KADİR DAYIOĞLU


YENİ SEÇİM STRATEJİSİ (2)

Bir diğer aslında iktidarın yanaşmadığı, “yandaş ve candaş”ların dillendirilmediği konu da şu; AK Parti öncesi de dahil yapıların kaçı “imar affından/barışından”yararlandı ve bunların kaçı yıkıldı? Bu bilinmeden, adı ve unvanı ne olursa olsun, üniversitelerin, bilimcilerin vereceği rapor, vız gelir, tırıs gider.


Bir diğer aslında iktidarın yanaşmadığı, “yandaş ve candaş”ların dillendirilmediği konu da şu; AK Parti öncesi de dahil yapıların kaçı “imar affından/barışından”yararlandı ve bunların kaçı yıkıldı? Bu bilinmeden, adı ve unvanı ne olursa olsun, üniversitelerin, bilimcilerin vereceği rapor, vız gelir, tırıs gider. Gerçeği tam yansıtmaz.

***

Bir dönem Ankara’nın, İstanbul’un yüzde 75-80’inin kaçak yapı ve gecekondu olduğu söylenirdi. Yahu, bunların yıkılması için depreme gerek yok. Üfürsen yıkılır. Yine bunlar yıkılmayacak da kaçak olmayan, doğru-dürüst, fenne uygun yapılmış binalar mı yıkılacak. Hal böyle olunca, siyasilerin, iktidarların, belediye başkanlarının teflon tava gibi davranıp, suçu “depreme”, “yönetmeliklere”, “kentsel değil rantsal dönüşüme” karşı çıkanların üstüne yıkmak akla ziyan şey. 

***

Gelelim, “kentsel dönüşüme engel” olanlar, hikâyesine?

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ; “2015-2023 arasında 7 bin 91 kentsel dönüşüm davası var. Bu davalar kentsel dönüşümü yavaşlattı, 2012'de çıkan yasa nedeniyle atılması gereken adımlar atılamadı." 

***

Elbette sayı doğrudur ama verilen 7.091 sayısı, farklı dönüşümler için mi yoksa az sayıdaki, aynı dönüşüm için açılan davalar mı? Diğeri de bu sayı içerisinde, felakete uğrayan 10 il için olanı kaçtır? Yani il il, dosya dosya dökümü gerekir, savın doğruluğunun tartışılabilmesi için.

***

Binaların sorunlu olduğu şüphe götürmez. Buna itirazımız yok. Amayapılmak istenen “kentsel” mi yoksa,“rantsal” dönüşüm müydü? Bu affın son mimarlarından Mehmet Özhaseki’ye soralım. İlk sorum şu: Verilen mahkeme kararlarının kaçı“durdurmaya” yönelikti; bunların kaçını uyguladılar? ***

İkincisi; bilir mi bilmem, Fatih semtinde, Edirnekapı surları dibinde yaşayan ve ağırlığı müzisyen Roman vatandaşlarımız vardı. Bunların mekânları“kentsel dönüşüm” adı altında yıkıldı, insanlar yerinden yurdundan edildi. 

***

Burada tekrar mülk sahibi olan bir Roman oldu mu? Yine “Sulukule” sakinleri, yeni mekânlarında oturuyor, icrayı sanat ediyorlar mı? Yoksa buraları varsılların eline mi geçti. Bunu açıklamak zorundalar.  İstanbul Fikirtepe için de aynı soruyu soruyorum.

***

Bakınız, insanları yerinden yurdundan; anılarından, komşularından uzaklaştırmak “kentsel dönüşüm” değildir. Bu, binaların ya darantsal dönüşümdür, kent rantlarını varsıllara aktarmaktır. Karşı çıkılan buydu… Bu tür dönüşüme ben de karşı çıktım. 

Ha. Diyeceksiniz ki; dönüşümün uygulandığı yerler ahalisi, çoğunlukla fakir ya da orta gelirlidir. Evleri için ilave bedel ve oturduklarında aidat ödemeye güçleri yetmeyecek ve terk edecekler… Bu da doğru…

***

Ama yalın gerçek şu: “…Kentsel mekânı yatırımcılara cazip kılmak amacıyla yerel ve ulusal iktidarlar kentsel dönüşümü bir araç olarak kullanmakta ve çoğunlukla ekonomik ve toplumsal olarak savunmasız kentlilerin yaşadığı alanları piyasanın tasarrufuna sunmaktadır. Bu durum tepkilere, eylemlere, kitlesel gösterilere ve neoliberal kentleşme biçimlerine karşı örgütlenmiş hareketlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.” (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/461586)

 

“Sulukule: Kentsel Dönüşüme Etno-Kültürel Bir Direniş” başlığı koymuş makalesine Ülke Evrim Uysal. Bu makaleyi mutlaka okuma lazım. Dediği gibi; “…ekonomik ve toplumsal olarak savunmasız kentliler” vardı orta yerde. Bu görevi elbette duyarlı olanlar üstlenecekti.

***

Peki, bunlara inanan olacak mı?  Elbette olacak. Ama bu ülkeye borcu olan ben ve benim gibilerin görevi, gerçekleri, döneme ve bireylere bağlı kalmaksızın haykırmaktır. Aslında, son depremlerle, enkaz altında kalan siyaset olmuştur. “Suçlu ayağa kalk!” denecekse, öncelikle parmak sahneyi siyaseti gösterecektir. Sonra sıra diğerlerine gelecek.

***

Şimdi gelelim asıl sorulması ve irdelenmesi gereken sorulara:

Bu bölge de demiryolu ve karayolu üzerinde binin üzerinde köprü varmış. Bunun sadece 15’i etkilenmiş. Bunun yarısı da bir gün sonra hizmete açılmış. Yine bu bölge, çok önemli demiryolu kavşağı (Çetinkaya ve Malatya), genellikle de yapılar ve demiryolu, 1950 öncesi yapımı. 

***

- Acaba, 1000’i aşkın köprünün kaçı demiryollarına ait? Etkilenenlerin de…

- Yine bu bölgede Karayollarına ait eski ve yeni yollar (otoyol ve duble yol) var. Hasar gören hangileri? 2002 öncesi yapılan ve topoğrafya da kıvrım kıvrım uzanan karayolları mı yoksa mesafeyi kısaltan, ovalardan geçen diğerleri mi daha çok hasarlı?

- Yine bu bölgede, 2002 öncesi yapılan elektrik iletim hatları (154 kV, 380 kV) ve bunlara ait indirici merkezler (şalt sahaları) var bunların durumu ne?

- Ve nihayet yine bu bölgede, çoğu 2002 öncesi yapılan irili ufaklı, 140 civarında enerji, sulama, taşkın koruma amaçlı su yapıları varmış. Bunların durumu ne?

***

Anladık; 2000 öncesi yapılan, denetimsiz, projesiz yapılar uçtu gitti… İddia böyle… Peki, denetimli yapılan yapıların, dönem aranmaksızın durumu ne? Çeşitli dönemlerde çıkan “imar afları/barışları” ile yasallık kazanan binaların durumu ne?

***

Dostlar, mikro ölçekli çalışma yapılmadan sorunun kaynağını yönetmeliklerde aramak, felaketi asrın depremine bağlamak, dönüşüme karşı çıkma gibi argümanlarda bulmak beyhude… Kusura kalmayın, ben inanmam. İnana da bir şey diyemem…