KADİR DAYIOĞLU


YARENLİK OLSUN!..

Efendim, Kayseri’nin azınlıkta kalmış “yillilerine” göre, “yillilerin” cenazesi Cami Kebir’den, “köylülerin” ise Hunat’tan kalkarmış...


Efendim, Kayseri’nin azınlıkta kalmış “yillilerine” göre, “yillilerin” cenazesi Cami Kebir’den, “köylülerin” ise Hunat’tan kalkarmış...  Böyle bir kabul vardı, pandemiye kadar. Sonra, cenazeler ağırlıklı olarak Şehir Mezarlığından, diğerleri ait oldukları mezarlıklardan kalkınca dünyanın sonu olmadı. Unutuldu gitti, eski uygulama; “yilli” ile “köylü” eşitlendi.

***

Ne de güzel oldu. Hiç olmasa, zaten “Arap saçına” dönen merkez trafiği daha da kilitleniyordu, cenaze vakitlerinde. Bu vesile ile Memduh Başkana sesleniyorum. Değerli Başkanım sakın “mahalle baskısına” boyun eğip, eski uygulamaya geçmeyin. Yazık edersiniz.

***

Yine inanca göre“Yilli” sayılmanın üç temel şartı varmış. Birincisi, Hisarcık’ta, Talas’ta, Eğribucak’ta, Eşek Meydanı’nda vd. bağın; ikincisi, Alpaslan Mahallesi’nde bir evin ve nihayet üçüncüsü de Cami Kebir’de dükkanın olacakmış...

***

Tabii, bu da ters yüz oldu. Buralar o kadar gelişti ki, semtlerde oturanları bir yana bırakın, aynı apartmanda, aynı sitede oturanlar birbirlerini tanımıyorlar. Bu iddia da çöktü.

***

Söz mezarlıktan açılınca. merhumVeli Altınkay’nın bir anısını paylaşacağım. Mezarı olmayan bir dostunun yakınının defni için mezar satın almaya karar vermişler. Mezarlıkta gez Allah gez... Arkadaşı, bir türlü yer beğenmiyor... Erciyes manzaralı istemiyormuş, şehir manzaralıya hiç yanaşmıyormuş, caddeye yakın işine gelmiyormuş, Beğendik, Belbaşı tarafına bakanları çok garipler mezarlığı gibi algılıyormuş. 

***

Velhasıl velkelam bir türlü mezar beğenememişler. En sonunda dostumuz, Necmettin Hocanınaile mezarına yakın bir yeri teklif etmiş; ola ki, Hocamızın arkasına takılıp cennete gider diye. Orasını da kabul etmemiş. Zira, ölenin günahının çokmuş. Bu nedenle, Hocaefendi’yi, yanlışlıkla cehenneme götürür endişesiyle...  Öyle ya, bir de bakmışsın meleklerin bir “boş” anına denk gelebilir!..

* * *

Efendim. Bir tarihte, TOBB Başkanı değerli hemşerimiz RifatHisarcıklıoğlu’nun oğlu Kayseri Ticaret Odası’na gelmiş. Çocuk sıkışmış, tuvalet gitmek üzere, Başkanlık katındaki tuvalete yönelmiş. Tam içeri girecekken, görevli; “Beyefendi, burası Başkana ve yönetim kuruluna ait giremezsin!” diye uyarıda bulunmuş. Bunun üzerine delikanlı, görevlinin kulağına eğilmiş ve Rifat Bey’in oğlu olduğunu söylemiş. İş ciddileşince, giremezsin diyen arkadaş; “Öyle mi? Daha önce neden söylemediniz. Bu burasının tamamı sizin, buyurabilirsiniz, efendim!” demiş...

* * *

Madem söz “tatlı yiyip tatlı konuşmaktan!” açıldı, bir balayı hikayesi ile devam edelim. Genç çiftler balayı için Paris’e gitmişler... Bir aya yakın kalmışlar... Balayı dönüşü kız anası sormuş: “Yediğin içtiğin senin olsun, Paris’te gördüklerini anlat, bakalım!” Kız ne cevap versin... İçini çekmiş; “Anneciğim, anlatılacak hiç bir şey yok. Zira, inanmazsın, tam bir ay, kaldığımız otel odasının tavanından başka bir yer görmedim!”

* * *

Annesi oğluna dert yanıyormuş. “Recep, Şaban, Ramazan; iki de öncesi etti mi beş. Bir de babandan önceki, etti mi altı... Oğul, oğul, şu kadersiz anan hiç gün gördü mü ki?”

* * *

Baba erenlere sormuşlar:

- Erenler hiç aşk yaptınız  mı?

- Bir kere yapacaktım, üstüne münasebetsizin birisi geldi. Ondan başka da hiç kısmet olmadı.

* * *

 Sormaya devam etmişler:

- Rakı haram mı, helal mi?

- İçene göre değişir!..

***

Peki nasıl değişir?

“Ey zâhid şaraba eyle ihtiram

İnsan ol terk et bu kıyl-ü-kâli

Ehline helaldir nâehle haram

Biz içeriz, bize yoktur vebali.”

Son defa sormuşlar:

- En zor ve en kolay olan şey nedir?

- En kolayı insanın başkalarına nasihat etmesi. En zoru ise; “Kişinin kendisini bilmesi.”