“Bindik bir alâmete gidiyoruz kıyamete!” türünden olaylar oluyor. Şimdi de, bir seçim arifesinde, “bazılarının sansür yasası”; “yasa böyle çıkarsa dışarıda gazeteci kalmaz!”denilen; iktidarın dezenformasyonu önlemek iddiasıyla hazırladığı basın ve sosyal medyaya 3 yıla kadar hapis cezası getiren tasarı Meclis Adalet Komisyonu’nda kabul edildi.
***
Kırk küsur maddelik yasanın özü şu: “yanıltıcı bilgiyi yayma, dezenformasyon, halk arasında korku ve panik yaratma, kamu barışını bozma gibi gerçek dışı haber” gibi gerekçelerle gazetecilere bir ila 3 yıla kadar hapis öngörmesi. Muhalefetin, seçim öncesi basını baskı altına alıp, halkın gerçekleri öğrenmesini engellemek için hazırlandığını savunduğu tasarı, tüm itirazlara rağmen aynen Meclis Komisyonundan geçmiş, Genel Kurul’a inmiş.
***
Anlaşılan yasalaşınca, “muhbiri sadıklar” devreye girecek; iktidarın hoşlanmadığı her “haberi”, her “yazıyı”, her “yorumu”, her “görüşü”“ihbar” edecek… Ondan sonra uğraş dur… Derdini “Marko Paşa”ya anlatırsın artık… Adliyeyi yol edersiniz... “Bir ila üç yıl” karabasan gibi çöker üzerinize… Zira sübjektif kavramlarla karşı karşıyayız. Oysa“ceza”da ölçütler nesnel olur. Yoruma, tevile göre hüküm verilmez.
***
Mesela; resmi yayınlar, resmi haberler, devlet büyüklerinin tekzip etmedikleri beyanatlar vs. dışındaki haber, yazı ve yorumlar bu kapsama girebilir… Mesela, bir büyüğümüz; “Enflasyon düşecek!” dediğinde, “hayır düşmeyecek!” demek, halkı yanıltmaya, paniğe sevk edecek bir haber olarak nitelendirilebilir…
***
Demem o ki; niyet kuzuyu yemekse, kırk bahane bulunabilir. Gidişat maalesef bu… Özellikle, sosyal medya kullanıcısı dostlarımı uyarıyorum. Bir gece yarısı kapınız çalınabilir, haberiniz olsun!
***
TÜİK’ın yayınları aksine çıkan haberlerin hepsi bu kapsama alınabilir. TÜİK, “enflasyon yüzde 5” oldu dediğinde; “amma da atmış, biz de ölçtük yüzde 50’den aşağı değil!” deme de bu cümleden olabilir… Bu bağlamda, İstanbul Ticaret Odası’nın geleneksel hale getirdiği, aylık İstanbul “Fiyat İndeksleri” açıklamaları, bir ihbar sonunda soruşturma kapsamına alınabilir.
***
TOBB, MÜSİAD; TÜRKİŞ, HAKİŞ, TESK kurtuldu ama TÜSİAD, DİSK, TMMOB, TBB, TTB hapı yuttu… İkincilerin resmiye uymayan her açıklamaları bir “suç” unsuru olabilir. Örnek mi; Bakanlık, diyelim kovitten ölenlerin sayısını 100 bin olarak açıkladı. Tabip Odaları buna itiraz eder, faraza 300 bin derse, soluğu içeride alır…
***
Mesela; iktidar mensupları Kayseri bağlamında; “hızlı tren gelecek”, “otoyol bağlantısı yapılacak”, “Yamula gövde ve pompaj sulaması yapılacak”; ülke genelinde “aya dört şeritli otoyol yapacağız” vs. türünden vereceği beyanatların aksini söylemek bu kapsama girebilir. Evet. Bir “muhbiri sadık”ın ihbarına bağlı.
***
Mesela, Osmanlı’yı asla eleştiremezsiniz, “inanç dünyasını” sorgulayamazsınız. Öyle ya, bunlar birer “yanıltıcı”, “halkı tahrik edici” nitelendirilebilir. Hele hele yabancı kişilerini, yabancı basının, “resmi açıklamalar” uymayan haberlerini yayınlamak bu kapsama alınabilir. (Tramp)ın, “Aklınızı başınıza alın, yoksa ekonominizi mahvederim” çıkışı da bu cümleden.
