KADİR DAYIOĞLU


SOYLU VE GÜLMEZ

Bugün sizlere iki kitap tanıtacağım… Dostlarımız İnş. Müh. Metin Soylu ve Avukat Bekir Özkan Gülmez’in hazırladığı hayatın içinden iki eser. İlki “Tesellemeler” diğeri “Zor Yıllar”. “Tesellemeler” toplumun hoşgörüden, espriden, gülmekten, ironiden ne kadar uzaklaştığını, “kupkuru” bir “odun” haline geldiğinin göstermekte bize… Soylu yaşadıklarını, duyduklarını kaleme almış. Bir dönem Kayseri’sinin “İncili Çavuşlarını”, “Hoca Nasrettinlerini”, Eşreflerini, Neyzen Tevfiklerin hatırlatmış bize.


Bugün sizlere iki kitap tanıtacağım… Dostlarımız İnş. Müh. Metin Soylu ve Avukat Bekir Özkan Gülmez’in hazırladığı hayatın içinden iki eser. İlki “Tesellemeler” diğeri “Zor Yıllar”. “Tesellemeler” toplumun hoşgörüden, espriden, gülmekten, ironiden ne kadar uzaklaştığını, “kupkuru” bir “odun” haline geldiğinin göstermekte bize… Soylu yaşadıklarını, duyduklarını kaleme almış. Bir dönem Kayseri’sinin “İncili Çavuşlarını”, “Hoca Nasrettinlerini”, Eşreflerini, Neyzen Tevfiklerin hatırlatmış bize.

Kitabı okuyunca, bizim dönemimizi içine alan, iki farklı Kayseri yapısını görüyoruz. Birincisi birbirlerine takılan, saplantıları olmayan, olaylara hoşgörü ve mizah duyguları ile yaklaşan; ikincisi giderek “dindarlaşan”, giderek “buyurun Hacıabi”leşen; “suyu üfleyerek için!”, “hava bulutlu” diyene “vay bana ördek dedin!” diye saldırgan hale gelen, Kayseri’den örnekler. İlkini unutmaya başladık, yakın mazide kaldı; ikincisini de yaşayarak görüyoruz. Tesellemeler de kimler yok ki? Yahyalı’dan Ahmet Bakkal, Savaş Kaya, Sami Dayı, Hacı Hasan Efendi ve daha kimler…

Tabii, bir mizah ve nükte yükü Avukat Tural Pınarbaşı başta olmak üzere, nesli münkariz merhum Balcı Hoca (Mehmet), halk filozofu Ömer Çolakoğlu, rahmetli Emir Kalkan, Hulusi Ateş, merhum Mustafa Topaloğlu, kıymetli abisi merhum Muzaffer Tok, Avukat Sümer Erol, Hüseyin Cömert ve daha nicelerinin katkısı var, bu yazılı belgeselde. Acizane bendenizi de almış yapıtına, Soylu

Metinciğim, ne kadar güzel bir iş yaptığının, “Kayseri hafızası” ne denli katkı yaptığının farkında mısın? Soylu, o güzel üslubu ile çok güzel anlatmış. Konuları ve şahısları bilenlere adeta o günleri yaşatmış. İyi ki de var, Metin gibiler. Yoksa anlattıkları belleklerde kalacak, onlarla birlikte göçüp gidecekti. Bu tür eserlerin bir yararı “kent hafızasın” not bırakmak kadar, gelecekte okuyanların; “Demek ki, böyle bir Kayseri’de varmış!” dedirtmek.

Yarın saat 14.00’te, Kıvılcım Kitapevi’nde (Hunat) imza günü var, Metin’in. Vakit bulabilirsem mutlaka geleceğim. Gelemezsem, kızacağını biliyorum ama bağışlasın. Dostlarının, sevenlerinin, kitap severlerin dostumuzu yalnız bırakmayacağından eminim.

