Gelelim “helalleşme” konusunun bir başka tarafına… Yirmi yılda, “eski Türkiye”, nereden nereye geldi, bir bakalım? Bunu da, Üstadımız Mahfi Eğilmez anlatmış, “Her Büyüyen Ekonomi Gelişmiş Olmaz” (Mayıs 14, 2021) başlığı altında “Kendime Yazılar” bloğunda.
Anlayabildiğim kadarı ile özetlemeye çalışacağım. Umarım, bir hata yapmam… Zira, felsefi bir konu.
Eğilmez, gelinen noktayı, düşünce tarihini etkileyen iki ünlü İngiliz düşünürü, filozofu Thomas Hobbes (1588–1679) ile John Locke’ın (1623–1704) öğretileri ile açıklamaya çalışmış.
Birincisinin ünlü kitabı “Leviathan’da; liberalizmin, ülkeyi yöneten Egemen’in iktidarını sınırlandırma aracı olarak geliştirdiği güçler ayrılığı ilkesine karşı çıkmıştı.
Hobbes’a göre güçleri ayırmak Egemen’i zayıflatır, gücünü azaltır, böyle bir zayıflık ortaya çıktığında insanlar doğaları gereği yine güç savaşına girerler ve bu gidiş sivil savaşa yol açar.
Hobbes ise, insan insanın kurdudur (homo homini lupus.); bu yüzdendir ki mutlak egemenlik, devleti yıkılmaktan korumanın gerekli koşuludur, diyor. Siyasal ve dinsel iktidarlar arasında yapılan ayırım Hobbes’a göre iktidar gücünü zayıflatacak bir ayırımdır.
O nedenle ikisi tek elde toplanmalıdır. Hobbes, meşruti monarşi, aristokrasi ve demokrasi gibi yönetim biçimleri olduğu gerçeği kabul edilse bile asıl olarak egemenin gücünün mutlak olması gerektiği görüşündedir.
Hobbes’un mutlak monarşiden yana olduğunu desteklemek için verdiği örnek evrenin tek bir Tanrı tarafından yönetilmesidir. Bunu model alırsak ülke için de en iyi durum yasama, yürütme ve yargı güçlerinin tek elde toplanmasıdır. “
***
Hemen belirteyim, uluslararası gururumuz Daron Acemoğlu, “Dar Koridor” isimli kitabında Hobbes’un “Levihatan” kitabına bol bol parantez açar. Adeta kitap bunun üzerine kurgulanmış... Hararetle tavsiye ederim.
Dar Koridor’un özü şu: Devlet güçlü olursa, toplumu ezer. Toplum güçlü olursa, “otorite” kalmaz, “anarşi” doğar. O halde hem “devlet” ve hem de “toplum” güçlü olmalı. Bu durum çok zor, tam bir “Dar Koridor”… Tabii, “toplum”dan kasıt, “STK”lar değil. İcabında onlar, “güçlü devletin” dümen suyuna girebilir. Biz de bunun çok örneği var.
***
Leviathan ya da “Bir din ve dünya devletinin içeriği, biçimi ve gücü, yaygın olarak Leviathan olarak bilinir. Kitabın adı, Kitâb-ı Mukaddes'te [Tevrat, Zebur, İncil] geçen Leviathan isimli bir yaratıktan esinlenerek konulmuştur.”
***
John Locke gelince o da tam aksini söylüyor: Ona göre, “uygar toplumda bireylere yönelebilecek üç tehlike vardır:
1. Yasama erkini elinde tutanların yürütme erkini de ellerine geçirmeleri ya da tam tersine yürütme erkini elinde tutanların yasama erkini de ellerine geçirmeleri.
2. Yasaları yapanların ve uygulayanların kendilerini yaptıkları yasalara uyma yükümlülüğü altında görmemeleri.
3.Yasaları yapanların bu yasaları kendi özel yararlarına uygun olarak yapıp özel yararlarına göre uygulamaları.
Bu tehlikelerden kurtulmanın tek yolunun yasama ve yürütme erklerinin farklı kişilerde olması gerekir. Bunlara ek olarak yargının da bağımsız olması şarttır. Locke'a göre insan hakları; yaşam hakkı, özgürlük ve mülkiyet hakkından oluşur. Bu hakların korunmasının güvencesi bağımsız yargının varlığıdır.
Dünya uygulamasına baktığımızda gelişmiş ülke olmak için John Locke’un dediklerini izlemek gerektiğini görmemek mümkün değil. Günümüz dünyasında büyüdüğü halde henüz gelişmemiş birçok ekonomi var: Hızla büyüyen Çin, Hindistan ve Rusya bunların en önde gelen örnekleri arasında sayılabilir. Bu ülkelerin halkları belirli bir zenginliğe ulaşabilirse ekonomi dışındaki alanların önemini anlayacak ve onların peşinde koşmaya başlayacak”
Peki, ülkemiz bunun neresinde?
Eğilmez şu tespiti yapıyor: “En acıklısı Türkiye’nin durumudur. Türkiye, yakın zamana kadar, ekonomisi yeterince güçlü olmasa bile, gelişmişlik için gerekli olan ekonomi dışı düzenlemelerin çoğuna az ya da çok sahipti. Bunları geliştirip ileri taşıyacağına çoğundan vazgeçerek, Hobbes’un söylediklerine kapılıp, geriye gitti.”
***
Neticeyi kelam: Hobbes mi, yoksa Locke mi… Ya da “güçlü devlet” ile onu frenleyebilen, dengeleyebilen “güçlü toplum” mu? “Kutsal birey” mi, yoksa “kutsal devlet” mi? Ya da ikisi mi? Türkiye, bu yol ayrımında!..


