KADİR DAYIOĞLU


SANDIK VE “ARAP HAŞİM!”

Sanırım günlük gelişmelerden sıkılmışsınızdır. Horoz döğüşüne döndü. “Kurt dumanlı havayı sever!”, misali, ortaya anketçiler yine düştü. Çok güzel manipülasyon yapıyorlar.


Sanırım günlük gelişmelerden sıkılmışsınızdır. Horoz döğüşüne döndü. “Kurt dumanlı havayı sever!”, misali, ortaya anketçiler yine düştü. Çok güzel manipülasyon yapıyorlar. Hele hele CHP ve AK Parti oylarını, CHP lehine, başa baş gösterme gayretlerinin bir amacı olması gerekir.

**

Baş başa olmaları mümkün değil. Zannımca. Zira, heyecan dozu giderek artan CHP eylemleri bize böyle olmadığını söylüyor. Geçen bir yazımda da söylemiştim: 1957’den beri meydanları izlerim yerinde ve TV’lerde. O nedenle “siyasi koku” alma yeteneğim çok gelişti. Mesela 1980 sonrası, ANAP ile “Horoz Partisi” arasında tereddüt edenlere, “ANAP’a gidin!” dediğimi çok iyi anımsıyorum. 

**

Telefonla ya da yüz yüze yapılan anketler, sonuçta iki bin beş yüz üç bin kişi ile yapılıyor. CHP’nin, yaklaşık bir yıldır, başarı ile yürüttüğü; “millet iradesine sahip çıkıyor!” eylemlerinin 86.’sı Çorum’da yapıldı. Mitingler, anketler gibi söylemiyor!

**

Dile kolay, peş peşe seksen altı miting. Normal seçim eğik düzleminde bile bu tür eylem yapmak mümkün değildir. İnanın, başladığında bunun sürdürebileceklerine inanmıyordum. Çokları gibi ben de bir iki miting sonra, söner gider sanıyordum. Öyle olmadı. Dozu, giderek artıyor. Sanırım, iktidar ve ortakları da bunu iyi takip ediyor.

**

Şimdiye kadar binlerce anket yapıldı, bir tane bile beni arayan olmadı. Eşime sordum, onu da olmamış. Denekler nasıl seçiliyor, bilemiyorum. Yoksa, “masa başında” yapılıp sunuluyor olmasın? Biraz öyle gibi geliyor banan. 

**

Tabii, bu olaylar iki lider çıkarttı. Özgür Özel ve Ekrem İmamoğluMansur Yavaş ve Sencer Solakoğlu’nu da unutmayın… İmamoğlu’nun ismi geçer geçmez, kalabalıklar, coşuyor. İmamoğlu, şimdi hapis. Çıktığını ve yollara düştüğünü farz edin, vallahi, ülkeyi “sallar!” Tabii, çıkartırlarsa.

**

Kış-kıyametsoğuk-sıcak dinlemeden yapılan eylemlerin kalabalığına, coşkusuna bakınca, “meydanlar” “anketçilerin” söylemediğini söylüyor. 

**

Dostlar bunu derken, 1957’den beri siyaseti yakından izlerim. Mitinglerin canlılığı, coşkusu, kalabalıklığını çok iyi okurum. An itibarıyla, iktidar ya da Cumhur İttifakı açısından durum öyle iç açıcı değil. 

**

Aralık/2025 enflasyonunu TÜİKyüzde birin altında açıklamış; buna göre asgari ücret ve emekli maaşları belirlenmişti. Ne oldu da Ocak/2026’da bunun beş katına çıkma ihtimali var? 

**

Yüzde 5 ne demek? Biliyorsunuz, şimdiden maaşların yüzde 5’i eridi gitti. Sanırım, Şubat/2026 değerleri ile, verilen zamlar sıfırlanacak. Hal böyleyken, iktidarın oyunun hâlâ yüzde 30’un üzerinde çıkması çok manidar, “anketlere” göre.

