Büyükşehrin övündüğü iki proje Erciyes Turizm ve Kıranardı Kent Ormanı… Elbette güzel projeler ama bu iki proje ile neyi yok ettiklerinin farkındalar mı acaba? Yok ettikleri, Tekir yerüstü suları, bu bağlamda baharın coşan ve Temmuz ortasından sonra bir kol kalınlığına inen pınarları. Haliyle habitat, fauna ve flora yok olan.
***
“Erciyes’in karını, kâra çevrilirken!” ahalinin piknik ihtiyacı giderilirken bir “çevre sorununu” da peşinden getirdiklerinin umarım farkına varmaya başladılar. Tekir ve havzasında, doğayı besleyen “kaynak/pınar” kalmadı. Zaten çok sıkıntılı olan bu suları, tesislerin içme ve kullanma; parkın sulama suyuna tahsis ettiler. Habitatın kaderi kara ve yağmura kaldı.
***
Bu süreçte, yapımından kırk yılı aşkın bir süre geçen Tekir Göleti’nin, “yapay kar”, için önce yüzde 30’una; bu yetmeyince bu sefer de yüzde 50’sine el koydular. Tabii, el koyanlar, Gölet’in işlevini bilmiyordu. Bilselerdi “el koymazlar” başka çözüm ararlardı.
***
Hatalara devam ettiler. 250 dönüme yaklaşan Kent Ormanının sulama suyunu temin için, ormanın üst tarafına, bizim bentbaşı dediğimiz yere, dört ya da beş bin tonluk depo yaptılar. Bu nedenle, gece 24.00’ten, sabah 06.00’ya kadar Öküz Çukuru-Çaylak Çukuru yönünden gelen, Temmuz ortalarında, bir “geverin” de altına düşen suya da el koydular.
***
Peki, soru şu: Bu iki proje düşünülürken bunların içme, kullanma ve sulama sularının nasıl temin edileceği hususunda bir rapor, bir öneri var mı? İnanın bunu yılladır sorarım ama bir yanıt alamadım. Herhalde, bir sayfa bile rapor yok ki, yanıt veremediler. Varsa, hâlâ bekliyorum…
***
KASKİ’yi zamanında çok uyardım; “Tekir sularına el koymayın, beslediği habitatı yok ederseniz!”… Ama o dönemin KASKİ ve Büyükşehir hiç dinlemedi.
***
Peki, gelinen nokta ne? Gündönümünde, pınarların coştuğu şu günlerde eskiden, Özüz ve Çaylak Çukuru istikametinden gelen 1,5-2 geverlik su “yarım gevere” düştü… Uzak yerlerde, iş görmez oldu. Nitekim iki gün önce benim başıma geldi. Bahçemi, bu günlerde çok rahat sularken, sulayamadım. Su iş görmedi… Yerel ifade ile su, “garıklarda” dönmüyordu.
***
Soru şu: Tamam, bizlerin sulama imkanı kalmadı. Peki, 4-5 bin tonluk depoyu ne ile dolduracaksınız? Hiç düşündünüz mü? Ayrıca Kıranardı sulaması da, Tahsin Başkan zamanında kurulan motopompun basacağı suya kaldı. Bunun debisi ve birim su maliyeti ne? Bilmiyorum.
***
Tekir Göleti’nin, bu kadar geçen sürede, aktif göl hacmi azaldı… Haliyle, “teressübat” doldu. Sanırım bu da yüzde 20’lrr mertebesinde… Kalan suyun önemli bir bölümünü, “yapay kar” için ayırdınız. Peki, Hisarcık ve bağların sulama suyunu nasıl temin edeceksiniz.
***
Şimdi anlaşıldı mı, beş yıldır davul-zurna çalarak sözünü ettiğim Öküz Çukuru Göleti’nin önemini. İnanın, Büyükşehir ve Melikgazi belediyelerinin hiç umurunda olmadı. KASKi de “bize ne!”, diyerek sorumluluktan kaçtı.
***
Umarım ve temenni ederim, sızdırmazlık çalışmalarına başlanan Öküz Çukuru Göleti çalışmaları olumlu bir biçimde sonuçlanır… Yoksa Tekir ve havzasının ruhuna derin bir Fatiha okuyun. Nitekim uyarılarımın sonucunu, geçen gün yaşadım. Bu mevsimde gürül gürül akan su, iki kol kalınlığında, bahçeye zor indi. Gerisini siz hesaplayın.
***
Dua edelim de, Gölet’te ki tamirat olumlu sonuçlanır. Şayet sonuçlanırsa, Başkan Büyükkılıç’tan bir ricam olacak. Yapılan yanlışlıklara ilaveten, bir yanlışlık daha yapıp, Erciyes Tesisleri için Öküz Çukuru Göleti’ne de el koymayın. Tesislerin suyunu nereden temin ederseniz edin. Habitatın ve bizlerin ihtiyacı olan suya, kelepçe vurmayın. Bürokratlarınız, işin kolayına gitmesinler.
***
Unutmayın her yanlış, habitatın tabutuna çalkına bir çividir. Bu göleti, sırf sulama amaçlı kullanın ve Tekir Göleti ile paralel çalıştırın. Hem cazibe ile “iki göletin” sulama havzasına, gerektiği anda su transferi mümkün.
***
Zaten Öküz ve Çaylak çukurlarından gelen suları, Hisarcık argına aktarılıyor. Tekir Göleti suyunun, Kıranardı argına aktarması da yapılabilir. Dediğim gibi cazibe ile… Bu işin, “Abbasın Çayırı” denilen mevkide yapılabilmesi mümkün. Sonuçta, beş ya da altı yüz metrelik bir ark/kanal yapılacak.
***
Sonuç şu kıssadaki gibi oldu: Öküzün başı, küpe girmiş. Köylü toplanmış, bir türlü çıkartamıyor. “Köyün delisi” gelmiş; “bundan kolay ne var? Getirin bana keskin bir bıçak!”, demiş. Getirmişler bir keskin bıçak, çalmış öküzün boğazına. Baş ile küp birlikte yuvarlanmış. Sonra, bir çekiş istemiş. Vurmuş kırmış küpü. Baş bir yana, küp kırıkları bir yana.
Dönmüş köylülere “köyün delisi”; “Gördünüz mü nasıl kurtarılırmış!” Başkanlar kusura kalmasınlar teşbihte hata olmaz kuralına sığınarak şunu söyleyeyim: “Tekir Projesi” ve “Kent Ormanı” bu kıssaya benzedi. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk!”


