Kim bu adam? Yıllar öncesi, TV’de ilk gördüğümde (Holivud)dan bir artist sandım… Söyleşiyi dinlemeye başladım, artistikle hiç ilgisi olmayan şeyler söylüyor; tarım ve hayvancılık... Hayret ettim, adamın tipi hiç de bir çiftçiye, bir köylüye benzemiyordu. Uzun saçlar, kot pantolon, lüks bir gömlek ve kafasının üzerine taşınmış gözlük, sakalsız, bıyıksız bir adam. Üstelik boylu poslu yakışıklı mı yakışıklı…
**
(Holivud) artisti sanmakla hata mı ettim? Adam, üç-beş dil biliyor, ABD’de artistik yapıp milyon milyon para kazanması mümkünken, gelmiş ülkesine, hayvan, et, süt ve süt ürünleri, “bok”, “çör-çöple” uğraşıyor. Herhalde “vatanseverlik” denen şey bu olsa gerek.
**
Sencer Bey, kalkmış Amerikalardan gelmiş, tarım ve hayvancılıkla uğraşmaya başlamış. Çiftlik kurmuş. Kurunca da bürokratik engellerle karşılaşmış. Eleştirmeye başlamış. Giderek, AK Parti’nin tarım ve hayvancılık politikalarını bombardımana başladı.
**
Eleştirinin odağında da Bakan Bekir Pakdemirli vardı. Vay bu eleştiriyi yapan sen misin? Pakdemirli kızdı ve akabinde, detayında müfettişleri saldı çiftliğe, eksik ve kusurlu işler var diye; milyon milyon ceza kestiler. Ondan sonra, teftişler devam etti.
**
Tabii, “burası Türkiye abicim”, tarım bakanını eleştirdiği için apar topar baskına gidip beş yıllığına bütün desteklerden mahrum bıraktılar. Yıllık ortalama iki milyon liralık bir zarara uğratılar.
**
“Başka bir ülkede olsa plaket üstüne plaket verilip baş tacı yapılacak ve diğer çiftçilere örnek teşkil etmesi için derin bilgisinden sürekli yararlanılacak bir adamı üretimi bırakıp yargıda hakkını aramak, Tarım bakanlığından destek görmek yerine Tarım bakanlığına dava açmak zorunda bırakılıyor. Neyse ki kendisi tarım bakanlığına karşı açılan davayı kazanıyor, kendisine verilen ceza mahkemeden dönüyor...”
**
İktidar yalakaları da hemen hücuma geçti, “Şişli Çiftçisi” diye dalga geçmeye başladılar, tabii başta Bakan Pakdemirli. Güya “gırgır” geçiyorlardı Solakoğlu ile. Ülkemizi çay fidesi ile tanıştıran Zihni Derin; kivi fidesi ile tanıştıran Adnan Kahveci ile de dalga geçilmiş; Kahveci’ye “Abdülmücit kes biçer” ve “zurnanın son deliği!” denmişti bu ülkede.
**
Tabii, Solakoğlu’nun hikayesi beni, aziz Atatürk dönemi ve sonrası “devlet üretme çiftlikleri” kurulmasına götürdü. Şimdi yerle bir edilen Ankara Atatürk Orman Çiftliği ve diğerlerine… Bunlar, onlarla ifade edilmekte. Şu andaki durumları nedir? Bilmiyorum. Malya/Kırşehir da, Ulaş/Sivas da var. Bizzat gördüğüm için biliyorum.
**
Bir de Atatürk’ün mülkiyetinde olan ve 11 Haziran 1937’de, mülkiyeti hazineye devredilenler var. Bunlar ise şöyle sıralanıyor: Ankara’da Yağmur Baba, Balgat, Macun, Güvercinlik, Tahar, Etimesgut, Çakırlar çiftliklerinden oluşan Orman Çiftliği; Yalova’da Millet ve Baltacı Çiftlikleri; Silifke’de Tekir ve Şövalye Çiftlikleri; Dörtyol’da Portakal Bahçesi ile Karabasamak Çiftliği; Tarsus’ta Piloğlu Çiftliği.
