Temmuza girdik girmesine de yazın gelmeye pek niyeti yok… Yükseklerde neredeyse kalorifer yakılacak. Nitekim biz Hisarcık’ta yaktık… Muhtemelen Erciyes’e de kar düştü… Bu mevsimde, böylesine hiç tanık olmadık desem, abartmış olmam…
***
Meteorolojik verilere göre, bu hafta da yağışlı… İyi güzel de “tutlar” ve kayısılar “akacak”, bu günlerde… Yine “tut” kurutulacak… “Tut bestili” yapılacak… Kayısı kurutulacak, marmelat, pestil ve reçel yapılacak. Ne zaman olgunlaşacak belli değil ki bunları yapalım… Öyle ya, sıcak yok…
***
Sıcak olmayınca ya da güneş vurmayınca saksı ve bahçe çiçekleri de tat vermiyor… Domates ve biber sitilleri ne olacak? Hasılı kelam, belirsizliklerle dolu bir yaza giriyoruz… “Yaz geldi geliyor!” denilirken, bir de bakmışsınız, “freze ve arkasından kara bas!” günleri gelmiş. “Baharı görmeden yaz geldi geçti!” türküsünde anlatılmak istenen de bu olsa gerek…
***
Aslında, bu tür “suya sabuna dokunmayan” yazıları yazarken iki şey amaçlıyorum… Birincisi, elbette “kent hafızasına” notlar bırakmak, bazı şeyleri anımsatmak ikincisi de “eli kulağında”“sansür yasası” çıkmadan alıştırma yapmak… Öyle ya, ileride kontrollü gibi bir sürece gireceğiz. Bu bizler için; “oto sansür!” Ne kadar acı… Düşüncelerini özgürce yazamayacaksın, yazarken de mesela, TÜİK verilerini, büyüklerimizin dediklerini dikkate alacaksın…
***
Evet… Çok acı değil mi? Yirmi yıl önce “3Y”yi yani “yasakları, yolsuzlukları, yoksuzlukları” kaldıracağız diyenlerin; özgürlükler bağlamında “amasız, ancaksız, fakatsız” Parti Programı (2002) hazırlayan ve iktidar olanların, geldikleri nokta bu… Evet, bunun her satırına imzamı atarım. Ama onlar atar mı? Bilemem…
***
Gelinen noktada şunu gördük: Bunlar için özgürlük alanı türban, imam hatip ve Kur’an kursları ile sınırlıymış. “Çok acı değil mi?”, derken kastım bu efendim!.. Tarih denilen şaşmaz hafıza çok acı yazacak bunları.
***
Bülent Arınç’ın ifadesi ile “majestelerinin basını” isteniyor… Yazılı ve görsel basının yüzde 95’i kontrollerinde, onlara “üç maymunları” oynatıyorlar. Demek ki, bu yetmiyor. Sırada, sosyal medyayı dizginleme var…
***
Yani iktidar diyor ki; hoşuma gitmeyen şeyleri yazamazsınız, çizemezsiniz, yayamazsınız, paylaşamazsınız. Zira herbiri, toplumu yanıltma, yanlış bilgi verme, toplumun huzurunu bozmaya matuf olabilir. Öznel neden ve yorumlarla “bir ila üç yıl” ile yargılanabilirsin…
***
Peki, inanılmaz tiraj yapan “fısıltı gazetesini” ne yapacaksınız? O zaman, “muhbiri sadıklar” ve “Ak troller” devreye girecek herhalde!..
***
Mesela, “ülkede ekonomik kriz var!” demek bu cümleden. Yaşadığın hali bile anlatamayacaksın. Anlatmaya kalktığında “iç ve dış güçlerin” maşası, oyuncağı olarak niteleneceksin. Öyle ya, “bu ülkede ekonomik kriz mürüz yok; diyenler iç ve dış güçlerin maşası!” diyen büyüklerimiz var. Yine öyle ya, onlardan iyi mi bileceğiz, yaşadığımız hali.
***
Ne demişti şair: “Düşünen kafalara zararlı fikirler üşüşür/ Büyüklerimiz bizi bizden iyi düşünür!”
***
Ülkemizde ekonomik kriz olduğunu söyleyen gerçeği yansıtmıyor, bizde yaşananın dünyada yaşanan krizin bir sonucu olduğunu söylemiyor. ABD dahilAvrupa’da yokluklar ve kıtlıklar had safhada… Bunu gizleyen fitne ve fesat peşinde. Baksanıza, Türkiye, Almanya’dan gelip çalışacak kişilere kapısını açmış bekliyor. Almanya, gerçekten zor durumda…
***
Mesela, halk arasında yansıma bulmaya başlayan, “dünyada bir gıda krizi olacak bu yılsonuna doğru!” gerçeğini gizleyip, bunu sırf ülkemize has bir şeymiş gibi anlatmak da bu cümleden… Bunu da, dün sabah bizim komşu “Joke Kazım” anlattı; “duydun mu abi!” diyerek. O da köyde, bir yaşlıdan dinlemiş. Ben de; “Şaşıp, Ak Parti’den başkasına sakın oy vermeyin” dedim… İlave ettim; “Verirseniz sürüm sürüm sürünürsünüz, bugünleri de ararsınız!”
***
Geçen gün, “üç harfli” marketlerin birisinde alış-veriş yapıyorum. Orta yaşlı bir teyze, beddua ediyordu, marketlere. Neymiş, zamları onlar yapıyormuş… İlave ediyordu; Erdoğan ne yapsın! Bunu duyan birisi de, marketleri kastederek; “bunları idam etmek lazım!” demesin mi?
***
Damat Bey’in ifadesi ile “ayA dört şeritli yol yapacağız!” denildiğinde, buna inanan milyonların olduğu bir ülkede, “sansür yasasına” ne gerek var? Ne söylerseniz, toplumun büyük bir kesimi inanıyor size?
***
İnanın yaşadıklarımı, söylenenler gördükçe insani ve vicdani reflekslerim sıfıra indi, “ne haliniz varsa görün noktasına geldi!”
***
Şimdikiler hatırlamaz, gençliğimizde her dinlediğimiz radyo ya da TRT haberinde geçen ifade vardı; “Yarı resmi el Ahram gazetesinde yer alan bir habere göre...". “Baasçı”Abdülkerim Nasır döneminde Mısır’da çıkardı, gazete… Sanırım, şimdi “yarı resmi” mi bilemiyorum? Gazete yayına devam ediyor…
***
Sovyetler Birliği döneminde çıkan, şu anda çıkıyor mu? Onu da bilmiyorum, “Pravda ve İzvestia” gazeteleri meşhurdu… Resmi yayın organıydı. Rusça’da Pravda “gerçek”, İzvestia “haber” demekmiş. Gazetelerle dalga geçmek için Rus halkı; “Pravda’da Izvestia; Izvestia’da Pravda yok” dermiş. Diğer bir ifade ile “Gerçekte haber; haberde gerçek yok!” demekmiş.
***
Acaba, bizlerinde mi öyle olması isteniyor? Diyorum buna gerek yok. Zira matbuatın kahır ekseriyeti bunu yapıyor. Azınlıkta kalan üç-beşi ile de uğraşmaya değemez.
***
Gördünüz mü, bir haziran sonu soğukta, tiril tiril titrerken, neler yazıyor insan… İnanın, bu kadar soğuk, “filozof” yapar adamı… Herhalde, bu fakirde bu yolda hızla ilerliyor.


