Diyanet İşleri Başkanlığından, ezanın asli halinin dışında herhangi bir dil ile okunacak çağrının, İslam âlimleri ve dünya Müslümanları nezdinde ezan olarak itibarının olmadığı yolunda bir açıklama geldi…
Devamında…
Kur'an-ı Kerim mealinin Kur'an-Kerim gibi tilavet edilmesi ve bu bağlamda Türkçe ibadet konularının tartışıldığı hatırlatıldı.
Kur'an-ı Kerim'in Arapça olarak indirildiğini, hem lafzı hem manası ile Kur'an-ı Kerim olduğunun vurgulandığı açıklamada, indirildiği lafızların dışında, Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mananın Cenab-ı Hakk'ın kelâmı değil, mütercimin ondan anladığı mana olduğuna değinildi…
XXX
Din, bu türden tartışmaların ya da şöyle ifade edeyim, tek taraflı tartışmaların yeri değil.
Eğer tartışma ortamı yaratılacak ve yapılacaksa, ülkedeki ilim sahibi kişilerin toplandığı geniş bir katılım ile günlerce sürebilecek ve ortak akıl oluşturularak sonuca ulaşmak olmalıdır.
XXX
Yusuf suresi 1. ve 2. ayetlerini bilmezler mi ki?
“1. Elif, Lâm, Râ. O apaçık, apaydınlık Kitap'ın ayetleridir bunlar.
2. Biz onu sana, aklınızı çalıştırasınız diye, Arapça bir Kur'an olarak indirdik.”
Ayrıca yine bilmezler mi ki…
Zuhruf Suresi 2. ve 3. Ayetleri…
“2. O ayan-beyan konuşan Kitap'a yemin olsun ki,
3. Biz onu akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an yaptık.”
Derken, anlamadığın dilden okuduğun kitaptan bir şey anlamıyorsan nasıl ona uyum itaat edeceksin?
XXX
Gerçekten akıllara ziyan bir tartışma…
Arapça bilmiyoruz.
Kuran’ı Arapça okuyacağız ve anlamayacağız…
O zaman yüzüne baktığımızda bir şey anlıyor mu olacağız ki ona göre uyacağız Kuran’a?
XXX
Öncelikle şunu ifade edeyim ki bir dilde yazılan yazılı eser, bir başka dile çevrildiğinde adına “Çeviri” denilir.
Kuran da Türkçeye bir çeviridir ve bu güne kadar yapılan çevirilerin tamamına baktığınızda, anlamlar aynı ifade edilmiştir.
Demek oluyor ki, Kuran, anladığımız dilden de okunabilir ve okuduğumuzu da anlayacağımıza göre, Kuran’a inanır ve uyarız…
Kuran-ı Kerim, Türkçeye tercüme edilmeden önce, Atatürk’ün masasında tartışılırken karşı çıkanlar da oldu aynı bugünkü gibi.
Bir kısım kaynaklar, tercümenin Mehmet Akif’e ve Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a ayır atır 6 şar bin lira ödenmek suretiyle Diyanet İşleri Başkanlığınca tercüme ettirdiği söylenirken, diğer bazı kaynaklar ise Atatürk’ün cebinden ödeyerek Elmalılı Hocaya tercüme ettirdiği ifade edilir.
Hatta tartışmalarda Atatürk tartışmaya katılanlara, “Ne yani, siz Kuran’ın anlamı yok mu diyorsunuz? Anlamı olmayan metin, bir başka dile çevrilemez” dediği söylenir.
Kim tercüme ettirmişse de, esas olan şu ki, evet anlamı olmayan bir metin, bir başka dile tercüme edilemez.
O halde Kuran’ın Türkçeye çevrilmiş olması, okunması, anlaşılmasının ne zararı var?
Ayetlerde de apaçık belirtildiği gibi, esas olan, okuduğumuzu anlamak olmadır…
Genel ritüelllerde Arapça okunabilir, okunmalıdır da.
Ancak okunanın aynı zamanda anlamı da peşinden verilirse daha da mükemmel olur.
Dikkat ettiyseniz, Cuma hutbesi okunduktan sonra hoca Arapça bir ayet vardır. Okunur ve ardından Türkçe tercümesini de okunur.
Nahl Suresi 90. Ayet: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”
Hutbe sonunda çok önemli öğüt veren bu ayeti eskiden de okurdu imam, ama çoğu kimse ne dediğini anlamazdı.
Şimdi çok iyi anlıyoruz ve en azından her Cuma namazı hutbesinden sonra bir kez daha, bir kez daha dinliyoruz.
O nedenle diyorum ki…
Kuran üzerinde fazla oynamanın, üzerinden siyaset yapmanın bir anlamı yok.
Davranış, bana göre yanlış mahallede gezmek gibi olur, vazgeçsin herkes…
Okuyalım, el altı kitabımız olsun, okuduğumuzu da anlayalım.
İlla ki Arapça diye diretmenin bir anlamı yok.
Kuran Arapça indirilmiştir evet, ayetler de bunu söylüyor. Ancak “kutsal” olan Arapça dili değil, Kuran’ın anlaşılmasıdır bence… Ayetlerin ifade ettiği gerçek de bu, “Anlayasınız diye” Arap milletine Arapça indirilmiştir…
XXX
İLGİNÇ BİR HİKÂYE…
Hamza Yerlikaya ve diploması.
İlginç bir konu gerçekten…
Sanki sahte belgelerle iş gören ilk ve tek kişi Hamza da üzerine üzerine gidiyorlar.
Allahtan “Hukuk” var bu ülkede de, “Sahte diplomada Yerlikaya’nın suçu olmadığına” karar vermiş…
Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği gerekçeli kararı baştan sona okudum.
Benim karadan çıkardığım sonucu şöyle “Hikâye” edebilirim…
Adamın biri, bir gün Hamza’nın karşısına dikilmiş, “La oğlum Hamza, sen neden yüksek okul mezunu değil misin” demiş…
Hamza da “Ben ortaokul mezunuyum abiiiii… Nasıl üniversite okuyayım” demiş.
Adam “Olmaaaaz… Sen ki Dünya ve Olimpiyat Şampiyonusun, Sana haksızlık bu. Al bu diplomayı, sen lise mezunu sayılırsın, ben sana mezun olduğun lisenin diplomasını getirdim” demiş ve eline vermiş.
Hamza ne bilsin, doğru bellemişi almış diplomayı gitmiş Beden Eğitimi ve Spor Yüksek okuluna kayıt olmuş, mezun da olmuş…
Mahkemeye göre Hamza’nın bunda bir suçu yok, suçlu olan, sahte diplomayı getiren…
Sahte diplomayı getiren de ortada yok, Hamza’nın önceden sabıkası da yok, af yasasından veya şartlı salıvermeden de yaralanmamış…
O zaman mahkeme bitmiştir, cezaya gerek yoktur. Varsa da erteledik gitti…
Eyvallah abi… Biz ne dedik ki?


