Korona virüs, bizim bir gerçeğimizi açığa çıkarttı; “gelir dağılımı” bozukluğunu… Milli Gelir ne kadar artarsa artsın, gelir dağılım iyileşmiyor. Üst gelir grupların ulusal gelirden aldığı pay, pandemi sonrası daha da artacak. 2019 yılında ülkenin “en zengin” yüzde 10’u (P90) ile “en fakir” yüzde 10’u (P10) arasında 13 katlık bir gelir farkı var (P90/P10=13,0).
***
Bunun somut örneğini, pandemi sürecinde gördük… Bir toplum düşünün, bir ferdin, bir ailenin tasarruf/birikimi, bırakınız iki-üç ayı, bir aylık “iaşe ve ibatesini” karşılamaya yetmiyor… İnsanlar “halk ekmeğe”, “bayat ekmeğe”, Mahzuni Şerif’in dediği gibi “kuru soğana” muhtaç durumda…
***
Çöp kovalarından, pazar artıklarından yiyecek toplayanların haberi, hiç eksilmiyor. Fakir-fukara edebiyatını sevmem ama maalesef durum böyle. Bu gerçeği, “yapay gündemlerle” örtemezsiniz, “Havuz medyasının” yönlendirmesine; (Gobels) vari propaganda yöntemlerine rağmen… Tencerelerde, “et mi yoksa dert mi kaynıyor” bir de halka sorun.
***
Kamu tulumbasında “su bittiğinden”, olan da ancak yol, köprü, tünellere yettiğinden, bizler bir şey kalmadı… Kalan ise, “sabır, sadakat”, “ulül emre itaat”, “cennet müjdesi!”
***
Asgari ücretin ortalama ücret olduğu, yığınlarca emeklinin asgari ücretin altında maaş aldığı bir ülkede, “her zorluk sonrası bir kolaylığın” olduğu müjdesi veriliyor.
“Açım, yoksulum!” diyene ulema; “Sabret, bunun mükafatını ahrette göreceksiniz!”, diyor. Gel de Karl Marks’a hak verme! “Hep mürgi dile mi cefa/Bülbüle yok mu” diye feryat edesi geliyor, insanın. Peki, duyan var mı?
***
Bir toplum düşünün, 19 yılda harcanan, 2,5-3,0 trilyon dolarlık kamu kaynağını sormayı aklına getiremiyor. Beyler, bu para var ya, “bizden önce bir şey yoktu!” dedikleri seksen yılın 2,5-3,0 katı. Bu parayla ne yaptınız? Birini söyleyeyim; 550 milyar doları yakını faize gitti…
***
“128 milyar dolar ne oldu!” sorusunu soramazmışız. Öğrendiğimize göre, sormak suçmuş… Biz de sormuyoruz. Ayrıca; köprülere, tünellere, otoyollara, şehir hastanelerine, “garanti kapsamında” ödenenleri sormak, “ticari sır” kapsamındaymış…
Beyler beyler, ben falan ya da filan özel şirketin, özel holdingin mali yapısını sormuyorum ki? Son tahlilde, benim ödediğim paranın akıbetini soruyorum. Bunu sormak ne diye yanlış olsun ki? Ama unutmasınlar, gerçeklerin mutlaka açığa çıkma gibi bir huyu var.
***
Madem soramıyoruz, o zaman biz de, “lebaleb” dolu kongrelere bir parantez açalım… Umarız, bu da suç değildir. “Lebalebli, Maşallahlı, tebarekallahlı!” AK Parti kongrelerinin, salgına etkileri iyice hissedilmeye başladı. Türkiye haritası “kıpkırmızı” oldu…
Günlük ölü sayısı, resmi kaynaklara göre 250’yi; vaka sayısı ise, 50 bini aştı; yoğun bakım yatakları doldu; “acil olmadığı durumda hastanelere gelmeyin!” çağrıları yapılmaya başladı…
***
Bunlar resmi rakamlar. Peki, resmi olmayanı nedir? Bu görev en azından, CHP’li belediye başkanlarına düşüyor. Sonuçta, günlük “defin” belgeleri ellerinde. Bir koordinasyonla, tek elden günlük defnettikleri ölü sayılarını açıklasınlar. Ahali, gerçeği öğrensin. Bunların için de ne kadarının, enfeksiyon ya da salgın nedeniyle olduğunu da…
***
Hatırlar mısınız? Geçen yıl bugünlerde, salgın yönetimi bağlamında, “bir başarı hikayesi yazmaya!” çalışıyordu, iktidar… İtalya’dan, ABD’den, İspanya’ görüntülerle sokaklarda ki sedyeleri/yatakları gösteriyor; ölü sayılarını veriyordu…
Cilveye bakın, şimdi ise, bu ülkeler, ülkemizi riskli ülke ilan ediyor, Türkiye’ye gideceklere ya da geleceklere uyarıda bulunuyor.
***
Aklıma geldi: Madem tam kapanmayı şu ya da bu nedenle kabul etmiyorsunuz o zaman, hayatı, kısıtlama yerine, daha geniş zamana yayıp, cadde, soka, işyerleri, ulaşım araçlarındaki izdihama engel olunsa olmaz mı? Zaman sıkışınca ister istemez, “mesafe” uyarısı güme gidiyor…
Bir de, Ramazan’da lokantaları kapatmak neyin nesi? Oruç tutmayan, tutamayan; ihtiyacı olan yolcu, yaşlı, hasta, çocuk nerede yiyip, nerede içecek? Hiç düşünülemez mi? Yani, şimdi açık olan lokantalar ne diye Ramazan’da kapatılır ki? Ramazan’ın özelliği ne? Bu meret, bu ayda daha hızlı mı bulaşır ki?
***
Evet. Bu noktaya nasıl geldik? Bunun bir sorumlusu olması gerekmez mi? Yoksa, bunun sorumlusu da CEHAPE’mi, “Ey Kılıçdaroğlu!” mu yoksa “iki ayyaşın” ikincisi, asker kaçağı İsmet Paşa mı?
***
Baksanıza, Tayyip Bey, 27 Mayıs darbesinin “teşvikçisi” olarak merhum Paşamızın adını veriyor ama şuanda ortak olduğu partinin kurucusu ve her şeyi, aynı darbenin “Kudretli Albayı”nı unutuyor. Yoksa, MHP’nin hatırına mı yok saydı?