***
Niyet okumayı pek beceremem ama bu gidiş iyi bir gidiş değil, demokratik hukuk devletinin geleceği açısından. Peki, bundan böyle; “fısıltı gazetesi”tiraj alırsa ne yapılacak? “Marko Paşa” yerine “Bizim Paşa”, olmadı “Malum Paşa” denirse hüküm nedir, acaba?
***
Evet. Bu yasa böyle çıkarsa dışarıda muhalif, gerçeği söyleyen gazeteci, yazar-çizer, bilimci, sosyal medya kullanıcısı kalmaz. Resmi bilgilerin dışında açıklama yapanların; ‘iktidar çalgısına ayak uyduramayan’ların ensesinde gezecek “bir ila üç yıl” gürzü.
***
Resmi olmayan kanallardan gelen her türlü bilgiye kapalı olmak. Mesela; “faiz neden enflasyon sonuç” teorisinin aksine bir şey söylemek; TÜİK yayınlarının aksine haber yapmak; Diyanetin verdiği “fetvalar” aksine görüş bildirmek neden halkı yanıltıcı, halkı paniğe sevk edici bir şey olmasın ki?
***
Hatta size bir şey daha söyleyeyim: Yasa yürürlüğe girdiği anda yayınlansa “bu yazı” bile “amaca” aykırı, “niyet okuma”, “halkı yanıltıcı” kapsamında “ihbara” neden olabilir. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını.
***
“Komisyonda, en sert tartışma tasarının, ‘yanıltıcı bilgiyi yayma, dezenformasyon, halk arasında korku ve panik yaratma, kamu barışını bozma’ gibi gerekçelerle gazetecilere 3 yıla kadar hapis öngören 29. maddesi üzerinde yaşandı.
***
Bu maddeye, komisyondaki görüşmelere, davet üzerine,Yargıtay temsilcisi olarak katılan 8. Ceza Dairesi üyesi İhsan Baştürk de karşı çıktı. Baştürk, bu maddenin sakıncasını;‘Tasarıda suç olarak nitelendirilen konuların yüzde 99'u basın yoluyla işlenir ve bunun ağırlaştırıcı neden sayılması kanun tekniği açısından sıkıntı yaratır. Kamu barışını bozma gibi bir kavramın yargı tarafından uygulanmasında tartışmalar çıkabilir. Ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ile ilgili bilginin ne olduğunun belirlenmesi güçlük arz eder’diye anlattı.”
***
“Teklif sahibi MHP'li Fethi Yıldız ile AKP'li Ahmet Özdemir ise Yargıtay üyesi Baştürk'ü bu sözleri nedeniyle sert eleştirdi. Yıldız, Baştürk'ü, ‘suç felsefesi yapmakla’ suçladı. Özdemir de, ‘Boş hikaye anlattın, afaki değerlendirme yaptın’ dedi.”
***
İşte zurnanın zırt dediği konu şu: “Halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak nedeniyle ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. Failin, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi halinde ceza yarı oranında artırılacak.” (Sözcü, 17.06.2022)
***
Dostlar, tamı tamına otuz yıla yaklaştı yazı hayatım… Kesintisiz her gün yazdım… Bu saatten sonra, şayet yasa çıkarsa, ben de “nokta koymayı” düşünüyorum. Facebook’um da kapatacağım. Bu yaştan sonra, Öyle ya buna bu yaşta “mapus damına” girmeye ne fiziki ve ne de maddi gücüm yeter. Hisarcık’ta; “Ömrümüzün son demi, sonbaharıdır artık!”, hüzzamını terennüm etmeye; Kıvılcım’da “ülke kurtarmaya” devam edeceğim, dostlarımla.
***
Anlayacağınız benden paso… Anlaşılan özgür, demokrat, hukukun üstün ve yargının bağımsız olduğu günleri bekleyeceğiz; “Godo”yu bekler gibi. Dostlar, “umutlarımız” hep “başka bir bahara kaldı”, inanın…
***
Gidişat, basını ve internet medyasını “Pravda” ve İzvestia” haline getirmek… Biliyorsunuz, Sovyetler Birliği döneminde yayınlanan iki gazete... Pravda “gerçek”, Izvestia “haber” demek. O yıllarda şu “ironi” yapılırdı; “İzvestia’da gerçek, Pravda’da da haber yok.”
***
İşin acı yanı ne? Biliyor musunuz? Bu ülkede şu kadar hukuk fakültesi var ama hiç birisinin sesi çıkmıyor.


