KADİR DAYIOĞLU


UMUT FUKARANIN EKMEĞİYMİŞ!

Eğri oturup doğru konuşalım… Soru şu: Devlet içinde devlet; ya da devlet organlarının “paraleli” olur mu? Elbette olmaz… Olursa ne olur? Kaos!


Eğri oturup doğru konuşalım… Soru şu: Devlet içinde devlet; ya da devlet organlarının “paraleli” olur mu? Elbette olmaz… Olursa ne olur? Kaos! Buna izin vermemek, bu tür oluşumlara son vermek devletin ve iktidarın görevi… Yani, devlete ortak olmaz… Buna da hiçbir devlet izin vermez… 

***

Tabii, bunlar yok edilirken de,“hukuk devletinden” ayrılmamak, “hukuku üstün kılmak” gerekir. Hukuka riayet etmek, devlet olmanın da bir gereği… Tam bu noktada, güvenlik güçlerine ve yargıya, güvenimiz tam olmalı. Öyle de olmak zorunda… Yoksa kuşkular, vehimler insanı ve toplumu çökertir.

***

Şunu peşinen bir kez daha belirteyim… Ben siyasette, hukukta ve ekonomide “liberalizme” yatkın bir insanım… Kamusal alanda ve bireysel ilişkilerde, tüm inançlara mesafeliyim… Bırakınız, insanlar inançlarını, özgürce yaşasın. Zira, biliyorum ki, buna pagan dönemler de dahil, inanç mücadeleleri hep kanla bitmiştir. İnsanlık tarihinde bunun çok örnekleri var, hatırlamak dahi istemem…

***

O nedenle; inançların günlük siyasete, kamusal alana bulaştırılmasını doğru bulmam. Hal böyle olunca, günümüzün “öznesi” olan “paralele” ya da onun simgeleştiği “cemaate” hiç sıcak bakmadım. Hayatımıza, bu denli etkin olmalarından, hep tedirginlik duydum. 

***

Bizim nesil, çok sıkıntı çekti… “Ahlarla, vahlarla, oflarla” geçti ömrümüz. Darbeler, darbe teşebbüsleri, muhtıralar, soruşturmalar, usulsüz dinlemeler, itibarsızlaştırmalar hayatımızın bir parçası oldu. Şöyle bir ayağımızı uzatarak yatamadık; şöyle bir derin “oh!” çekemedik… “Oh be!”, diye nefes alamadık… Kâmil anlamda, çağdaş, demokratik hukuk devleti olamadık.

***

Hep umutla yaşadık!.. “Ha bugün ha yarın!” diye, demokratik hukuk devleti özlemi ile yattık kalktık. Umutlu olmaya da devam ediyoruz… Etmeye de mecburuz… Öyle ya, bu ülke bizim, bu topraklar bizim, bu insanlar bizim insanlarımız. O nedenle; umutlu olmaya da devam edeceğiz.  Öyle ya “umut” bizim gibi “fukaranın ekmeği” imiş…

***

 Cumartesi yazımda da vermiştim… Büyük ozan Nazım Hikmet’in: “Akın var/ güneşe akın!/ Güneşi zaptedeceğiz/ güneşin zaptı yakın!”dizelerinde verdiği umut gibi; “Her mihnet kabulüm, yeter ki,

gün eksilmesin penceremden!”

***

Biliyorsunuz, son dize de Cahit Sıtkı’ya ait. Münir Nurettin üstadımız da Mahur makamında bestelemiş. 

***

İnanın, haberleri izleyemez oldum, yıllardır… “Dedi ki, demiş kiden!” başka bir şey yok!.. Liderler, “horoz döğüşüne” çevirdi ortamı… Şöyle, derde şifa, geleceğe yönelik bir umut pırıltısı vermiyorlar, topluma… Birbirlerine, “hakaretten!” ne yarar umuyorlar; anlamak mümkün değil!..

***

Oysa, toplum çok gerildi!.. Maazallah, barut fıçısı gibi… Bir ufak kıvılcım, patlama için yetip de artacak, haberiniz olsun… O nedenle, tansiyonu düşürmek, ortamı sakinleştirmek gerekir. Bu da siyasi liderlere, toplumun kanaat önderlerine, medyaya düşüyor… 

***

Yangına körükle gitmenin bir anlamı yok… İtidal, soğukkanlılık elden bırakılmamalı… Çok zor bir dönemden geçiyoruz… Ekonomik kriz had safhada. İnsanlar burnundan soluyor. TÜİK ise, açıkladığı verilerle çalışanların, emeklilerin hakkını yemeye, vesile olmaya devam ediyor. “Her ipte oynayan”TÜİK, şayet inanıyorlarsa, öteki dünyada, “kul hakkı” sırtlarında, “sırat köprüsünden” nasıl geçecekler. Çok merak ediyorum.

***

Serbest piyasaya inan birisi olarak hep tekrarladım; doğası gereği, “sermaye”, çok “kaypaktır”, çok “ürkektir”, çok “korkaktır”; “sabun fertiğine” benzer, sıktınız mı, elinizden fırlar gider.  Hangi limanda eğleşeceğini de bilemezsiniz. Ama bu limanın, “güvenli bir liman” olacağı da muhakkak. 

***

Gelir dağılımı çok bozuk. Emeğin, milli gelirden aldığı pay giderek azalıyor. Bir avuç zenginlearalarındaki makas giderek açılıyor. İktidar da,“yoksulluğu” kaldırma yerine “yönetmeyi” tercih ediyor, sosyal yardımlarla.O nedenle, yığınlar, iktidarın gözüne bakıyor, “üç kuruş” fazla alabilmek için. Yine o nedenle de ağızlarını açamıyorlar.

***

Ama bu sürdürülebilir değil. Nitekim, geçen yerel seçimlerde bu sıkıntı sandığa yansıdı. Anketler de bu yansımanın devam ettiğini gösteriyor. Doğaldır da… AK Parti’den kaçanlar, geri döner mi? Bilemem.