“Anam babam hesabından” temmuza yeni girdik. Tamı tamına iki ay yazımız var… Bugünlerde, “kayısılar” akacak… Yükseklerde ise “masil” olacak… Tabii, “sayılı günler” bıraktıysa… Eskiden dallar kıran; kadınlara “olmaz olasıca!” dedirten kayısı, “fasulye gibi nimetten saydırmaya başladı!” kendisini. Hasret kaldık kayısıya… Hele hele bu yıl, her meyveye “kıran” girdi… Olan da tadımlık.
***
Temmuz sıcakları kendisini gösterecek… Alaca düşecek üzümlere, domatesler kızaracak… “Oldum!” dediğinde sam vuracak… Ahlarla vahlarla iki ay geçecek… Sayılı günler tez geçermiş… Bir de bakmışsınız, eylül ortasını bulmuşuz, göz açıp kapayıncaya kadar… Kış telaşı başlayacak… Turşular kurulacak, pekmez, salça kaynatılacak… Derken, “freze bas, kara bas” denilen günler gelecek…
***
Bizler, yetmiş yılı aşkın bir süre bu hali yaşarız… Bizden öncekilerin de yaşadığı gibi. Tabii, bizden sonrakiler de yaşayacak.
***
Anlayacağınız; Kadri Şençalar merhumun, hüzzamında, “Kara talihimden yine bu yıl da /Baharı görmeden yaz geldi geçti!”, şarkısını yine terennüm edeceğiz her yıl olduğu gibi…
***
Tabii, yine bu yıl, “sandık” nedeniyle ertelenen zamlar sağanak gibi düşecek… Muhterem ahali sandı ki, devletin bitmez tükenmez hazinesi var… “Ağanın eli mi tutulur!” verdikçe verir, “Reis”. Oysa muhteremler “Oyunun” toplamı “sıfır” olan bir “oyun” olduğunun farkında değiller…
***
Kamu maliyesi, neredeyse “sizlere ömür olma!” noktasında… Öyle, ödünç ya da varlık satışıyla sağdan soldan gelecek üç-beş milyar dolarla; ÖTV, KDV zamlarıyla; kalıcı olacağı kesin, bir defaya mahsus ilave MTV vergisi kurtulacak gibi değil. Bu paralar, KKM’ye yetme.
***
Hali pür melalimiz, tıpkı;
Hasan dağı arpalıktır, eğer saban yürürse
Her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse
Her köylüden bir tavuk, eğer köylü verirse
Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse
dizelerinde dendiği gibi… Dizler kime ait? Bilmiyorum. Anonim olabilir.
***
Madem şiirden müzikten açıldı biz devam edelim bunlarla… Bilindiği gibi Osmanlı Sultanlarının çoğu şair... Divanları var… Bazıları da, oldukça güçlü bestekar. 3. Selim, 2. Mahmut (Adlî) gibi... 2. Mahmut’un çok az bilinen şarkı (kalenderi) formunda bestelediği hicaz eseri ile devam etmek istedim… Bu, çok az okunur ve az bilinir. Hicazın vazgeçilmezlerinden… Rahmetli Mustafa Bozyel’den (Amıca) defalarca dinledik… Çok güzel okurdu…
Ebrûlerinin zâhmı nihandır ciğerimde
Gül rûhlerinin handeleri çeşm ü terimde
Sevda - yı muhabbet esiyor şimdi serimde
Takdire ne çare bu da varmış kaderimde
***
Yine çok az bilinen ve çok az icra edilen, klasik dönemin son temsilcilerinden Zekâi Dede’nin hüseynîaşiran şarkısı... Sabite Nur Gülerman’ın sesinden defalarca dinledim… Klasik ekolün günümüze aktarılmasında önemli rol oynayan Ahmed Irsoy, Zekâi Dede’nin oğlu olur.
“Cemalin şem’ine pervane gönlüm
Çevirdin yandırıp külhâne gönlüm
Harap oldu yetiş virane gönlüm
Çevirdin yandırıp külhâne gönlüm
Değil mi âdetin rahm ü mürüvvet
Nedir bilmez misin derd-i muhabbet
Bıraktın bendeni bitâb-ı kudret
Çevirdin yandırıp külhâne gönlüm
***
Son eser de Nazım Hikmet’in, ünlü ve yine çok az okunan “Karıma Mektup” şiiri... Kısaltarak veriyorum.
Bir tanem!
Son mektubunda:
"Başım sızlıyor
yüreğim sersem!"
diyorsun.
"Seni asarlarsa
seni kaybedersem,"
diyorsun,
"yaşayamam!"
Yaşarsın, karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı,
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.
………….
Karım benim!
İyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
….
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal!
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı


