KADİR DAYIOĞLU


ŞİİRE DEVAM

Gelelim; "Gökten nazire indi sihâm-ı kazâsına/ Nef'i diliyle uğradı hakkın belasına"uğrayan ve Itrîtarafından segah makamında, yürük semaiformunda bestelenen ünlü şiirine....


“Çok bunaldım!” diyorum da inanmıyorsunuz… Biraz günlük çekişmelerden uzak durmak istiyorum. Baksanıza, ortalık “trollerden” geçmiyor. Öğreniyoruz; “2023’te Anıtkabir yıkılacak, Fethullah Gülen gelecek”(Barış Pehlivan, Halk TV, Oda TV) diyen adam bugün müşavir, pardon danışman bir trol ordusunun başıymış.  Allah, sonumuzu hayreyleye. Hayırlısı ile bir sandık önümüze gelse de şu stresten kurtulsak…

***

Stresten bir nebze de olsa uzaklaşabilmek için,“apolitik”divân şiirleri ve bunların anlamlarını vermeye çalışacağım... Tabii, şairlerini de vereceğim. Bunlara birer “berceste” de diyebiliriz... Kaynak olarak da; başta Necmettin Halil Onan olmak üzere çeşitli kaynaklardan aldım. Sadece bazı ilaveler yaptım yine bazı sözcükleri günümüz Türkçesi ile verilmeye çalıştım. Umarım beğenilir.

***

İlki Nefî’nin ünlü gazelinden iki beyt. Bu gazelin, büyük besteci Buhûrizâde Mustafa Itrî tarafından Segah makamında bestelendiğini de biliyoruz... Yahya Kemal merhumun ifadesi ile “Büyük Itrî'ye eskiler derler /Bizim öz mûsıkîmizinpîri”.Mustafa Itrî Efendi, geliştirdiği bir armut cinsi adı ile anılıyormuş. “Mustafa Efendi armudu”...

***

Gelelim; "Gökten nazire indi sihâm-ı kazâsına/ Nef'i diliyle uğradı hakkın belasına"uğrayan ve Itrîtarafından segah makamında, yürük semaiformunda bestelenen ünlü şiirine:

 

Tûti-i mu’cizegûyem ne desem lâf değil

Çerh ile söyleşemem âyinesisâf değil  

            

(Mucize gibi sözler söyleyen bir papağanım. Dediklerim laf değildir. Felekle konuşamam; tenezzül etmem; çünkü onun aynası, kalbi temiz değildir). (O benim seviyem de değildir.)

***       

Ehl-i dildir deyememsînesisâf olmayana

Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil.

            

(Gönlü temiz olmayana gönül ehli diyemem, gönül ehillerinin birbirlerini bilmemesi insafa değer bir iş değildir.)

***

Madem söz Nefî’den açıldı onun çok bilinen ve günümüze de çok uyan, “Sihâm-i Kazâ”'dan bir örnek verelim: :

 

“Tahir efendi bana kelb demiş

İltifatı bu sözde zahirdir

Mâlik'i mezhebim benim zira

İtikadımca kelbtâhirdir.”

***

Biliyorsunuz “kelb” köpek. “Tâhir” temiz. Maliki mezhebinde köpek temizdir. “Sihâm-i Kazâ” (Kaza okları) Nefî’nin kitabının adı… 

***

***

Sırada XVII. Yüzyıl divan şairlerinden Sabit’e ait bir beyt var.

 

Sunar bir câm-i memlû bin tehi peymâneden sonra

Döner vefk-ı murâdüzre felek ammâ neden sonra

            

( Bin boş kadehten sonra bir dolu kadeh sunar; felek insanın istediği gibi döner ama neden sonra)

Son mısra; “Felek ehl-i dili dilşâd eder eder ama neden sonra” biçiminde de söylenir.

***

16. yüzyılın ünlü divan şairlerinden Fuzûlî’nin yine ünlü gazelinin ilk iki beyti. Bu şiiri, Nihad Sami Banarlı merhumun, Lise 1’de okuduğumuz,“Türk Dili ve Edebiyatı” kitabındanadeta ezberlemiştik:

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı

Felekler yandı âhumdanmurâdumşem’i yanmaz mı

            

(Sevgilim beni candan usandırdı, kendisi cefâdan usanmaz mı? Ahımdan felekler yandı muradımın mumu hâla yanmayacak mı? Arzuma kavuşmayacak mıyım?)

***

Kamu bîmârınacânândevâ-yiderd eder ihsân

Niçun kılmaz bana dermen beni bîmâr sanmaz mı

            

(Sevgili bütün hastaların, âşıkların dertlerine deva bağışlar; fakat bana niçin derman vermez, beni hasta, âşık sanmaz mı ki?)

***

Son söz şair, heccav Eşref’e ait:

 

Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için

Gelmesin reddeylerim, billahi öz kardeşimi

Gözlerim ebnâ-yi âdemden o kadar yıldı ki

İstemem ben Fatiha, tek çalmasınlar taşımı..

***

Ricasına rağmen ne yazık ki, mezar taşını çalmışlar. Manisa Kırkağaç doğumlu (1847-1912) büyük şairi saygıyla anıyorum. Neyzen Tevfik’in abi dediği, feyz aldığı birisi. 

***

Eşref Kırkağaça atanmış, Kaymakamlık binası dökülüyor, bir yağmur yağınca memurlar şemsiye ile çalışıyor. Eşref, İstanbul’a, Dahiliye Nezareti’ne yazıp, binayı tamir için ödenek istemiş. Sormuşlar: "Nereyi onaracaksınız?" Cevap; "Her tarafını, bina su alıyor?" Yine sormuşlar; "Nereden akıyor?" Tabii, para yok ki göndersinler. Amiyâne tabirile;“ipe un seriyorlar!”Eşref dayanamamış; "Musluklarından başka her yer akıyor!"