Değerli dostlar… Cumhurbaşkanlığı ikinci tur sandığına bir hafta kaldı. Ama yeni döneme nasıl bir ekonomik tablo ile girdiğimizi, anlatmaya çalışacağım.
***
Hatırlarsanız, Tayyip Beyin, “tulumbada su bitti” dediği (04.12.2016 KAYSO)2016 yılı ve sonrasında defalarca şunu yazdım. 1994, 1999, 2021 krizleri “V” şeklindeydi. Vurdu, çıktı… Ama ufukta gözüken kriz,- ki Kılıçdaroğlu“buhran” demişti-, “L” şeklinde olacak, vuracak ama ne zaman çıkacağı belli değil… Ucu açık demiştim… Demek, yedi-sekiz yıl olmuş, söyleyeli.
***
Gelinen noktada, kredi kart limitlerinin kullanılmasında, nakit kredi çekimlerine engel getirdiler. Tepkiler üzerine acilen kaldırdılar. Bunun adı sermayenin kontrolü. Çok çok tehlikeli. Nedeni ise, düşük faizle nakit çekip, dövize ya da mala yönelimi engellemek. Hiç olmasa, sandık sonuna kadar, dövizin ve “etiketlerin” artmadığı sanal bir dünya yaratmak. Ondan sonrası tufan… Ondan sonra nasıl tufan geldiğini yaşayarak göreceğiz.
***
Yine defalarca şunu yazmıştım… Yirmi bir yıllık AK Parti döneminde vergi, borç, özelleştirme kanalıyla 3,5 trilyon dolar kaynak kullanıldı. Bu, bizden önce bir şey yoktu denilen, seksen yılın, 2,5-3 katı… Ben seksen yılda, kamu kaynağı ile yapılan yüz baba yatırım sayarım ama 21 yılda yapılan “on baba” yatırımı bir çırpıda sayın, lafımı geri alıyorum.
***
Soru şu: Bu parayı ne yaptınız? Bakınız; bu para ile 600 milyar dolara yakın faiz ödendi, bir trilyon dolar dış ticaret ve 600 milyar dolar cari açık verildi… Şu anda, Merkez Bankası net döviz rezervi eksi 60 milyar dolarlarda.
***
2023 yıl ilk dört ayında, Hazine açığı 417 milyar lira olmuş. Suud’dan, Katar’dan gelecek 3-5 milyar dolara muhtaç duruma;Rusya’ya olan, 20-25 milyar dolarlık doğal gaz borcumuzun bir yıl ertelenmesi noktasına geldik. Bunun üzerine doğal gaz kullanımında ahaliye indirim getirildi.Bedava sananlar bunu misliyle ödeyecek, farkında değiller.
***
Tabii, bu süreçte, “Milli Gelir” dağılımı çok bozuk. Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu… Orta direk kalmadı. Borcu harcı olmayan bir aile, bırakınız sıfır araba almayı, ikinci el alamaz durumda. Artan ev kira fiyatlarını dizginleyebilmek için, bir yıllık yüzde 25 artış sınırlaması getirildi.
***
Peki, gelir dağılımı nasıl? Bunu Mahfi Eğilmez’in, “Kendime Yazılar” bloğundan aldığım “2022 yılı Gelir Dağılımı Hızla Bozuluyor” başlıklı yazısından aktarıyorum (Mayıs 06, 2023)
***
“2020 yılsonunda [faiz] yüzde 14,60 idi. Enflasyondaki bu hızlı yükseliş toplumda gelir dağılımını bozarak düşük gelirlilerin gelirden aldığı payın daha da düşmesine yüksek gelirlilerin ise payının yükselmesine yol açtı.”
***
Gelirden en yüksek payı alan yüzde 10’luk nüfus dilimiyle gelirden en düşük payı alan yüzde 10’luk nüfus dilimini (P90/P10)karşılaştıralım: Buna göre en yüksek gelirli yüzde 10, en düşük gelirli yüzde 10’dan (ortalama olarak) 14,2 kat fazla gelir elde ediyor. 2020 yılında bu fark 13,7 kat idi. Demek ki gelir dağılımı düşük gelirliler aleyhine bozuluyor.
***
Enflasyonun yükseldiği ortamlarda ücretlilerin durumu bozulduğu için gelir dağılımının bozulması normaldir.2022 yılsonunda enflasyonun yüzde 64,27’ye ulaştığı dikkate alınırsa asıl bozulmanın 2022 verileri açıklandığında ortaya çıkacağını söyleyebiliriz.”
***
Biz de devam edelim. Unutmayın; ekonomimiz “nafaka”, “iane” ekonomisinin egemen olduğu bir noktada. AK Parti, “3Y”nin bileşeni “yoksulluğu kaldırma” yerini “yoksulluğu yönetmeyi”seçti.
***
“Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kendi verilerine göre 2021 yılında 5 milyon 903 bin 515 hane yani yaklaşık 6 milyon hane sosyal yardım almış. Bu ise,23 milyon 614 bin 60 kişiye karşılık geliyor.AK Parti iktidara geldiğinde yardım alan hane sayısı bir milyonmuş.”
***
“Kredi Risk Pirimi” (CDS): Bir ülke tarafından alınan kredinin geri ödenmemesine yönelik riski temsil eder. Ülkenin finansal güvenilirliğini ifade ettiği söylenebilir.”CDS primi 300’ün üzerinde olan ekonomiler “aşırı kırılgan” ekonomiler olarak kabul ediliyor. Türkiye'nin 5 yıl vadeli borcunu iflasa karşı sigortalamanın maliyetini gösteren CDS597 baz puana yükseldi.
***
Peki, buradan çıkamaz mıyız? Elbette çıkarız. Bunun ön şartı, içeride ve dışarıda tesis edilecek “güven”. Güven olmadığı sürece, altından kalkmak mümkün değil.
***
Asıl meseleyi Güven Sak hocamız söylemiş:“… Öncelikle Türklerin, Amerikan dolarına değil de, Türk lirasına güvenmesini temin edecek bir şeyler yapmak gerekir. Bu iş öyle polisiye tedbirlerle filan olmaz. Azarla, emirle filan hiç olmaz. Önemli olan, milletin gönül rahatlığı için de kendi parasına güvenini sağlamlaştıracak tedbir setini bulmaktır.”
***
Açıkça söyleyeyim; “hakkında nas var!” diyerek, “faiz neden enflasyon sonuç” teorisinin, asla“güven” getirmeyeceğini söyleyebiliriz. İkincisi; ülkemiz batıdan uzaklaştıkça, bir orta doğu toplumuna evrildikçe, “güven” de uzaklaşır. Güvenin sigortası da “laik ve demokratik” cumhuriyet.
***
Unutmayın; para sabun fertiğine benzer, sıkıştırdın mı elinden fırlar gider… Kendisine “güvenli” bir liman arar. O nedenle; “paranın dini imanı, milliyeti olmaz!” sözü bu nedenle söylenmiştir. Sermaye ya da para kontrolü çok vahim sonuçlar doğurur.


