip gelmeleri için hutbe okunmasını talep etti.

Cuma günü kılınan Cuma namazından sonra 200 bin kişiden oluşan Bizans ordusuyla tahminen kimi kaynaklara göre 60 bin kimi kaynaklara göre de 90 bin kişilik ordusuyla savaşa tutuşan Alparslan henüz 44 yaşındayken Romanos Diogenes’in o muazzam ordusunu yenilgiye uğrattı ve Türklere Anadolu’nun kapılarını açmış oldu…

Üzerinden tam 951 yıl geçti…

Tabii Miryokefalon Ovası’nda verdiğimiz savaşı unutmamak lazım… 17 Eylül 1176 tarihinde Anadolu Selçuklu Sultanı II.Kılıçarslan’ın başında I.Manuil’in bulunduğu muazzam Bizans ordusuna karşı Beyşehir Gölü yakınlarında kazandığı büyük zaferle Türklerin Anadolu’da kalıcı olduğu tesis edilmiş oldu…Tıpkı Lozan’da olduğu gibi Miryokefalon Savaşıyla Anadolu’nun tapusu Türklerin oldu…

Ne zamana kadar? Sırf Almanya’nın safında yeraldığımız için Almanya yenilince bizim de hükmen yenik sayıldığımız I. Dünya Savaşı sonrası Sevr’e kadar… Mondros Ateşkes Anlaşmasına kadar…

Sevr ve Mondros Ateşkes anlaşmasıyla Türklerin Anadolu’dan sökülüp atılması yönünde ki yayılmacı emperyalist güçler Sarayın içinde bulunduğu tükenmişlik ve aymazlığı da dikkate alarak Anadolu coğrafyasını teslim almışlardı…

Peki ne zaman bu büyük kuşatma geri püskürtüldü?

Tıpkı Alparslan gibi tıpkı II. Kılıçarslan gibi Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’de düşmanı Afyon sırtlarında karşıladı…

Tarih tıpkı Alparslan’ın Malazgirt Ovası’nda Bizanslılarla savaşa tutuştuğu 26 Ağustosu gösteriyordu…Büyük Taarruz, diğer adıyla Başkomutanlık Meydan Muharebesi için Türk birlikleri Ulus Meydanı’ndan dualar eşliğinde cepheye uğurlanmış ve bugünkü haliyle Yalova, Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar, Denizli, Aydın ve nihai olarak İzmir illerimizi kapsayan Batı Anadolu’da İngilizler tarafından silahlandırılan Yunan ordusuna karşı amansız bir mücadele verilecekti…

Biri 1071 diğeri ise 1922 idi…

Bizans artıkları Anadolu topraklarını işgal etmişlerdi…

Yedi düvelin silahlandırdığı (Özellikle de İngilizlerin) Yunan Ordusu Kütahya Dumlupınar’a kadar gelmişti…

Dumlupınar’da amansız bir savaş sürüyordu…

Ankara’dan yola çıkan Başkomutan Mustafa Kemal’de… Büyük Taarruzun yapılacağı Dumlupınar sırtlarına gelmişti…

Savaş ovanın tüm tepelerinde amansızca yürütülüyordu… Kazanılan ya da kaybedilen tepeler adeta savaşın akışını değiştiriyordu…

En zorlu mücadele de Çiğiltepe’de geçiyor…Çiğiltepe’de ise hürriyet kahramanı tıpkı babası Ziya Paşa gibi bir kahraman mücadele veriyordu…

Adı Albay Reşat…

Adını Türk edebiyatında sıkça duyduğumuz Ziya Paşa‘nın oğlu olan Albay Reşat, 1896 yılında Harp Okulu’nu bitiriyor. Önce Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda, sonra Birinci Dünya Savaşı’nın Çanakkale cephesinde, sonra ise Muş ve Bitlis’in düşman işgalinden kurtuluşunda çok büyük başarılar göstermiş, 1918'de İngilizlere esir düşmüş daha sonra esaretten kurtulur kurtulmaz Aralık 1919'da Milli Mücadele'ye katılmak üzere İnebolu'dan '’İstiklal Yolu'’ üzerinden Ankara'ya geçmişti…

