VALİ GÜNAYDIN, “HODRİMEYDAN HADDİNİZİ BİLİN!”
*** 104 Emekli Amiralin Montrö Anlaşması’ndan vazgeçileceğine ilişkin çıkışlara tepki amacıyla bildiri yayınlamasına tepki gösteren Vali Şehmus Günaydın Twitter hesabından, “15 Temmuz darbe girişimi sırasında, darbeci ve vesayetçi anlayışa hak ettiği cevabı veren büyük Milletimizle birlikte biz buradayız” dedi. Vali Günaydın ayrıca paylaşımında, “HODRİMEYDAN HADDİNİZİ BİLİN!” heştekini de kullandı.
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ DE AÇIKLAMA YAPTI!
*** Şehmus Günaydın’ın yanı sıra Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Demokrasi ve bilimin ışığında eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri sürdüren Erciyes Üniversitesi mensupları olarak Aziz Milletimizin hür iradesine karşı yürütülen girişimleri şiddetle kınıyoruz. Milli iradeyi hiçe sayanların 15 Temmuz hain darbe girişiminde olduğu gibi her zaman karşısında olacağız” dendi.
Siyasetçileri anlarım…
Muhalefet iktidarı eleştirir…
İktidar da muhalefeti eleştirir…
Hatta bazen eleştirinin dozunu bile öylesine kaçırırlar ki birbirlerine karşı en ağır itham ve hakaretler de bulunurlar…
Onları anlarım…
Aslında medeni toplumlara baktığınız zaman bizim siyasetçilerimizi de anlamak mümkün değil de haydi neyse Türk siyasi geleneğine baktığınız zaman, “Ne yapalım bizde ki siyasi anlayışta böyle!” der geçer gidersiniz…
Ama siyasetçilere ayak uydurma yarışına giren bürokratları anlamak mümkün değil…
Bu girişi niye yapma gereği duydum dersiniz?
Malum geçen hafta Cumartesi akşamı geç saatlerde sosyal medya hesaplarına 104 emekli amiralin imzasını taşıyan bir açıklama düştü…
Açıklama şöyle patlak verdi;
İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bir kararnameyle yürürlükten kaldırılması sonrası TBMM Başkanı Mustafa Şentop tarafından benzer şekilde 1936 yılında imzalanan Montrö Sözleşmesi’nin de benzer şekilde Cumhurbaşkanı tarafından bir kararnameyle sona erdirilebileceği yönünde çıkış yapması ve peşinden de bazı AK Partililerin bu çıkışı destekler şekilde sık sık açıklama yapmaları…
Doğal olarak peşinden Montrö Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılmasının sakıncalarını savunan bir muhalif grup oluştu…
Kaldırılmasından yana olanlar ve karşı olanlar günlerdir Montrö Sözleşmesi’nin kaldırılmasının yararları ve zararları televizyon ekranlarında kıyasıya tartışılıyor…
Tartışılabilir mi?
Pekâlâ tartışılabilir…
Tüm ağır-aksak ve eksikliklerimize rağmen yaşadığımız bu ülke demokrasiyle idare ediliyor…
Bu kapsamda herkes hakaret etmediği sürece özgürce görüş ve düşüncelerini dile getirebilir…
1923’te Lozan’da imzalanan Lozan Anlaşması sonrası yine İsviçre’nin küçük bir şehri olan Montrö şehrinde 20 Temmuz 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin içeriği şu:
MONTRÖ BOĞAZLAR
SÖZLEŞMESİ’NİN İÇERİĞİ…
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1936 yılında imzalanan ve Türkiye’ye İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinde kontrol ve savaş gemilerinin geçişini düzenleme hakkı veren bir uluslararası sözleşmedir.