***

İkinci eserin yazarı, Avukat Bekir Özkan GülmezGülmez de Soylu gibi “Ülkücü gelenekten” gelen ama bugün bile o heyecanı kaybetmeyen dostumuz. Soylu da öyle… 1980 sonrası, “Ülkücülerin davasın”, para alamadığı için girmek istemeyen, bazı ülkücü avukatların aksine Gülmez, hem de hiç para almadan “ülkücülerin” davasın üstlenen bir isim.

Aynı zamanda, merhum Başbuğ’un da avukatıydı… Sonra, siyasette “ahde vefasızlığın” ne demek olduğunu acı acı yaşayan birisi ama hiçbir zaman da şikâyetçi olmadı. Tabii, avukat arkadaşları, Gülmez’i, üç dönem Kayseri Barosu Başkanlığına seçmekle vefa örneği sergilediler. Sanırım, Gülmez’in rekorunu kıran Baro Başkanı olmadı.

“Zor Yıllar”, şehre 25 kilometre uzaklıkta, Ankara asfaltı üzerinde bir köyde (Süksün) doğan; zor şartlar altında özellikle Orta ve liseyi bitiren, sonra, sadece adını duyduğu İstanbul’da hukuk tahsili yapan bir köy çocuğunun hayat hikâyesi. Aslında, Cumhuriyetin devraldığı, “fakir Anadolu”nun hikayesi bu... İnanın, bazı yerleri okurken, gözlerim yaşardı.

Öyle ya, henüz “tıfıl” bir vaziyette, köyden, ana kucağından ayrılıp merkeze geleceksin okumak için. Tutulan tek göz bir ev, tuvaleti sıkıntılı, içme suyu sıkıntılı, ısınması sıkıntılı bir evde kalacaksın birkaç, kendin gibi arkadaşla… Ortaokul böyle, Kayseri Lisesi’nde okurken de öyle…

Sonra avukat olacaksın. Olmadan önce, kendisi gibi yiğit, İncesulu, hepimizin tanıdığı, arkadaşım, merhum Zafer Yalçın ile Prof. Dr. Alemdar Yalçın’ın kız kardeşi, bir resim öğretmeni Nevin Hanım ile izdivaç yapacaksın… Hüseyin Cömert; bana, “İnan, Hanımı Bekir’den daha yiğit!” dedi. Birlikte, aynı okulda hocalık yapmışlar. Siyasal nedenlerle Gülmezlerin başlarına gelen kalmamış. Öldürülecekler listesinde adı geçince, soluğu Almanya’da almış… Neyse, uzun hikaye… Devamını, kitapta okuyabilirsiniz.

Çok akıcı, çok samimi ve güzel bir üslupla kaleme alınan kitabı, “Teselemeler” gibi bir solukta okudum. Hele hele, Kıbrıs Barış Harekatı’nda birliği ile ilk atlayanların arsında olması çok dikkat çekici. Sanki “fedailer mangası”... Alan temizliği yapacaklar, geleceklere “temiz” bir alan sağlayacaklar. Bir askeri filim gibi anlatmış hikayesini çıkartmanın. Madalya ve “Gazilik Beratı” sahibi.

Hele bir Asteğmen Şevket Çil hikayesi var. Okuyunca ağlamamak elde değil. Çil, hiç paraşütle atlamamış… Ama bunu söylemeyi yedirememiş, Kayseri Havadan İndirme Tuğay komutanına… Milli duygu böyle bir şey olsa gerek. Binmişler uçağa… O, Gülmezden sonra atlayacakmış. Diyor ki; “komutanım, ben hiç atlamadım. Ola ki, korkudan atlamaktan vazgeçerim… Sen benden sonra atla ama tereddüt edersem, it beni!”, demiş.

Tabii Çil atlamış. Daha sonra, kader onu bir başka yerde yakalamış. Birliği ile birlikte bir yere intikal ederken, mitralyöz ateşine maruz kalıp şehit olmuş. Allah rahmet eylesin. Bu duygu selinden sonra artık yazamayacağım. Umarım dostumuz ve sizler bağışlarsınız.