**

Acaba bizi “meydanlar” mı yoksa “anketler” mi kandırıyor? Gerçek sandık geldiğinde bunu göreceğiz. Ama şunu unutmayın, aniden ve İmamoğlu için, mahallelerde konan, resmi olmayan sandıklardan, 15 milyon imza çıkması, çok manidar. Bu, gelen fırtınanın öncüsü olabilir.

**

Biz merhum ustamız Çetin Altan gibi; “İnsanlık geriye gitmez. Türkiye de…” O nedenle; “Enseyi karartmayın!” 

**

İsterseniz biz, biraz şiir dünyasına dönelim. Çok az bilinen bir şaire, merhum Ahmet Haşim’e kulak verelim.

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden 

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak 

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... 

Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta 

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta... 

**

Yukarıda verdiğim dizeler, Ahmet Haşim merhumun “Merdiven” isimli şiirinden. Edebiyatla özellikle şiirler uğraşanların yakından bildiği bir eser. Lisede bizim gibi, Nihat Sami Banarlı merhumun “Türk Dili ve Edebiyatı”nı okuyanlar neredeyse ezbere bilirdi bu şiiri. Daha doğrusu, ezberletirdi bizlere edebiyat hocalarımız…

**

Dizeler, Fransız sembolizminin etkisinde kaleme alınmış. Ülkemizde, “sembolik” şiirin ilk ve en önemli temsilcilerinden olan Haşim, babasının memuriyeti nedeniyle Bağdat’ta doğmuş. İstanbul’a geldiklerinde, ilkokula başladığında, hemen hemen hiç Türkçe bilmezmiş. 

**

Bu nedenle de, gel zaman git zaman, muarızları, “Arap Haşim!” diyerek O’nu küçültmek; O’nu aşağılamak isterlermiş… Bir gün, bu duruma sinirlenen Süleyman Nazif merhum, mecliste bulunanlara; “Beyler beyler!.. Lütfen sözlerinize dikkat ediniz. Bağdat’ı kaybettik bari Haşim’i kaybetmeyelim!”

**

Bu sözleri söyleyen Nazif, Diyarbakırlı, Diyarbakır doğumlu. Gözünü budaktan esirgemeyen yiğit mi yiğit bir adam… İstanbul’un, İngilizler tarafından işgali üzerine “Kara Bir Gün!” makalesini yazacak kadar da cesur, vatanperver birisi. Makale yüzünden de Malta’ya sürülmüş.

**

Devam edelim… “Kara Bir Gün” makalesini yazan Nazif Basra, Kastamonu, Trabzon, Musul ve Bağdat valiliklerinde de bulunmuş. Vefatı sonrası serveti ne çıkmış? Tahmin edin bakalım: Yelek cebinde, “iki nikel kuruş”

**

İnanmadınız değil mi?

İnanmamakta haklısınız…

**

Unutmayınız; İstiklâl Marşımızın şairi koca Akif’in, kışlık palto alabilecek parası yoktu ve “Marş” için konan “ödülü” reddetmiş; “ödül varsa ben yokum!” demişti, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’e…

**

Bu anekdotları, merhum Yusuf Ziya Ortaç’ın, “Portreler” isimli eserinden, aklımda kaldığı kadarı ile aktarmaya çalıştım. Umarım, kayda değer maddi bir hata yapmamışımdır. Süleyman Nazif ile ilgili bir bilgi notu da şöyle; baba tarafından Sait Faik Abasıyanık ve Ziya Gökalp ile kuzenmiş…

**

İsterseniz konuya, yine Haşim’in, meşhur “O Belde” şiirinden, bir bölümü aktararak nokta koyalım

“Ne sen,

Ne ben,

Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,

Ne de alam-fikre bir mersa,

Olan bu mai deniz

Melali anlamayan nesle aşina değiliz.”

Hepsini, rahmetle anıyorum…