KADİR DAYIOĞLU


SANDIK…

Sandığa mutlaka gidelim… Oy kullanalım, ayrıca; sandığın “namusunu” koruyalım… Helal oyunuzu dilediğinize verebilirsiniz… Adayların hepsi, bu ülkenin insanı… Çoğu, yakınımız, arkadaşımız, kardeşimiz…


Hiçbir siyasi partinin üyesi değilim. Ama elbette siyasal tercihlerim var. Onun nirengileri de; laik/seküler ve demokratik cumhuriyet. Hak ve bireysel özgürlükleri esas alan çoğulcu, saydam, hesap verebilir, mülkiyet hakkının mutlak olduğu hukuk devleti.Tabii, Cumhuriyetin banisi “Sarı Paşa” yani Mustafa Kemal. Bunun dışında hiçbir beklentim yok. Kime oy vereceğim? O da ben de kalsın.

***

Yine bir seçim arifesinde, 06 Haziran 2015 günü köşeme koyduğum yazımı aynen paylaşıyorum…Sevgili dostlar, dediğim yerde duruyorum…Geriye doğru, “30 yıllık” gazete yazılarımı gözden geçirdim. YanılmamakAllah’a mahsus… Amenna! Ama sosyal, siyasal ve ekonomik konularda pek yanılmamışım. Keşke imkanım olsa da kitaplar halinde yayınlayabilsem!.. Yazım şöyle:

***

Yarın önümüze “yeni” bir “sandık” geliyor… Hayırlı ve uğurlu olsun… Bu kaçıncısı, bilemiyorum… 1969’dan beri oy kullanırım… Hiç birini sekteye uğratmadım… İlk öncekilerde, “dava”; merhum Özal ile birlikte “yurttaşlık” ağır bastı tercihlerimde… Yani, “dava adamlığından”, “vatandaşlığa” evirilenlerdenim.

***

“Tonton amca” hukuki, siyasi ve ekonomik düşüncelerimi önemli ölçüde etkileyen adamdı… Tabii, “liberal düşünce” hayatımı etkilemeye başladı… Geldiğim noktada; hukukta, ekonomide, siyasette “liberal düşüncenin” olmazsa olmaz olduğuna inananlardanım…

***

Dedim; ilk dönemlerde “dava adamı”; 1980 sonrası bir “yurttaş” olarak oy verdim… İlginçtir, bu “verişlerde”, bir “parti endişesi” hiç rol oynamadı… 1969’da, MHP ile başlayan bu süreçte, çok zikzaklı davrandım… Kah sağa, kah sola oy verdim… Tabii, en fazla sağa…

***

Günün şartları ve gidişat önemli rol oynadı, tercihlerimde… Hemen şunu belirteyim, hiçbir zaman “güçlü” olana “oynama” gibi bir ahlaki zafiyete düşmedim… Mesela, Liberal Demokrat Parti’ye oy verdim… Şimdi de aynı yerde duruyorum… 

***

Mesela, “siyasi yasakları”, referanduma götüren, “evet” çıkmaması için var gücü ile uğraşan Özal ile yollarımı ayırdım… Zira;“yasaklara” karşıydım… Halen de öyle… Düşünebiliyor musunuz, hem “siyasal özgürlüklerden” yana olacaksınız ve hem de “yasak hemşerim!”, diyeceksiniz. 

***

Yine mesela, AKP’ye, liberal soslu, “2002 Parti Programı’na” rağmen, genel seçimlerde, hiç oy vermedim… Zira; bizim “ecmain takımının” yazdıklarına asla “inanmadıklarını”, bunları asla “hayata geçirmeyeceklerini”, biliyordum… O mahalleyi az çok tanıyordum.

***

Düşünebiliyor musunuz; “Atatürk ilke ve İnkılaplarına” inanmadıkları bedahet arz ettiği halde, “Programa”  almışlar; bu “İlkelere bağlılıktan” söz etmişlerdi… Bakınız, şimdi hiç ağızlarına alıyorlar mı? 

***

Etraflarında, bırakınız “Atatürk İlke ve İnkılaplarına” bağlı olanı, bizim “liberal takımından” bile kimse kalmadı… Bir tek “Alevi” de yok… Reha Çamuroğlu bile; “kandırdılar bizi!”, demek durumunda kaldı… Oysa Hazret, ne biçim savunurdu AKP’yi; sanki “Alevi” ve “Alevilik” hakkında ne düşündüklerini bilmiyormuş gibi… “Sıffin”den bile ders alamamıştı…

***

Kuruluş ya da “çıraklık döneminde” bunlara muhtaçlardı ama “ustalık döneminde” bunların hepsini silkeleyip sırtlarından attılar… Yine “ilk dönemde”, şiddetle ihtiyaç duydukları ama “inanç dokularında” uyumsuzluk olduğu eskiden beri, erbabınca bilinen “cemaat” ile bile yollarını ayırdılar; gelinen noktada, “kanlı bıçaklı” oldular…

***

Evet… Sandık, bir demokrasinin olmazsa olmazıdır… Sandıksız, demokrasi olmaz… Ama sandık, her şey değildir… Sadece, o dönem ülkeyi, “kimin” yöneteceği çıkar sandıktan… “Nasıl” yöneteceği, “mer’i hukukla” düzenlenir ve bunun tepesinde de “kuvvetler ayrılığı prensibi” vardır… İdare, hem “yargının” ve hem de “Sivil Toplum Örgütlerinin” denetimindedir… “Ben sandıktan çıktım, dilediğim gibi yönetirim!”, diyemezsiniz…

***

Yani, çağcıl demokrasilerde “emir”, “sultan”, “imam-ı zaman”, “sahib-i zaman”, “zillullah-ı fil arz” makamları olmaz… İnsanlar da, “kul” değil, “vatandaştır”… Herkes, bu ülkeye, “vatandaşlık bağı” ile bağlıdır… 

***

Yine çağcıl demokrasiler çoğulcudur, katılımcıdır, saydamdır, hesap verebilirdir, yerinden yönetime ağırlık verir, “sivil”dir, “serbest piyasa ekonomisi”hakimdir, birey hak ve özgürlükleri vazgeçilmezdir, “kutsal” olan “birey”dir… Haliyle, liberal hukuk egemendir…

***

Peki, tam bu noktada sorulması gereken soru şu: Bu tanıma uyan bir parti var mı, ülkemizde? Elbette yok… Yine peki, hangi ölçütlere göre, hangi partiye oyumu kullanacağım? Ya da benimsediğim ölçüde bir siyasal yapılanma yoksa ne yapacağım?

***

Burada ölçüm şu: İdeal olanla, reel olanı hiçbir zaman karıştırmam… O nedenle, “davasında” samimi olana bakarım… Davasında samimi olmayanlara, “takiye yapanlara”, “içi-dışı” bir olmayanlara oy vermem, arkadaş… 

***

Sandığa mutlaka gidelim… Oy kullanalım, ayrıca; sandığın “namusunu” koruyalım… Helal oyunuzu dilediğinize verebilirsiniz… Adayların hepsi, bu ülkenin insanı… Çoğu, yakınımız, arkadaşımız, kardeşimiz… 

***

Ama sadece bir oy kullanacağız; birkaç tane verme şansımız yok… Umarım, veremediklerimiz kusura kalmazlar… Seçilecekleri şimdiden tebrik ederim… Allah, yâr ve yardımcıları olsun… Eksik, artık söylediklerimden dolayı haklarını helal etsinler… Mutat olduğu üzere, “sürç-i lisan eylediysek affola!”