Sözleşme, Türkiye’ye Boğazlar üzerinden tam kontrol hakkı verir ve barış zamanı sivil gemilerin özgürce geçişini garantiler. Sözleşme Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere ait savaş gemilerinin geçişini sınırlar. Sözleşmenin şartları özellikle, Sovyetler Birliği Donanması’na Akdeniz’e erişim sağlanması yıllar boyunca tartışma konusu olmuştur. 1923’te Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçmiştir. Bu sözleşmeyle birlikte Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun görevi sona ermiştir.
LOZAN ANTLAŞMASI’NDAN
KAYNAKLANAN ÇEKİNCE
MONTRÖ ANLAŞMASIYLA
SONA ERDİRİLMİŞTİR…
Türkiye, Lozan Antlaşması'yla birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi'nin getirdiği kısıtlamalardan dolayı daima kaygı içinde bulunmuştu. Sözleşmenin imzalandığı tarihlerde güncelliğini koruyan silahsızlanma ümitlerine güvenen Türkiye'nin silahlanma yarışının tekrar başlamasıyla duyduğu huzursuzluk giderek artmıştı.
Türkiye, duyduğu bu huzursuzluğu ve Boğazların statüsünde değişiklik yapılması yolundaki teklifini konu ile ilgili imzacı devletlere duyurduğunda farklı kutuplar da yer almaya başlayan bu devletlerin hemen hepsinden ortak bir anlayış görmüştü.
İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın 23 Temmuz 1936 tarihli bir notasında konu hakkında şu görüşlere yer verilmiştir:
"Türkiye'nin Boğazlar Sözleşmesi'nin değiştirilmesi ile ilgili isteği haklı kabul edilmektedir."
Boğazların statüsü ve gemilerin geçiş rejimi ile her zaman yakından ilgilenen Birleşik Krallık'ın Türkiye'yi desteklemesine paralel olarak Balkan Antantı Daimi Konseyi'nin 4 Mayıs 1936'da Belgrad'da yaptığı toplantıda Türkiye'nin teklifini destekleme kararı alınmıştır.
Türkiye'nin girişimi Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin diğer akitleri tarafından da kabul edilince Boğazların rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936'da İsviçre'nin Montrö kentinde toplanmıştır.
İki ay süren toplantılardan sonra 20 Temmuz 1936'da Bulgaristan, Fransa, Büyük Britanya, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye'ye geçmiştir. Türkiye daha önce Sovyetler Birliği ile yaptığı saldırmazlık antlaşması uyarınca Sovyetler Birliği'nin de desteği alınmıştır. Sözleşme 9 Kasım 1936'da yürürlüğe girmiş ve Milletler Cemiyeti Sözleşme Serisi'ne 11 Kasım 1936'da kaydedilmiştir. Günümüzde de yürürlüktedir…
Peki, şimdi bu tartışmalar niye tekrar gündeme geldi dersiniz?
Tabii ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Kanal İstanbul” projesiyle tekrar gündeme geldi…
Kanal İstanbul Projesi yukarı da en ince ayrıntılarıyla anlattığımız gibi Montrö Sözleşmesi’yle tamamen çelişki yaratıyor…
Yani Kanal İstanbul projesi Montrö Boğazlar Antlaşmasını zora sokuyor…
İşte tartışmalar da tam da bu nokta da kopuyor…
Cumartesi akşamı 104 Emekli Amiral bir bildiri yayınlamış…
Yayınladıkları bildiri de Montrö Sözleşmesi’nin önemini vurgulayarak Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni Türkiye için önemini savunmuşlar…
Olabilir mi?
Olabilir!
Sonuçta bu insanlar uzun süre ordu da Amiral olarak görev yapmış ve boğazlar sözleşmesini en iyi bilen kişiler…
Üstelik bunlar emekli!
Yani ordu da hali hazır da görev yapmıyor!
Bu nedenle pekâlâ açıklama yapabilirler!
Bunun darbe çığırtkanlığıyla ne ilgisi olabilir?
