KADİR DAYIOĞLU


SEL BASTI VE KAYSERİ

Üzüldüğüm nokta ne, biliyor musunuz? Bunca çevre örgütü, bunca çevre aktivisti var bu kentte ama maşallah “dut yemiş bülbül” gibiler. Çevre Mühendisi dostlarımız da öyle… Onlar konuşmayınca, onlar ağzını açmayınca gayret bize düşüyor.


Testi kırılmadan “yol göstermeye” devam edeceğim. Öyle darılmaca, küsmece yok. Yedi yıl önce, İstanbul’u sel basması üzerine yazdığım bir azının bir bölümünü tekrarlamak istedim. Umarım, kış sezonunda, belediyelerimiz, düşünebilme fırsatı bulur. Yaptıklarına, geriye doğru bir bakar, “nerede hata yapıyoruz!”, diye sorar.

***

Üzüldüğüm nokta ne, biliyor musunuz? Bunca çevre örgütü, bunca çevre aktivisti var bu kentte ama maşallah “dut yemiş bülbül” gibiler. Çevre Mühendisi dostlarımız da öyle… Onlar konuşmayınca, onlar ağzını açmayınca gayret bize düşüyor.

***

(…) Melikgazi’de, kırsalda, asfaltlama işini bir kez daha anımsatayım. Yollar, sokaklar, iki duvar arası tam asfaltlanıyor. Uyarılarımıza rağmen yapım devam ediyor. Yani, o alanlara düşen bir damla suyun, toprak üzerinden emilmesi yani deşarj olması mümkün olmuyor. Düşen damlalar, birleşe birleşe oluk oluk akıyor…

Mesela; Hisarcık Burhan Sokağı’na düşen su, soluğu Karamancı Hastanesi’nde alıyor. Oradan ana caddeye geçip ta, Meteoroloji Bölge Müdürlüğüne ulaşıyor. İnanın, “yarmadan”Hisarcık’a dönerken, Polis Evi yönünde gelen ve araca çarpıp camlara çıkan suyu silecek yenemedi. Bir keresinde, aracımın sileceği kırıldı.

Bu bahar, ta Merkep Meydanı üzerinden, Karacaören’e oradan da Hisarcık-Hacılar yoluna ulaşan yolu da asfalt yaptılar, yolu tamamen kaplayacak biçimde. Sanırım, Melikgazi Belediyesi, döktü asfaltı. Anımsıyorum, [şimdi merhum] Veli Altınkaya dostumuzda, bağı o yol üzerinde olduğu için, bir teşekkür çekti.

Ama imalat yanlıştı, diğer yerlerde yapılan vahim hata orada da yapılmıştı. Yol boyu, bir karış toprak kalmamış, her yer asfalt olmuştu. Dolayısıyla, yola düşen her damla, ta Merkep Meydanı girişine kadar inecek; hem de oluk oluk… İnşallah, Altınkaya aracı ile giderken suya yakalanmaz. Sileceğini çalıştırmaz. Sileceği kırılmaz. Haliyle beni hatırlamaz. Aksi durumda bakalım, bu sefer de yapanlara teşekkür eder mi? Bilemem…

Yapılması gereken şuydu: yanlarda, mesel 40-50 cm toprak şerit bırakılacak, asfalt hafif bombeli dökülecek. Mümkünse, bazı yerlerde, yol boyunda, varsa, kanallara (arklara), bahçelere deşarj imkanı sağlanacaktı. Bu sayede suyun hızı kesilir, debisi azaltılır ve “habitat”ın su ihtiyacı giderilir.

Maalesef, tüm uyarılarıma rağmen, bu imalatı yapmıyorlar. Yaprakların tutuğu, toprağın emdiği suyun farkında değiller. Şayet yapraklar olmasın, toprakta emilmesin suyu tutamazsınız. Bunları, sonuçta mühendis olmayan Altınkaya ve diğerleri bilmez ama biraz mühendislik tahsili yapmış, biraz su işine bulaşmış olanların mutlaka bilmesi gerekir.

(…)Sokaklarda yanlış yaptıkları gibi, Erciyes Bulvarı’nı da yanlış yaptılar. Bir kere, Polis Evi’nin alt ve üst cenahında “deverler” uygun değil. O nedenle, her yıl bir iki kaza olur, Gürle Camii ile yarma arasında. Bir diğeri de tüm uyarılarıma ve yol yeniden yapılmasına rağmen, caddeye düşen suların, sağlı-sollu sulama arklarına deşarjı mümkündü, bunu da yapmadılar.

***

(…)Hayatımın “olgunluk” döneminde, asla; “taş üstüne taş koyanlardan Allah razı olsun!”, diyenler zümresinden olmadım. Olmam da… Bu ülkeyi, bu şehri yönetenlerin, kanaat önderlerinin de bu “bâtıl inançtan” vazgeçmesi gerekir.  Doğru olan; “taş üstüne, doğru taş koyandan Allah razı olsun!”

***

İstanbul’u sel vurduğunda, [Milli Eğitim] yeni müfredat da açıklandı. “Cihat” konular da girdi. Öyle ya, “doğayı” tanımak, “evrimi” bilmek, biyoloji, fizik, kimya okumak neyimize? Gidin, “Cübbeli Ahmet Hoca’ya” size bunların daniskasını anlatsın. Hem bu “afetler” başımıza, “cihat”ı bilmediğimizden, “cihat yapmadığımızdan!” gelmiyor mu?  İnşallah, “cihat” sayesinde tüm kaza ve belalardan kurtulup saadet ve selamete erişeceğiz.

***

İsmet Paşa, Başbakanlıktan ayrıldı. Sağlık Bakanı, Dr. Refik Saydam da istifa etti… Derken Atatürk vefat etti. İnönü Cumhurbaşkanı oldu. Hükümeti kurmakla da Saydam’ı görevlendirdi. İnönü unutmamıştı, kendisi ile birlikte ayrılan Bakanını…

***

Saydam’ın ilk demeci;“Bu ülkede, A’dan Z’ye, her şey bozuk!” Yetmiş yıl sonra, değişen bir şey var mı? Bilmiyorum.