**
Bir yandan köylüyü “eğitim yolu ile canlandırmak” amacıyla Köy Enstitüleri kurulurken, diğer taraftan da “Üretim yapan milletim hakiki efendisi” köylüleri, modern tarım ve hayvancılıkla tanıştırmak amaçlanıyordu.
**
İnanın, bu, Cumhuriyet’in en büyük devrimi, bu çiftlikler… Hem eğitici ve öğretici. Mesela, şeker fabrikaları da öyle. O nedenle, tarım ve hayvancılıkta, “kendi kendine yeten” yedi ülke arasına girdik. Tabii, yine birçok yerde, özel kesim tarafından çiftlikler kuruldu. Hizmet vermeye başladı. Mesela, Develi’de, Kurmel ailesi tarafından kurulan Saray Çiftliği. Umarım kapatılmaz, yaşatılır.
**
İşte Sencer Bey’in girişimi de son örneklerden… Hikayesi çok ilginç. Feyz Çiftliği, 2009 yılında Solakoğlu ailesi tarafından Bursa Karacabey’de kuruldu. Çiftliğin fiilen sevk ve idaresinden Solakoğlu sorumlu. Finansal yönetim konuları ise Ayça Solakoğlu tarafından yürütülüyor. 2012 yılında tarımsal üretim faaliyetlerinin çiftliğin iş sahasına girmesi ile birlikte bugün yaklaşık 3 bin baş hayvan mevcudu ile çiğ süt, dana sucuk, frankfurter sosis ve çiğ et üretimine devam ediyor.
**
1974 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Solakoğlu11 yaşında İsviçre'ye gitmiş, orta ve liste eğitimini orada tamamlamış. sonra ABD'de Davranış bilimleri üzerine akademik kariyerini yapmış. Birkaç yabancı dili çok iyi biliyor. Orada bir süre çalıştıktan sonra 2008 yılında çiftçi olmaya karar vermiş ve Türkiye’ye dönerek Bursa Karacabey'de FEYZ ÇİFTLİĞİ'ni kurmuş.
**
Solakoğlu, 6 bin dönüm arazide tarımsal üretim yaparak yaklaşık 2 bin hayvanlık süt çiftliğini besliyor...Binin üzerinde sağmal ineğe bakıp süt üretimini günlük inek başına kırk litre ortalamalara kadar getirmeyi başarmış, hayvanların yemini de kendisi tarlada üretip hayvan gübresiyle bu tarlaları gübreliyor.
**
Ahırın kurulmasından, sağıma kadar her şeyi kendi kurmuş ve elemanlarını da kendi yetiştiriyor. Her yaptığı işte birçok akademik çalışmayı takip ederek bilinçli olarak yapmaya çalışıyor. Milyonlarca lira harcayıp patronu olduğu işte aynı zamanda işçilik de yapıyor ve ne kadar zevk aldığı gözlerinden belli oluyor. Kendisi Türkiye'nin özlediği çağdaş, bilgili, çalışkan insanlardan…
**
Kurduğu çiftlik dünyada süt verimliliğinde “ilk 10” içerisinde, teknolojik ve teknik üretim yapıyor. Yabancı çiftçiler ve heyetler sürekli çiftliğini ziyarete geliyorlar. (Kaynak: Cevat Alp)
**
Bu kadar uzun hikayeyi şunun için verdim. Solakoğlu’nun adı CHP’nin “Gölge Kabinesi”n de Tarım Bakanı olarak geçiyor. Umulur ki, “parti değirmeninde” öğütülüp yok edilmez. Fırsat bu fırsat, yine çok çalışkan Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürerle birlikte, “ellerinde demir asa, ayaklarında çelik çarık” ile karış karış dolaşırlar Trakya ve Anadolu’yu…
**
Yine umarım, kıskançlık sendromu depreşmez CHP’de... Korkum bu... Bu korkumu da ülkemizi karış karış dolaşan Genel Başkan Genel Başkan Sayın Özgür Özel’e iletilmesini isterim.