Görev başında olsalar ben de yapı olarak şiddetle karşı olurdum. Ama bunlar emekli olmuşlar, köşelerine çekilmişler! Orduyla resmiyette hiçbir bağları kalmamış! Duyarlılık gösterip bu tür bir bildiri açıklamışlar! Toplu bir bildiri açıklamanın yasal yönden bir sakıncalı olup olmadığını bilmiyorum. Ama duyarlılık gösterip tepkilerini ortaya koymuşlarsa bunu darbe çığırtkanlığıyla ifade edip ortaya düşmenin bir anlamı olmasa gerek…
Tüm bunlara rağmen iktidar partisinin ileri gelenleri bu bildiriyi eleştirebilir… Hatta pek inandırıcı olmasa bile günlük ekonomik sorunları ve hükümetin içinde bulunduğu çıkmaz konusunda dikkatleri dağıtmak için darbe tartışması zeminine çekebilir…
Bu bir siyasi taktiktir!
Ama benim anlamadığım bürokratlar!
Bürokratlara ne oluyor?
Onlar niye ortaya düşüyor?
Onlar niye verip-veriştiriyorlar?
Hele hele o şehir de huzur ve sükûneti sağlamakla yükümlü olan en üst düzey bir bürokratın yaptığı çıkışa ne demeli?
Bu tür çıkış yapanlara, “Sakin olun! Galeyana gelmeyin! Memleketin huzur ve güvenliğini zora sokmayın!” diye vatandaşa çağrıda bulunma makamında olan bir İl’in Valisi çıkıp, “HODRİMEYDAN HADDİNİZİ BİLİN!” heştekiyle açıklama yapar mı?
Böyle bir şey kabul edilebilir mi?
Bunlar birer siyasi tartışmadır, bürokratların bu tür siyasi tartışmalarda taraf olmaları doğru değildir! İleri de telafisi mümkün olmayan kötü sonuçlar doğurabilir! Siyasiler her halükarda temsil ettikleri makama göre davranmalı! Vatandaşlar arasında siyaseten doğabilecek kamplaşma ya da benzer tartışmalar da hiçbir şekilde müdahil olmamalı! Temsil ettikleri makamın tarafsızlığını (Sadece ve sadece devletten yana!) büyük bir titizlikle korumalı…
Makamına hiçbir şekilde gölge düşürmemeli…
Üniversiteler bu tür çıkışlar yapabilir!
Tabii siyasi taraf gözetmekten ziyade bir bilim yuvasına yakışır, objektif araştırma ve tezlerle! Üniversiteler de günlük siyasi konjonktüre göre çıkışlar yaparsa onlar de bir bilim yuvası olmaktan çıkar siyasi bir konuma bürünür ki bu sefer onların da güvenirliği ortadan kalkar!
Üniversiteler de bu hataya düşmemeye özen göstermeli!
Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü de, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Demokrasi ve bilimin ışığında eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri sürdüren Erciyes Üniversitesi mensupları olarak Aziz Milletimizin hür iradesine karşı yürütülen girişimleri şiddetle kınıyoruz. Milli iradeyi hiçe sayanların 15 Temmuz hain darbe girişimin de olduğu gibi her zaman karşısında olacağız” dedi…
Ne diyeyim?
İşine bak hocam!
İşine bakkk!
Ülkeyi 15 Temmuz hain darbe girişimine getirenlerden tam anlamıyla hesap sorulabilmiş mi ki, muhtemel darbe girişimlerinin önünde durmaktan söz ediyorsunuz!
Herkes işine baksın! Herkes işine baktığı zaman ne darbe girişimi olur ne de demokrasi tehlikeye girer! Herkes hakkıyla işine-gücüne bakmadığı zaman darbe de olur, demokrasi de askıya alınır! Valisi, Rektörü, Savcısı, Yargıcı, kolluk kuvvetleri, siyasetçisi, gazetecisi ve de vatandaşı asli işine bakacak! Asli işini eksiksiz yapacak!
Hal öyle olursa ne darbe olur ne de darbeci!


