“Balık hafızalı” topluma bir anımsatma yapacağım. Dostlar, yargıdaki kavga “yasaların anayasaya uygun olup olmadığı” noktasında değil… Çünkü bir yasanın anayasaya uyguluğu konusunda yargı organlarının da nihai başvuru yeri Anayasa Mahkemesi (AYM). Yani yargı; “bu yasa anayasaya aykırı!” diye son noktayı koyamaz. Onun da gideceği yer AYM…
***
Kavga “bireysel hak ve özgürlüklerin” anayasaya uygunluğu kavgası. Bireysel olarak haksızlığa uğradığını iddia eden birisi, ülkemizde “hukuk yolları tükenince”Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) gidebiliyordu. Bu yol üzerinde AYMdurağı yoktu. Nihai durak Yargıtaydı. AYM durağı, AK Parti döneminde girdi. Yani, 1982 Anayasası’nın bir ürünü değil. O nedenle, “darbe Anayasasının bir ürünü” falan değil.
***
“Balık hafızalı” toplumun unuttuğu bir şey daha var: AYM durak olarak ilave edildiğinde, “siyasal iktidarın işi geciktirmeye, süreci uzatmaya matuf bir hamlesi olduğu” yazılıp söylenmişti. Yani, tren nihai durağa gecikerek gidecekti. Ama unutulan bir şey vardı; “Berlin’de hakimlerin olduğu gibi, Ankara’da da hakimlerin olabileceği” idi… Şimdi, bunun önlenmesi için arayış içerisinde.
***
Diyelim ki, AYM’ye durağını kaldırdınız, peki, AİHM’e başvuruları nasıl önleyeceksiniz? Tabii, bu durağı da kaldırarak, “yargı organlarının” verdikleri kararların kesin olduğu hükmünü getirirsiniz. Bu sefer, Avrupa’dan iyice uzaklaşırsınız.
***
Peki, iktidar buna yanaşabilir mi? Sanmıyorum. Ama zaman içerisinde, iktidara tam bağlı üyelerin oluşturduğu bir AYM ortaya koyarlarsa mesele kalmaz. Peki, sonraki iktidarlar da benzerini yaparsa ne olacak? Yani, AYM yine kalır… İktidarın isteği doğrultusunda karar çıkar. Haliyle, AİHM süreci uzar…
***
İsterseniz, değişiklikleri, kronolojik olarak bir anımsayalım… İçişleri Bakanlığı sitesinden aldım.
Bireysel başvuru: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerin birlikte güvence altına aldıkları temel hak ve özgürlüklerden herhangi birinin, kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali nedeniyle ihlal edildiği ve kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamı tüketildikten sonra başvurulan bir hak arama yoludur.
Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru;2004 yılında Anayasanın 90’ıncı maddesine eklenen cümle:‘’(Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.’’
2010 yılında Anayasanın 148 inci maddesine eklenen fıkra:‘’(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/18 md.) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.’’
23 Eylül 2012: Bireysel başvurunun uygulamaya geçirilmesiyle, kamu gücünü kullanan kişive kurumların sebep olduğu hak ihlallerine karşı 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılmıştır.
Bireysel Başvuru Kapsamındaki Haklar:Anayasa Mahkemesine yapılacak olan bireysel başvuruya konu olabilecek haklar, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile buna ek Türkiye’nin taraf olduğu Ek Protokollerde güvence altına alınan haklardır.
1) Eşitlik ilkesi,2) Yaşam hakkı,3) Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı,
4) İşkence ve kötü muamele yasağı,5) Zorla çalıştırma ve angarya yasağı,6) Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı,7) Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı,8) Haberleşme hürriyeti,
9) Din ve vicdan hürriyeti,10) İfade özgürlüğü,11) Bilim ve sanat hürriyeti,12) Basın özgürlüğü,13) Örgütlenme özgürlüğü,14) Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı,15) Mülkiyet hakkı,16) Adil yargılanma hakkı,17) Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı,18) Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı,19) Suçta ve cezada kanunilik ilkesi,20)Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı,21) Etkili başvuru hakkı,22) Evlenme hakkı,23) Eğitim hakkı,24) Sendika hakkı,25)Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı.
(https://www.icisleri.gov.tr/)
***
Yani demem o ki; Anayasa Mahkemesinin bireysel hak ve özgürlükler konusunda verdiği kararlar esastan değil, usuldendir. Yani, “suçludur ya da değildir!” demiyor. “Usul hataları nedeniyle bireysel hak özgürlükler ihlal edilmiştir”, diyor. O nedenle Can Atalay’da davası da bu cümledendir.
***
Bir anımsatma daha yapayım: “Usul esastan mukaddemdir.”Yani; “Usul esasa tekaddüm eder”, yani “usul esastan önde gelir”, bir Mecelle kuralıdır. Evrensel hukukta da vardır bu ilke. Hukuk mekteplerine adım atanlara anlatılan ilk şey. O nedenle, bilmezler mi? Elbette bilirler ama maksat, üzüm yemek olmayınca, bahane bol…


