Merkez Banksı (MB), faizleri "2 puan" düşürdü. Yüzde 16 oldu… Bu "şok düşüş”, piyasalarda deprem etkisi yaptı. Borsalar “allak bullak!”… Dolar 9,60 TL, Avro 11.10 TL'yi gördü. Hâlâ tırmanış trendinde… Altın da öyle…
***
Anlaşılan; ‘Nobel ekonomi ödülü’ne aday; “Faiz neden, enflasyon sonuç!” kanıtlamak için, ülke ekonomisi laboratuara döndü… Daha önce 128 milyar dolar harcamışları bu tezi doğrulamak amacıyla.
MB, tulumbasında su (bunu dolar olarak da okuyabilirsiniz) kalmayınca, olanlar da “emanet” olunca (bizim nesil bilir bunu Karaköy iskelesi karşısındaki “Emanetçi Sultana” vardı.) faiz silahını çektiler.
***
Oysa cari açık oldukça, “israf ekonomisi” sürdükçe, “itibardan tasarruf olmaz!” dendikçe, “yapılabilirliği” tartışılan yapılar yapılınca, bunların yanında daha da önemlisi içeride ve dışarıda ekonomi ve yönetime “güven” kalmayınca ne yaparsanız yapın bu “makus talihi” yenemezsiniz.
***
Tabii, bu depremi, "Havuz Medyası" görmedi, görmezlikten geldi. Birinci sayfadan veren olmadı, veren de ufak bir “kutucuk” içinde verdi.
***
Tabii, bazı “yandaş” köşe yazarları da, zorlama yazılar kaleme aldılar. Bunlardan en ilginci, Sabah yazarı Dilek Güngör'e aitti. Dilek Hanım, önce faiz düşüp, dolar yükselince ne tür olumlu gelişmeler olur onu anlatmaya çalışmış. Tabii, anlatabildiği kadar ama yazının son kısmında "baklayı" ağzından çıkartmış. Hoca Nasrettin'in, göle maya çaldıktan sonra söylediği "Ya tutarsa!" ile benzetme yaptı.
***
Aslında bu yazı, bu ülkenin nasıl "irrasyonel" (akıldışı) bir biçimde yönetildiğinin bir itirafı da....
***
"Tebdili kıyafetle", ahalinin nabzını ölçme noktasına gelen bir siyasal iktidarın geldiği nokta. Öyle ya; halkın içinde gezerken neden gerçek kimliğinizi gizlemek istersiniz? Neden çekinirsiniz?
***
Hem unutmayın bu ülke; "kara paranın aklanması, terörün finansmanının" “daha sıkı denetlenmesi” konusunda, OECD tarafından "gri listeye" alındı. İnanır mısınız; bu konuda "üçüncü dünya" ülkelerinin en gerisinde olanlarla birlikte anılıyoruz.
OECD'ye bağlı Mali Eylem Görev Gücü (FATF) Başkanı Marcus Pleyer Genel Kurul'da alınan kararları bir basın toplantısıyla duyurdu. 2019'da yapılan değerlendirmede bazı eksiklerinin olduğu vurgulanan Türkiye, yakından takip edileceği anlamına gelen, gri listeye girdi. Pleyer, Türkiye'de bankacılık ve emlak sektörleri ile değerli maden ticareti yapanlar gibi farklı aktörlerin daha sıkı denetlenmesi gerektiğini vurguladı.
"Türkiye, karmaşık kara para aklama vakalarıyla etkin bir şekilde başa çıktığını ve Birleşmiş Milletler'in terör organizasyonu olarak tanımladığı IŞİD ve El Kaide gibi örgütlerin mali finansmanına soruşturma açmakta kararlı olduğunu göstermelidir" dedi.
***
Düşünebiliyor musunuz? Mustafa Kemal Türkiye'si ne hale geldi?
***
Güngör'ün yazsı şöyle başlıyor: “Biliyorum, herkesin canı burnunda... Merkez Bankası'nın 2 puanlık faiz indirim kararından sonra döviz kurları fırladığı için haklı olarak diyorlar ki, 'ülkeyi ateşe attılar', 'intihar ettiler', 'akılsızlık yaptılar'. Bundan sonra yazacaklarıma bu arkadaşlardan çok tepki geleceğini biliyorum. Ancak bu kararın akılsızlıkla yapılmış bir hata değil tercih olduğunu düşünüyorum. Dilim döndükçe izah edeyim”, diyor gerekçelerini uzun uzun anlatıyor. Yazının sonunda şunları söylüyor:
“…Önümüzdeki haftadan itibaren Merkez Bankası'nın faiz indirimlerinin piyasaya yansımaya başlayacağını düşünüyorum. Bankaların ticari ve bireysel kredilerde faiz düşüşlerini peş peşe görebiliriz. TL değersizleştikçe fakirleşiyoruz. Kurun enflasyona yansıması da elbette olacak. Sadece enflasyona da değil birçok ürüne anında zam gelecek.
Hayat pahalılığı asgari ücret başta olmak üzere emekli ve dar gelirlilerin belini daha da bükecek. Bunun için de önümüzdeki günlerde bütçedeki marjların açılması beklenebilir. Yani ücretli kesimin enflasyona ezdirilmemesi için ücretlerin artırılması...”
***
Şimdi tam bu noktada sormak lazım: Dilek Hanım, hal böyle olacaksa, bu “akılsızlık” değil bir “tercih” ise, bu “tercih” toplumun hangi kesimi lehine yapılmış olabilir acaba?
***
Devam edelim alıntıya; “İlerleyen günlerde Körfez ülkelerinden gelecek bir kaynak girişiyle kurun tansiyonunun düşürülmesi de gündeme gelebilir. Velhasıl, aslında olan biteni bazen Nasreddin Hoca'nın göle maya çalmak fıkrasındaki gibi yorumluyorum.
Bilirsiniz... Hoca elinde yoğurt mayası bakracıyla göle gidiyor. Göle kaşık kaşık maya çalıyor. Köylüler 'Hayırdır Hocam?' diye soruyor. Hoca da 'Göle maya çalıyorum' cevabını veriyor. Köylüler 'İlahi hocam hiç göle maya çalmakla göl maya tutar mı?' dediğinde ise 'Ya tutarsa...' cevabını veriyor.
Öyle ya... Göle maya tutmadı ama burada ya tutarsa...”


