KADİR DAYIOĞLU


ZAM ZAM ZAM…

Evet. Sorun burada… Bakalım sandıktan; “iç ve dış güçler, FETÖ, PKK, Bay Kemal” söylemi mi yoksa “bilim ve akıl” mı çıkacak? Göreceğiz…


On yaşlarında falandım… 1950’lerde Kayseri’de, “Siyasi Baba” isimli bir gazete çıkardı… Siyasi bir babanın evladı olunca, siyasete ilgi duymamak ne mümkün. O nedenle Gazete’yi iyi anımsıyorum, attığı manşetleri de…

***

Tabii, künyesini anımsayamadım… Mustafa Çeven’in diye biliyordum sahibini ama emin değildim. O nedenle merhum Ali Rıza Önder’in, “Kayseri Basın Tarihi (1910-1960) kitabına başvurdum. Kurucusu Nejat Çeven’miş… Nejat’ın ikinci ismi Mustafa olmalı. Zira, kayıtlarda (Haber, COP gazeteleri) M. Nejad Çöven (Çeven) tertibine de rastlamaktayız. Sahibi ve müdürü Reşat Pilli… Başlığının altında; “Haklıları destekler, haksızları köstekler” ibaresi varmış.

***

Gerçekten ilginç manşet atarlardı. Çoğu birer ironi örneği. Mesela, “Kavuncu öldü!”. Herkes sanıyor ki ölen, Başkan Osman Kavuncu. Haberi okuyunca ölenin; pazarda kavun satan birisi olduğunu anlıyorsunuz…

***

Anımsadığım bir manşet de; “Kayseri kalesi yıkıldı!”. Sanıyorsunuz ki; Meydan’daki “kale” yıkıldı. Meğerse yıkılan, Demokrat Parti’nin kalesi Barsama imiş. Burada CHP hep havasını alırmış… O seçimde sandıktan CHP çıkmış. Tabii Barsama, o yıllarda müfrit DP’li “Barsamalı Bahattin” ile anılırdı. Adeta partinin “silahşoru” idi… Nice yıllar sonra kendisini tanıdım. Güzel bir insandı.

***

Bu manşetlerden birisi de, günümüzde de kullanılabilecek türdendi… “Zam, zam, zam ne yapsın Siyasi Baban?”

***

Günümüzde gelen zam üstüne zamları görünce, yetmiş yıl geriye gittim… Demokrat Parti’nin ilk dönemi bitmiş, müthiş bir bolluk ve refah var ülkede… İnsan, “çarıktan”, “kunduraya” geçmiş. Traktör otomobil gibi kullanıyor…

***

İkinci dönem, ekonomi “cacıklamaya” başladı. Saadet dönemleri sona erdi. Karaborsa aldı başını gitti. CHP döneminde yürürlüğe giren “Milli Korunma Kanunu”, revize edilerek tekrar devreye sokuldu. Faturası olmayan bir “cımbızı” satanlar, kodesi boylamaya başladı…

***

Mesela, otomobil yedek parçaları tezgah altından satılıyordu. “İthalat zenginleri” boy göstermeye başlamıştı. Enflasyon aldı başını gitti… Sonuçta, Cumhuriyet döneminin ikinci büyük devalüasyonu yapıldı, 1958 yılında 2 lira olan dolar dövüle edildi 9,20 liraya çıktı…

***

Yıllar sonra, “24 Ocak kararları” denilen, dövizin serbestisi sağlanan,“24 Ocak 1980” kararları alındı… Yüzde 32,7 oranında devalüasyon yapılarak günlük kur ilanı uygulamasına gidildi. Dolar da 47 liradan 70 liraya çıktı…

***

Artık “serbest piyasa” söz konusu, döviz alıp satmak serbestleşti. Öyle ya; cebinde bir dolar taşıyan, Türk Parasını Koruma Kanunu gereği hapse giriyordu…

***

Yine peşinden 1994, 1999 ve 2001 krizleri geldi. Kemal Derviş yasaları (15 günde 15 kanun) devreye girdi… Ekonomi düzelmeye başladı… Devlet Bey erken seçim istedi. Sonra 2002’de AK Parti iktidar oldu. Bu tarihte bir dolar yaklaşık 1,5 lira idi. Akabinde ve detayında 2021 Aralığına gelindi, 18 liraya çıktı. Bir de baktık sabaha karşı 13 liraya düşmüş… Hangi sihirli el dokunmuştu bilemiyoruz.

