Su krizi kendisini iyice hissettirmeye başladı. Bunu hem günlük yaşamımızda ve hem de resmi verilerde görüyoruz. Bir de zamansız, düzensiz yağışlar söz konusu. Bazan, meteoroloji bile yanılabiliyor. Mesela, temmuz ayındayız. Hava güllük gülistanlık iken birden bire değişiyor. Hemen gök gürültülü sağanak geliyor. Sanki baharda gözüken, “kırk ikindi yağmurları” gibi. “Baharı görmeden yaz gelip geçecek!”, öyle anlaşılıyor.
***
Mesela, Pazar günü için günlük tahmin de parçalı bulutlu, beş günlük haritada yağışlı gösteriyor. Yine mesela, Perşembe ikindi vakti, ani sağanak geldi, Hisarcık tarafına ama uzun sürmedi. Fakat saat 20:00 için parçalı bulutlu hava gösteriyor ama iyice kapalı bir hava var.
***
Bu belirsizlik, doğal olarak, bizim gibi kayısı, erik kurutanları zora sokuyor. Damla düşmeye başladı mı koştur koştur yapıp naylonla örtmeye çalışıyoruz. Yoksa yarılmış kayısı kararır. Tabii, naylon fazla kaldı mı bu da sıkıntılı. Öyle ya kurutulan meyve güneş kadar, “yele” de ihtiyacı var.
***
Yıllardır söyleye söyleye dilimde tüy bitti. Yeraltı ve yerüstü sularını etkin ve verimli kullanalım diye. Ama kim dinler. Bildiklerini okuyorlar.
***
Mesela bağda ben ne yapıyorum? Anlatayım. Gramını “arıya” vermiyoruz. Deterjanlı/sabunlu olmayan suları, kaplarda topluyoruz. Bu sular ile çiçekleri, genç dikmeleri suluyoruz. İnanın, günde kırk, elli litre su birikiyor.
***
Birde yirmi tonluk kuyumuz var. Dokuz tonluk da plastik su deposu. Yılda, akarsu ile dört kez doldurduğumuzda yılda yüz, yüz yirmi ton rezervimiz oluyor. Bununla da çiçekleri, çayırları suluyoruz. Tabii, doldurabilirsek.
***
İki kuyumuz daha var. Su kaçırıyor. Öküz Çukuru’ndan gelen suya güvensem, tamir ettireceğim ama cesaret edemiyorum. Yoksa bunların toplam kapasitesi de otuz ton civarında. Yılda dört kez de bunları doldurabilsem akarsu ile büyük ölçüde musluk suyuna gerek kalmayacak.
***
Kot müsait olsa, çatıya düşen yağmur sularını kuyulara yönlendireceğim ama dediğim gibi mümkün değil. Mesela, Belediyeler ruhsat verirken, çatı büyüklüğüne göre sarnıç/kuyu zorunluluğu da getirebilir. Hele hele büyük sitelerde bu zorunlu tutulabilir.
***
Bunlar, yaz ve kış çatılara düşen yağmur suları ile doldurulur, çayır-çimen/çiçek sulamalarında kullanılabilir. Sanırım, bu konuda yasal düzenleme de çıktı. Tabii, ne kadar uyuluyor, bilemem?
***
Beyler, hem kuyu/mahzen kültürü bizde var. Bunlar aktif hale getirilebilse, belediyeler teşvik etse, abartmıyorum, Tekir ve Kıranardı Göletlerinin toplam kapasitesine eş bir rezerv su temin edilebilir.
***
Tabii, beldelere, bağlara/bahçelere“içme suyu” bağlanılınca bunlar da gözden düştü. Bizim kuşak iyi anımsar, Bahar suları ile kuyular/mahzenler doldurulur. Bir yaz bu suyu içme ve diğer ihtiyaçları için kullanırdık.
***
Sulak olmayan “kıraç bağlarında” da kuyu ve az sayıda ki mahzenler karla ve yağmur suları doldurulur. Bu şekilde kullanılırdı. Su kıtlığından, “Mantı suyu ile yıkanan bağcılar” yerel deyişi de bu nedenle söylenmiştir.
***
En küçüğü on tondan başlayıp beş yüz tona kadar kapasitesi olan kuyu/mahzenlerden söz ediyorum. Bunlar, âtıl vaziyette. Bağlık, bahçelik yerlere imar gelince, arklar da yok edildi. Belediyelerin umurunda olmadı. İnsanlarda kapattı gitti, arkları kuyu ve mahzenleri. Arkların, bazı yerlerde yok olması bahane değil. Yeni su kanalları yapılabilir. Bahar suları ile bunlar doldurulabilir. Tabii, bunu idrak edebilecek yöneticilere ve muhterem ahaliye ihtiyaç var.
***
Başkanlar, vahim durumun farkında değiller. Gelin, “vakit geç olmadan!”, “su yönetim birimi” oluşturun. Ciddi çalışmaları başlatın. Ben inanıyorum, suların etkin ve verimli kullanılması için yapılacak harcamalara “AB fonlarından” kaynak da sağlanabilir.
***
Bu yazıyı şu haber üzerine yazdım: Küresel ısınmanın neden olduğu aşırılıklar dünyada olduğu gibi Türkiye'de de etkisini göstermeye devam ediyor. Meteoroloji'nin açıkladığı verilere göre, Haziran ayında yağışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 80 azalarak son 23 yılın en düşük seviyesine indi.
