FARUK ERGAN


SEVMEK ZORUNDA DEĞİLSİN…!


 

Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama saygı duymak zorunda. Yaşam içerisinde insanlar bazı fikir ayrılıklarına düşebilir ki gayet doğal bir durum. Demokrasilerin güzelliği şu ki fikirler çatışırken, sevmesek bile karşımızdakini dinlemek nezaketini gösterirsek, insanlar sevgiyle kucaklaşır.

Herkes istediği gibi düşünme ve seyahat etme özgürlüğüne sahiptir, kimse kimseden gideceği yer için izin almaz, kimse kimseden nasıl düşünmesi gerektiği konusunda icazet almaz. Yönetim makamındaki idareciler bin düşünüp bir konuşmak zorundalar, söz ağızdan çıktığı anda sözünün esiri olursun ki ömrünün nihayetine kadar kelepçeli yaşarsın. Yasaların size verdiği yetkiye göre ve Demokratik Ülkelerde olduğu gibi, tüm insanlara eşit muamele yapmak sizin için lütuf değildir, o makama geldiğiniz için zorunluluğunuz vardır.

Ülkemizde görmek istediğim fotoğraf, Sayın   Cumhurbaşkanı tüm Parti Liderlerini bir kahvaltı masasına davet ederek dese ki (olmazda), “bu Ülke hepimizin öncelikle ve özellikle nefret dil kullanmayı terk edelim, Yurdumuzda barış ve sevgi dili hakim olsun. Tüm Yurttaşlarımızı dil, din, ırk, mezhep ve bölgecilik ayrımına tabi tutmadan tatlı bir rekabete girelim, yapacağımız hizmetleri ve projeleri insanlarımıza anlatalım, sonuç olarak sandıktan çıkan iradeye rıza gösterelim” dese kim itiraz eder?

Gereksiz ve lüzumsuz kavgaların yaşandığı Ülkelere yatırımcı davet etmek, çeşitli şekilde teşvikler vermek, güzel imkanlar sunacağınızı vaad etmek yeterli ve inandırıcı olmaz. Demokrasinin tam yerleşmediği, Adalet kurumunun özgür ve bağımsız olmadığı, yöneticilerin kavgacı dil kullandığı Ülkelerde “insanlar mutsuz, gençler umutsuz, iş insanları üretimsiz olurlar”.

Her birey, saygıya değer varlıktır. Hiç kimsenin   kendinden farklı olanı hor görmeye, ötelemeye ve hedef göstermeye hakkı yoktur. Her kurum ve her kesimden makam sahipleri kavga ve nefret dili kullanmaya devam ediyor, son örnek Düzce Müftüsü. “Siz ölmüş kardeşinizin etini yer misiniz” Hucurat suresi 12. Ayetini de kürsüden okuyup insanları aydınlatıyor, kendisi örümcek kafalı olunca özellikle gençleri dinden soğutur.

İş yerime gelen veya köyüme giden yabancılar için kriter belirleme ve şart ileri sürmek gibi bir yetkim olmadığını bilmem gerekiyor. Rakiplerimden birisi köyüme satış yaparsa ki zaten yapıyor benden izin alması gerekmez, veya gittiği yerde şiddete maruz kalırsa, beyefendiye ders verildi, daha başına neler gelecek dur bakalım, bu daha ilki, iyi günlerdesin, gibi tehdit içerikli sözler söylersem şiddete davetiye çıkartmış ve suç işlemiş olmaz mıyım? Veya bir vesile ile ben herhangi bir köye gittiğimde olumsuzluk yaşarsam hak etmiş olmaz mıyım? Yapma azizim akıllı olmak lazım hepimiz insanız.