KADİR DAYIOĞLU


UZAYIP GİDEN TREN YOLLARI (2)

İstasyonda, trenin gelme vakitleri “volta atmak!” büyük bir keyifti... Keyif verirdi, insana... Trenin ayrılma vakti geldi mi, hüzün çökerdi, içinize...


Otogar ve hava limanları için yazılmış bir şiir ya da bir beste ya da bir tv programına hiç rastladınız mı? Bilmiyorum. Ben hiç rastlamadım...  Sadece, merhum Münir Bey’in, “Otomobil uçar gider” mahuru hatırım da o kadar… Ama posta, postacı, telefon, telgraf, kara tren, “tren yolları” vs için çok ve hem de çok güzel örnekler var...

***

İstasyonda, trenin gelme vakitleri “volta atmak!” büyük bir keyifti... Keyif verirdi, insana... Trenin ayrılma vakti geldi mi, hüzün çökerdi, içinize... “Bir hüzün çöktü yine gönlüme, akşamla benim” hüzzamındaki gibi... Garda bulunan lokantada oturup, “iki tek” atmak da... Mesela, Kayseri garında güzel bir lokanta vardı. Balık yemeye giderdik, tabii “Aslan sütü” de yanında… Sonra, bu lokantayı da kaldırdılar… Bu kentte, neyi kaldırmadılar ki?

***

Öğrenciyken İstanbul’a genellikle Doğu ya da Kurtalan Ekspres’i ile giderdik, 23-24 saatte... Doğu Ekspresi Kars’tan gelirdi... Kurtalan ise Kurtalan’dan... Yanılmıyorsam bir de Adana’dan gelip İstanbul’a giden bir de Güney Ekspresi vardı... Ve yine zannederim bu ekspres, Boğazköprü’de aktarma yapardı... Bu nedenle de bizler için pek câzip değildi... 

***

Sadece Adana-Ankara arasında çalışan kırmızı renkli “Mototrene” binmek, bununla seyahat edebilmek bir ayrıcalıktı... Şehrin zenginleri ve üst düzey bürokratlar tercih ederdi. Zira hem hızlı ve hem de, görevlinin kırmızı bayrağını ya da fener gördüğü her istasyonda durmazdı. 

***

Yataklıya gücümüz yetmezdi! Hep “kuşetli bileti” alırdık... Bir kompartıman altı kişilikti... Oturaklar yeşil deridendi... Cam kenarında yarı sabit sehpalar vardı... Üstünde hem “yol azığını” yer; hem de. Kağıt oynardık... Yatma vakti koltuklar açılır, sağlı sollu toplam altı deri yatak oluşurdu... Ceket ya da palto yorgan; kaşkol ya da kasket yastık yerine kullanılırdı... 

***

Kiziroğlu Mustafa Bey” türküsünü derleyen Murat Çobanoğlu ile aynı kompartımanda seyahat ettiğimi, hatırlıyorum... Yine ünlü halk ozanı Reyhani de vardı... Ankara’da bir ayrışmaya gidiyorlardı... İlki Kars ve diğeri Erzurum’dan binmişleri. Ankara’da indiler, biz ise İstanbul’a devam ettik... Birlikte geçen 9-10 saatlik yolculuk süresinde epey “çalıp, çığırmıştı:” Kim bilir? Belki de, “Kiziroğlu Mustafa Bey’i” ilk dinleyenlerdenimdir...

***

O tarihlerde “ekspresler” “motorlu”dan sonra en hızlı tren olmasına rağmen yine de her “ışık gördüğü“ istasyonda dururdu... Bazen, saatlerce... Karşıdan geleni beklerdi... Bu istasyonlardan birisi ise “Fakılı” idi... “Konken” oynarken biraz fazla bekleyenlere, “Fakılı İstasyonu gibi!” benzetmesi, bu sebeptendir... Elmadağ’ın rampası ve tünelleri, insanın içerisine bir kasvet çökertirdi... Genellikle “hırsızlar!” bu rampanın gelmesini beklerler ve “çarpmalarıyla!” trenden atlamaları, bir olurdu...

***

Akşam geç vakitlerde pırıl pırılAnkara Garı’na girerdik... Ankara’dan sonra genellikle uyulurdu... Neredeyse kırk yıldır seyahat ederim, yolculukta uyuduğumu pek hatırlamam... Hele bir de teker tıkırtısına, horlama sesi karışırsa... Tıkırtı sayarak geçirirdim, uzun bir geceyi... “Horulhorul” uyuyanlar gözümüzü Eskişehir Garı’nda açardı... Sabaha karşı... Mahmur gözle biraz temiz hava almak ve kısa sürede bir “salep” içmek, insanı rahatlatırdı... Taze bir “gevreğe” ise hiç doyum olmazdı...

***

Tren, şafak vakti Eskişehir’den ayrılır, ovada, yılankavi hareketlerle, Bilecik’e doğru yol alırdı... Bu bölgede kompartımandan çıkar, dar koridorda, koridorlarda eşyaların üzerinde kestiren insanların arasında uzakları seyrederdim... Kâh Osmanlı’nın kuruluş günlerini; kâh Milli Mücâdele’yiyaşamaya  çalışırdım... 

***

Bilecik, Ârifiye, Sapanca, İzmit derken İstanbul’unhavasını teneffüs etmeye başlarsınız...  Artık istasyonları sayma zamanı gelmiştir... Tuzla,Pendik,  Kartal, Maltepe, Bostancı, Suadiye, Erenköy, Göztepe derken Haydarpaşa. Ve karşında mütevazı Topkapı ve haşmetiyle Süleymaniye...Vakitte de öğleye yakındır, artık...  Evden “faytonla” başladığınız bu seyahati “taksi” ile gittiğiniz yurtta noktalardık. Taksiye Karaköy’den biner, valiz ve yorgan dengi ile… Anımsaya bildiğim kadarı ile yurdumuzun bulunduğu Çapa Öğretmen Okulu karşısına (Fındıkzade) beş liraya giderdik. Aylık da 250-300 lira gönderirdi merhum peder. 

***

Bu kadar uzun hikayeyi şunun için anlatmaya çalıştım... Yozgat üzerinden giden Ankara–Sivas hızlı treni iyi kötü bitti. İşletmeye açıldı. Peki, 22 Temmuz 2022 tarihinde temeli atılan, neredeyse bir yılı tamamlanan, tutmasak üş yılda bitecek, Yerköy-Kayseri hızlı tren hattı ne oldu?Kayseri’nin muhterem ahalisi hiç merak etmez? Tabii, muhalefet de…

***

Bir Kayserili olarak, “düştüğümüz hallere” üzülüyorum... Şimdiye kadar biz çaldık, biz söyledik, biz oynadık… Boş ver, “koy ver gitsin!”