Reşat Bey, Mustafa Kemal Paşa tarafından 11. Kafkas Tümeni (sonradan 21. Tümen) Komutanlığı'na getiriliyor. Yarbay rütbesi ile İnönü ve Sakarya muharebelerine de iştirak ediyor. Reşat Beye, son olarak 57. Alay Komutanlığı görevi veriliyor.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından, Büyük Taarruzun 2. gününde, muharebenin ve ülkenin-ulusun kaderini etkileyecek en kritik mevkide yeralan Sincanlı Ovası’ndan Dumlupınar'a kadar tüm yolların önündeki en stratejik engel olan Çiğiltepe'yi düşmandan temizlemesi emrediliyor…

Ne var ki, bu tepenin önemini çok iyi bilen Yunan Başkomutanı Trikopis ise, en zinde kuvvetlerini, üstün ateş gücüyle bu tepeye yığıyor, tahkimatını pekiştiriyor…

Başlı başına bir kahramanlık hikayesi içeren Çiğiltepe savunması resmi kayıtlara şöyle geçmiş:

“Saat 10.30, 27 Ağustos 1922 sabahı… 57. Alay bu tepeyi kuşatmış, saat 10.30'da Mustafa Kemal telefonda komutana; ''Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız?'' diye soruyor…

''Komutanım, yarım saat sonra alacağız!'' cevabını alıyor…

Mustafa Kemal:

''Başarılar diliyorum!'' diyor…

27 Ağustos…

Saat 10.45…

Mustafa Kemal:

''Düşmanın halen direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli!”

Cevap:

''Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız!''

Saat 11.00…

Mustafa Kemal: ''Reşat Bey’i istiyorum!''  diyor…Telsizde ki bir başka ses yani Üstteğmen Bozkurt:

''Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti!”

Mustafa Kemal’in yüreğine bir kor düşüyor… Bir süre susuyor ve sonra:

“Mesajı oku!” diyor…

Telsizde ki kişi:

“Okuyorum, komutanım! Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım!''

Mustafa Kemal’in gözlerinden yaşlar boşanıyor: ''Allah rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir!''

Saat 11.45…

Başkomutanın telefonu çalıyor: “Çiğiltepe alınmıştır komutanım! Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası’na doğru kaçmaktadır, arz ederim!'’ diye tekmil veriliyor…

Albay Reşat, milletini bir aile, vatanını bir ocak bilen bu yürekli kahraman vatanının geleceği için yaptığı onlarca hizmeti bile yeterli görmeyip, 45 dakika geciken zafer için kendini cezalandırıyor. İşte Kurtuluş Savaşı böyle kazanılıyor...

Albay Reşat’ı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz…

Ne var ki aradan yıllar geçiyor…

Yıl 2020 oluyor… İstiklal Savaşı komutanlarından Reşat Çiğiltepe’nin adını taşıyan Ankara Mamak’taki okuldan Reşat Çiğiltepe’nin adı siliniyor… Okula ad olarak okula bağış yapan vakfın adı veriliyor…

Bu vatan vatan olalı böyle bir vefasızlık görülmedi…

Bu mu ahde vefa?

Unutmamalı ki Anadolu’nun kapılarını bizlere 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan açtı… Malazgirt Savaşı kazanılmamış olsaydı Türkler Anadolu’yu yurt edinemezdi…17 Eylül 1176 ‘da Anadolu Selçuklu Sultanı II.Kılıçarslan’ınMiryokefalon Savaşı’nı kazanmasaydı Anadolu’nun tapusu kazanılamazdı…

Büyük Taarruz Başkomutanlık Savaşı kazanılmasıydı ne Malazgirt’in ne de Miryokefalan’un hükmü kalmazdı…

Hiçbirini ayır ayrı düşünemeyiz…

Üçü de Türk’ün ve Anadolu’nun geleceğini tayin eden önemli savaşlar…

Ne sultan Alparslan’dan vazgeçeriz ne II.Kılıçarslan’dan ne da Gazi Mustafa Kemal’den…

Onlardan vazgeçmek demek son ve ebedi yurdumuz Anadolu topraklarından vazgeçmek demektir…

Hepsinin ruhu şad olsun…Hepsini, rahmet, şükran ve özlemle yadediyoruz…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —