KADİR DAYIOĞLU


TARİHLE YÜZLEŞMEK

Son günlerde yine yoğunlaştı, “tarihle yüzleşmek”. Özellikle “Bizim ecmain”in dilinden düşmez, “tarihle yüzleşmek”. Evet, tarihle yüzleşelim...


Son günlerde yine yoğunlaştı, “tarihle yüzleşmek”. Özellikle “Bizim ecmain”in dilinden düşmez, “tarihle yüzleşmek”. Evet, tarihle yüzleşelim; “hiçbir şey nihan kalmasın Allah’ım!”  ama bu, bir dönemle mesela, “Gavur padişah” 2. Mahmut ile Atatürk dönemi ve sonrası mı? Yoksa, tüm dönemler mi?

**

Mesela, kimilerine göre “Doğu”, kimilerine göre “Kürt” sorunu denilen olayı masaya yatıranlar, hep “son yüz yılın” sorunu olarak anlatıyorlar. Oysa bunun 19. Yy başlarında başladığını “es” geçiyorlar. 

**

Yine mesela, “Ermeni” sorununu da “İttihatçılarla” başlatırlar ama “1890 yılı sonrasında Doğu Anadolu'da bir Ermeni devletinin kuruluşunu engellemek amacıyla Hamidiye Alayları kuruldu”. Bunu “es” geçerler. Bu tarihte, İttihatçıların çoğu ya henüz çocuk ya da ana rahmine daha düşmemişti. Peki, bu alayları kim kurdu ve kimlerden kuruldu? “Sultan Hamid” kurdu; o bölgenin aşiretlerinden.

**

“Tüm dönemler” dediğimizde “hele durun!” bakalım, oralar özellikle Osmanlı dönemi, bir tabudur, dokunamazsınız. Ama son iki aşıra istediğiniz gibi vurabilirsiniz. Atış serbest. Hatırlar mısınız? Bir televizyon kanalında başlayan ''Muhteşem Yüzyıl'' dizisiyle ilgili tepkiler olduğunun anımsatılması üzerine Bülent Arınç

**

“…’Muhteşem Süleyman' olarak tanıtılan bir insanın harem, içki düşkünü, hatta bazı sahnelerinde söylemeye dilim varmayan bir ilişki içerisinde göstermeye matuf... Diziyle ilgili şikâyetleri süratle dikkate alacağımızı ve kanun çerçevesinde gereğini yapacağımızı söyleyebilirim…'' (Basından)

**

Filimi/diziyi görmedim, seyretmem de… Sonuçta bir kurgu, bir film/dizi; belgesel falan değil. Zira, sekseni aşan ömrüm, bunlarla ilgili tez ve antitezleri dinleyerek geçti. Gençliğime yanarım, hem de nasıl? 

**

İşin aslına gelelim… “Bizim ecmain takımına” hep şunu dedim, acizane… Bu kadar özgürlük havarisi kesilmeyin, o alan mayınlarla döşeli ateşinde yanarsınız. O alanda; eleştiri var, özeleştiri var, şüphe var, demokrasi var, çoğulculuk var, var oğlu var…

**

Bakınız, Kanuni ile ilgili bir filime bile dayanamadınız. Yani Kanuni, günahtan beri birisi miydi? Hani, tarihle yüzleşecektik; hani tarihle hesaplaşacaktık; hani tarihin üzerindeki sis perdelerini kaldıracaktık. Yani sizin hesaplaşacağınız tarih “Gavur Padişahla” başlayıp, İttihat Terakki ile devam eden Cumhuriyetle noktalanan tarih mi?

 **

Yani sizin yüzleşeceğiniz tarih zamanla sınırlı mı? Yok öyle, yüzleşilecek tarih zamanla sınırlı olamaz… Tüm zamanları kapsar… Tüm kişileri kapsar… En azından böyle olmalıdır… Yani, Tanzimat ile, Meşrutiyet ile, İstiklal Harbi ile, Dersim ile, İstiklal Mahkemeleri ile, Laiklik ile, Cumhuriyet ile… hesaplaşacağız ama bunun dışına çıktık mı, “milli tarih, milli mefahir, Osmanlı, Halifeler vs. bunlara dokunamazsınız?” tepkisine maruz kalacağız.

**

Yok canım!.. Sen dilediğini söyleyeceksin, dilediğin gibi eleştireceksin, bunu; “ileri demokrasinin gereğidir!” ama “resmi Osmanlı tarihinin” sütre gerisi anlatılmaya kalkıldı mı; “olmaz arkadaş, bu geçmişe hakaret, gereğini yapmak gerekir!” diyeceğiz.

**

Bakınız, filimi seyretmedim, dediğim gibi seyretmem de… Ama kutsallaştırılan, “onu yapmaz, bunu yapmaz” denilen, Kanuni ile ilgili, Bostanzade Yahya Efendi’nin “Duru Tarih”’inden bir alıntı vereceğim:

 “… Sultan Süleyman Han’ın gençlik çağında yiyip içmeye ve dost sohbetlerine düşkünlüğü; hele İbrahim Paşa (Makbul/Maktul) ile olan arkadaşlığı, hâlâ anlatıla gelmektedir. Hatta bu konuda mübalağa sınırı aşılmıştır. Ancak; Sultan Süleyman Han, sonraları tövbekâr olup eğlencelerin peşini bırakmış yaşlılığını ibadetle geçirmiştir…” deniyor.

**

Mesela, Osmanlı tarihinde (1459-1821 arasında) iki yüze yakın sadrazamdan kırk dörttü; oldukça çok hanedan mensubunun katledildiğini söylemeyecek miyiz, yani. Sultan III. Mehmet tahta çıkar çıkmaz, on dokuz kardeşini öldürtmüş; ve bunlardan halimle kalan yedi cariyeyi de Sarayburnu’ndan denize attırtmıştı, bunu da mı?

**

Ha bunları ben yazmıyorum ya da uydurmuyorum yukarıda adını verdiğim Duru Tarih’i, Koçi Bey’in, Ahmet Cevdet Paşa’nın (Tezakir), Reşat Ekrem Koçu’nun, Ahmet Refik Altınay’ın, Gelibolulu Mustafa Âli’nin (Ziyafet Sofraları), İnalcık’ın (Has-Bağçede Ayş u Tarab), Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’nin (İslam Tarihi) kitaplarını okuyun, ne olun.

**

Evet… Tarihle yüzleşme, hesaplaşmalı ama bunlar da var, içinde… Hesaplaşmayı; “1839-1950” ya da “Gavur padişahlar–Atatürk” arasına sıkıştırırsanız bunun adı “hesaplaşma” değil “öç almak”tır.

 **

“Duru Tarih”in tamamını okuyun da, kutsallaştırılan Emevi,Abbasi Halifeleri ile Osmanlı Sultanlarının hali pür melalini bir görün… Tarihle yüzleşmek, tarihle hesaplaşmak, tarihin sis perdesini kaldırmak böyle bir şey, işte… Tüm dünyanız yıkılır, haberiniz olsun? 

**

İnancım o ki; Kanuni de sonuçta bir insandı, insanda olması muhtemel zaaflar, onda da olacaktı… Bu küçültmez onu… Sonuçta; Osmanlı da, adı üstünde, bir İmparatorluk… Bir imparatorluk gibi davranmasından doğal ne olabilir ki? Ama neden kutsuyorsunuz ki bunları? 

**

İşte böyle bir şey, özgürlük alanı… İnsan, oraya girdi mi feleği şaşar… Onun için, “ileri demokrasi” falan derken dikkatli olun ve her “ileri demokrasi” diyene de pek inanmayın… Şahsen ben hiç inanmadım, “bizim ecmain takımının” özgürlükler peşinde koştuklarına. Onlar için “çoğulculuk” değil, “çoğunluk”; “surda bir gedik açmak” önemlidir