Bugün sizleri “türkü dünyasında” gezdireceğim. "Eskiler derlerdi ki türkü bilmeyen Türk'ü bilmez!" Doğru bir söz. Ben bu sözü, “bizi anlamaz!” diyerek daha geniş bir kümeye taşıyacağım. Çünkü türkülerimiz, “kadim Anadolu kültüründen”, günümüze kadar gelen bir miras. O nedenle, inhisarcı olmamak gerekir. Yine o nedenle, korumak, yaşatmak görevimiz.
**
Bu geleneğin Nida Tüfekçi, Ahmet Gazi Ayhan, “Emmimin Mehmet Ağa”, Adlarını unuttuğumuz Gayri Müslümler, Refik Başaran, Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Çekiç Ali, Hacı Taşan, Aşık Murat Çobanoğlu, Talip Özkan, Hisarlı Ahmet, “Hayri Dev”, Enver Demirbağ, Kazancı Bedih, Celal Güzelses, Mahzuni Şerif, Aşık Veysel, Kazım Koyuncu, Özay Gönlüm vd. Pir Sultan’ın, Karacaoğlan’ın, Dadaloğlu’nun günümüzde ki temsilcileri. İyi ki de varlar/varlarmış.
**
“Nasıl ki bazı müzik türleri bilinmeden bazı sosyal analizler yapılamaz; türkünün kodlarını çözmeden bu topraklarda yaşayan insanların ruh halini analiz etmek mümkün değil.” Bu, çok önemli bir tespit.
**
Vereceğim alıntı, Servet Avcı’dan. “Vatan nöbeti tutar türküler” başlığını taşıyor. Ban da Osman Sel Hocamız göndermiş. Avcı, Trabzo/Sürmene doğumlu. “Ülkücü gelenekten” gelir. Siyasilere danışmanlık yaptı. Yeni Şafak yazarlarından. Boldlar bana ait.
**
Hadi türküleri de yok sayın bakalım... “Ağlama yar ağlama” türküsünde "Elma al olanda gel/ Ayva nar olanda gel/ Hasta düştüm gelmedin/ Bari can verende gel" diyen Celal Güzelses'i ve o güzel Diyarbakır türkülerini tarihten silebiliyorsanız silin!..
**
Bölgede dilden dile aktarılan ve kültürümüzün taşıyıcısı olan bu türküleri yoksa Medler mi yazdı? Bunların aslı Türkçe değildi de sonradan mı dilimize çevrildi?
**
Hadi kaldırın atın “Fincanın etrafı yeşil'i, Karanfil eken bilir'i, Mardinkapı şen oluru, Ayrıldım gülüm sendeni, Odasına girdim fincan elindeyi, Mektebin bacalarını, Makaram sarı bağları, Bahçada yeşil çınarı, Çay içinde dökme taşı, Urfa'nın etrafı dumanlı dağları” ve Türk'ün gönlünden çıkıp, yaşadığı coğrafyaya serpilerek kök salan binlerce türküyü...
**
"Vurma zalım vurma yaram derindir/ Yaram sağalırsa Mevlâm kerimdir" diyen Diyarbakır Dağkapılı Cemil Şallı sanki yüz yıl önce bugünleri görmüş de kağıda dökmüş... Tıpkı "Ağla gönül ağla zamanı geldi/ Yas tutup kara bağlamanın zamanı geldi" diyen hemşerisi Mehmet Ali Erdem gibi...
**
1900'lerin başında “Felek beni dul eyledi” diyen Ebe Ayşo Hatun şöyle seslenir yavrusuna: "Diyarbekir kara taştan/ Yüregim kan ağlar baştan/ Öksüz kaldın küçük yaştan/ Uyu öksüz yavrum uyu/ Kimse artık açmaz kapuyu/ Ecel aldı bey babani/ Keder kapladı her yani/ Hani aslan baban hani/ Uyu öksüz yavrum uyu/ Kimse artık açmaz kapuyu..."
**
Sahi, “Bitlis'te beş minareyi” dilinden ve tarihinden koparabilir misiniz acaba? Hani Rus işgali sırasında Bitlis harabeye dönmüştü ya... Rusların çekilmesinden sonra, şehre geri dönmek için yola çıkan bir baba ve oğul Dideban Dağı eteklerinde durmuşlar, baba haber almak için oğlunu şehre göndermişti...
**
Bir süre sonra geri gelen oğul, şehrin yakılıp yıkılmış olduğunu, sadece “beş minarenin” ayakta kaldığını söylemiş, bunun üzerine baba bu ağıtı yakmıştı... Bu kadar duru bir dille ağıt yakan baba muhtemelen Türkçe'yi bir kursta öğrenmiş olmalıydı değil mi?
**
Bitlisli askerin ağıdına göz gezdirin: "Ordumuz geldi Muş'a dayandı/ Taşı toprağı kana boyandı/ Bitlis'i gördüm yüreğim yandı/ Ağlama anam belki gelirem/ Belki mahşerde seni görürem"... Muş halkının dilinde Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Rus işgalinden beri var olan ve 1959'da Ferruh Arsunar tarafından derlenen ağıda bakın: "Muş'un etrafı dağdır meşedir/ İçinde oturan Veysi Paşa'dır/ Veysi emir verdi Muş'u boşaltın/ Ağla vatan ağla gör neler oldu/ Muş'u işgal eden Moskoflar oldu/ Muş'un etrafında atlı gezerim/ Vatan elden gitmiş yaslı gezerim/ Elbisem kirlenmiş paslı gezerim..."
**
Türküler nöbet tutarken, Türk'ü kazıyamazsınız oradan... "Diyarbakır etrafında bağlar var/ Fitil işler yüreğimde yaram var/ Sen gidersen benim başka kimim var/ İsterem ki bir gün evvel gelesen"deki “sen” dilin de, coğrafyanın da sahibidir... Tıpkı mezar taşları gibi “mühürdür” türküler... "Mardin kapısında kelek bağlanmış/ Yemen'e gidenler yürek dağlamış/ Analar babalar kara bağlamış" diyen diller başka neyi anlatıyor?
**
Türkü varsa Türk de vardır, Türkçe de... Biz ümitvârız... Dersim dört dağ içinde olsa da Diyarbakır yine şad akacak... Yenikapı’dan atlılar geçecek, Urfa'ya paşa, tahta temaşa gelecek, Nâre esvap yıkayacak, saza gelmeyenden hesap sorulacak... Hüseynik'ten yola çıkılacak… Lütfü gelecek telgrafın başına, bir tel verecek Musul'da kardaşına…
**
Türküler bekleyecek bu toprakları... Mardin kapı yine şen olacak, karanfili hep eken bilecek... Edremit Van'a bakarken, içinden Şamran akacak... "Hangi bağın bağbanısan gülüsen" diye sorulacak, “makaralar sarı bağlayacak”...
**
“Mektebin bacaları” tüterken, “bir ay doğacak Maraş'tan”... Kara taş içinde çete kaynayacak, yaşasın Urfalılar teslim olmayacak, dumanlı dağlarında ceylanlar gezecek. Yine Ahlat'ın başına gelinecek, bebekler yine şekere katılacak... Her daim buralardan bir atlı geçecek, eşme pınarlar dert deşecek...
**
Yine “geceler yârimiz olacak”... Türk'ü kazımak isteyenlere karşı, “yüksek minarelerde kandiller yanmaya” devam edecek…