***

Tabii, bu başarı! Tayyip Beyin hanesine yazıldı… Bunun nişanesi olarak Malatya’da bir kısım ahali “davul-zurna” eşliğinde halay çekti, çiftetelli oynadı. Öyle ya, bir gecede 18’den 13’e düşmesi büyük bir başarı hikayesi idi… Bunu kullanabilirdi iktidar. Ama 18’e nasıl çıktığı konu bile edilmedi iktidar cenahından.

***

Aradan altı aya yakın bir zaman geçti, bir dolar 16,5 liraya yaklaştı… Merak ediyorum; “davul-zurna” eşliğinde halay çekip, çiftetelli oynayanlar şimdi ne yapacaklar? Sanırım bu sefer, rahmetli Aziz Şenses’in derlediği “Kara bahtım, kem talihim, taşa bassam iz olur!” uzun havasını okuyacak, arkasından da, ellerini dizlerine vurarak“ağıt” dizecekler.

***

Çok yazdım. Bir kez daha anımsatayım… Ortada henüz “papaz-mapaz”, “gazeteci-mazeteci”, “Kaşıkçı-maşıkçı” yokken, “Rusya- Ukrayna” savaşının esamisi okunmazken; “akıllı olun ekonominizi yıkarım!” tehditleri yapılmamışken bu fakir; “Gelen kriz eskilere benzemiyor. Onlar ‘V’ şeklindeydi, önlem alındı, vurdu-çıktı. Şimdiki ‘L’ye benziyor, vuracak ama ne zaman çıkacağı belli değil!”, diyordu…

***

Bunu derken ben, ne“ekonomistim” ve ne de “ekonominin kitabını yazdım!” dedim. Benimkisi; Mahfi Eğilmez, Ege Cansen, İlhan Kesici gibi üstatların “yazıp-çizdiklerinden” mülhemdi…Yine bunlardan öğrendiğime göre, şu anda ki “krizin/buhranın” temel etkeni “siyasal” ve “ekonomik”“güvensizlik”… Bunu göremezseniz sorunları çözemezsiniz, sorunların üzerine örtü örtersiniz ya da pisliği halı altına atarsınız.

***

Bakınız, 18 Mart 2022 tarihli bir haber de (Sözcü) şöyle deniyor: ABD’nin 5 yıllık hazine tahvili şu an yüzde 2,15 seviyesinde bulunuyor. Türkiye, bu oranın yaklaşık 6,5 puan üzerinde faizle borçlanmış oldu. Türkiye’nin yüksek enflasyonu ve yüksek kredi risk primi, yurt içi ve yurt dışında borçlanma maliyetlerinin de artırıyor.”

***

Bunu bilenler şöyle açıklıyor: Türkiye’nin CDS primi bugün700’ler mertebesine kadar çıkış yaptı, 5 yıllık Türkiye CDS Primi de 677 düzeyinde. Bu değerler çok yüksek değerler. CDS Primi300’lere kadar bir derece kabul edilebilir, kredilendirilebilir ve 500’lerde ekonominin son derece kötü gittiği anlaşılır, 1000’de de tahta kapanır. Makroekonomi bağlamında, CDS primine göre Türkiye’nin yabancı platformlarda ekonomik kredibilitesi kalmamıştır.” (R. Hasan Ardıç, Dünya Gazetesi, 8 Mart 2022)

***

İsterseniz “risk priminin” yakın geçmişine bakalım. Bunu da Eğilmez’in sitesinden aldım. Bu prim, 2013’te 113; 2015’te 161; 2020’de 486 ve 2022/Şubatta 509 olmuş. Son günlerde, 677’ye çıkmış.

Evet. Sorun burada… Bakalım sandıktan; “iç ve dış güçler, FETÖ, PKK, Bay Kemal” söylemi mi yoksa “bilim ve akıl” mı çıkacak? Göreceğiz…