KADİR DAYIOĞLU


TASAVVUFTAN ESİNTİLER…(TEKRAR)

“Lezzet-i nâza gerçi söz yoktur, Leyk zevk-i niyâza aşk olsun.”


Merhum Abdülbâki Gölpınarlı’nın“Tasavvuf’tan Dilimize geçen Deyimler ve Atasözleri” isimli kitabını sık sık karıştırırım. Dikkatimi çeken bazılarını siz dostlarımla paylaşmayı bir zevk bilirim. Aslında bundan aldığım birkaç alıntıyı sizlerle paylaşmıştım, geçmişte. Bu da onların bir devamı niteliğinde… Umarım, anlamlarını bozmadan vermeyi beceririm. Zira, tasavvufun çırağı bile değilim; sadece meraklısıyım…

***

Rahmetli Üstadımız, Nâz-Niyaz bölümünde Urfalı Nâbi’iPîr’in dizelerini vermiş: 

“Lezzet-i nâza gerçi söz yoktur,

Leyk zevk-i niyâza aşk olsun.”

 Dizelerde “Nâz” ve “Niyâz” karşılıklı anılıyormuş. Niyâz, nâzdan üstün tutuluyormuş. Anlamı ise; “Nâzın tadına söz yoktur ama niyâzın zevkine aşk olsun”muş.  Ayrıca; “Niyâzın tadına erenlere aferin” diyerek de bir parantez açılmış... 

***

Nâzmakâmı, Allah sevgisinde ilerleyip manevî bir neş’eye kavuşan velîlerinCenâb-ı Hak ile samimî ve şakalaşır gibi konuşmaları, serzeniş ve cilveleridir, diye açıklıyor kaynaklar. Mesela verilen örneklerden birisi şu: Tasavvuf tarihinde nâzmakâmındaAllah ile konuşup şakalaşan sûfîlerin başında Ebu’l-Hasan Harakânî’nin geldiği söylenir; 

***

Hazret şöyle demiş: “(Allah Teâlâ’ya) dedim ki: Beni Cennet ile ümitlendirme, Cehennem ile de korkutma. Bu ikisi, diğer insanların mekânıdır. Benimki (benim sığınağım, evim) ise Sen’sin.”

***

Nâz, niyâz derken merhum Yunus Emre, Neyzen Tevfik gibilerinin, “Nâz makamında” olduklarını da unutmamak gerekir. Mesela Derviş Yunus’un;

Cennet cennet dedikleri

Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene Ver anları

Bana seni gerek seni”

dizeleri de bu cümleden. 

***

Bu dizeleri, ders kitaplarından çıkarttılar. Öyle ya; Gelenekçi ve Selefilere göre “Şathiyeler”, “nâz” ifade eden cümleler, birer küfürdür. Gerek Milli Eğitim’de ve gerekse de Diyanet’te, bu akımın temsilcileri egemen olduğu için, bu tür tasarrufları da doğaldır. Şaşırmadım…

***

Söz nâz ve niyâzdan açılmışken bir ikili Yunus Emre’den ve bir nefes de Pîr Sultan’dan...

“Mevlânâ Hudavendigâr bize nâzar kıldı,

Anın görklü nâzarı gönlümüzün aynasıdır.”

 

Nefes ise şöyle;

“Bildim şâhım, bildim, sahib-i nâzarsın;

İstekli âşıkı dilde yazarsın.

Alî Şahım deyüdeyü gezersin,

Kardeş Mevâlîye benzer gözlerin.”

***

Niyâza gelince… Muhtaç, mahrum olmak; dilemek, istemek gibi anlamlara gelmekler beraber; “Mutasavvıflar tarafından dua etmek ve yalvarmak manasında kullanılmıştır.” Böyle tanımlıyor sözlükler…

***

Yine Üstat’tan öğrendiğimize göre Mevleviler; “ ‘Devr-i Veledî’ de denen ve sema’a başlamadan önce, semâ’hanenin çevresinde üç kere yürüyerek gidişlerinde, şeyh postunun önünde, birbirlerine karşı baş keserlerken, gözlerine ve kaşlarının ortasına bakmak suretiyle, nâzardaki feyze, ermeye çalışırlar”mış. 

***

Gölpınarlı merhumun ifadesine göre; “Neyzenin, neyi iki eliyle tutup, sola doğru eğerek üflediği  zaman ki şaşı bakışa ‘neyzen bakışı’ ” denirmiş. Bu açıklamadan sonra; “ Nay üfleyen gibi, yoksullar topluluğuna eğri bakma. Hak, o şekilde, onları gizlilik âlemlerine saldı, gizledi.” Anlamına gelen şu dizeleri vermiş:

“Nâyî gibi geç bakma gürûh-i fukaraya,

O şekl ile Hak anlara ihfâlara saldı.”

***

Biliyorsunuz; ney, “çalınmaz”, “üflenir”. “Neyzen, çaldı!” demek, saygısızlıktır.

***

Neş’e; “Erişmek, yetişmek, gelişmek, bitip üremek anlamlarına gelen Arapça bir söz”müş. “Neş’ve tarzında farsça zevk, keyf, sarhoşluk anlamları”na da gelirmiş. Tasvvufta ise; “Sûfînin zevki, gelişme ve yetişme tarzı, huyu, meşrebi” gibi anlamlar yüklenirmiş. Bu nedenle; “Erenlerin, meşrebleri bir değildir; birisi zühd-ü takva ile yürür; öbürünün neş’esinderindlik üstün” olurmuş.

***

Şeyh Galip, “meşhur mütekerrir[birinci bendin sonunda tekrar edilen mısra] müseddesinde [şiir türü, altılı]”

“Meyhâneyi seyrettim, uşşaakamatâf olmuş,

Teklif-ü tekellüften sükkânımaâf olmuş;

Bir neş’e gelip meclis bîhavf-u hilâf olmuş;

Gam sohbeti yâd olmaz, meşreblerisâf olmuş.

Âşıkta keder neyler, gam halk-ı cihânındır,

Koyma kadehi elden, söz pîr-i Mugaanındır.” 

Anlamı yine Üstadımızdan: “Meyhâneyi seyrettim; âşıkların çevresinde dönüp dolaştıkları yer olmuş. Orada oturanlar tekliften de affedilmişler, tekellüften de. Bir neş’e gelmişte mecliste ne korku kalmış, ne aykırılık; gama dair sohbet edilmiyor. Böyle bir şey anılmıyor bile; meşrebleri de tertemiz bir hal almış. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz meyhanecinindir.”