MUSTAFA CENGİZ


SANA BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM…

Ne çok şeyi zamana bıraktık... Ve ne çok güzelliği rastgele sandık. Oysa her denk geliş bir sınav, Her rast geliş bir ödüldü belki... Bazısı denk gelir, bazısı rast gelir... Ama en güzeli; doğru zamanda, doğru insanla kesişmektir… Kalbi yüreği güzel insanlara denk gelin. “Mutluluk; her yer karanlıkken, içindeki aydınlığa güvenmektir.” Aydınlık yeni bir güne uyanmanız dileğiyle… Yüreğinizin ışığı hiç sönmesin…


Sana büyük bir sır söyleyeceğim,

Zaman sensin.

Zaman kadındır. 

İster ki;

Hep okşansın diz çökülsün hep

Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına.

Bir taranmış

Bir upuzun saç gibi zaman

Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi,

Zaman sensin, uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken

Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi

Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın

Bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi

Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada

Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini

Daha beter seni kaçak

Seni yabancı bilmekten

Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan

Tanrım ne ağırdır sözcükler 

Asıl demek istediğim bu

Hazzın ötesinde sevgim hiçbir zararın erişemeyeceği yerde bugün sevgim

Sen ki benim saat-şakağımda vurursun

Boğulurum soluk alıp vermesen

Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın

Sana büyük bir sır söyleyeceğim 

Her söz

Dudağımda bir dilenen zavallı

Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında

İşte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim

Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali

Kaba konuşmamdan gücenme benim 

Bu konuşma

Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar

Sana büyük bir sır söyleyeceğim 

Bilmem ben

Sana benzeyen zamandan söz açmayı

Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm

Tıpkı uzun bir süre garda

El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler

Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden

Korkuyorum yanın sıra gidenden 

Pencerelere doğru akşam üzeri

El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden

Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden

Sana büyük bir sır söyleyeceğim 

Kapat kapıları

Ölmek daha kolaydır sevmekten

Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam

Sevgilim.

LOİS ARAGON

**

ÖZLEMİMİZ ARTAR…

Çocukluk başlı başına bir memlekettir,

hatta sılasıdır insanın.

Büyüdükçe sıla özlemimiz artar,

hayat giderek gurbetleşir.

Sanki ne yaşarsak yaşayalım hep gurbetteyizdir.

Büyümek, gurbete çıkmaktır...

MURATHAN MUNGAN

**

ÖFKE NEDİR?

Filozofa sormuşlar; Öfke nedir? 

''Öfke başka birinin hatası için,

kendimize verdiğimiz cezadır.''

**

ZAYIFLATIR…

Her gün yaşanan acı insanı dayanıklı hale getirmezdi. 

Yıpratırdı. 

Kırılganlaştırırdı. 

Zayıflatırdı. 

İnsan ruhu dayanıklılığının sınanmasıyla tabaklanan bir deri değildi. 

Duyarlı, nazik, içli bir zardı. 

Bir şok anında yaralanır, örselenir ve bunun izlerini hep taşırdı. 

JEAN CHRİSTOPHE GRANG

**

KENDİNE SAYGIN OLSUN…

Derler ki: Davet etmedilerse gitme.

Sana anlatmadılarsa sorma.

Geç davet ederlerse reddet.

İstersen gel derlerse yok de.

Asla kendi değerini düşürme. 

Herkesten önce kendine saygın olsun.

**

YOKSUN

Saat dört yoksun

saat beş, yok

altı, yedi, ertesi gün

daha ertesi

ve belki kim bilir...

kitap okurum

içinde sen varsın

şarkı dinlerim

içinde sen

oturdum ekmeğimi yerim

karşımda sen oturursun

çalışırım,

karşımda sen

en güzel deniz,

henüz gidilmemiş olandır

en güzel çocuk

henüz büyümedi

en güzel günlerimiz

henüz yaşamadıklarımız

ve sana söylemek istediğim

en güzel söz

henüz söylememiş olduğum sözdür

o şimdi ne yapıyor?

şu anda şimdi, şimdi, şimdi

evde mi, sokakta mı?

çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?

kolunu kaldırmış olabilir mi, hey gülüm

beyaz kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi

o şimdi ne yapıyor

şu anda şimdi, şimdi, şimdi

belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor

belki de yürüyordur, adımını atmak üzeredir

her kara günümde onu bana

tıpış tıpış getiren sevgili

canımın içi ayaklar

ve ne düşünüyor, beni mi?

yoksa ne bileyim

fasulyenin neden

bir türlü pişmediğini mi?

yahut insanların çoğunun neden böyle

bedbaht olduğunu mu?

o şimdi ne düşünüyor

şu anda şimdi, şimdi

saat dört yoksun

saat beş, yok

altı, yedi, ertesi gün

daha ertesi

NAZIM HİKMET RAN

**

ZAMANA BIRAKTIK...

Ne çok şeyi zamana bıraktık...

Ve ne çok güzelliği rastgele sandık.

Oysa her denk geliş bir sınav, 

Her rast geliş bir ödüldü belki...

Bazısı denk gelir, bazısı rast gelir...

Ama en güzeli; doğru zamanda, 

doğru insanla kesişmektir…

Kalbi yüreği güzel insanlara denk gelin.

**

AŞK BİR AĞAÇ GİBİDİR

Çünkü aşk bir ağaç gibidir; Kendiliğinden yetişir, kökleriyle tüm benliğimizin derinliklerini sarar ve yıkıntı halindeki bir yürekte yeşermeye devam eder. 

Bu tutkunun ne kadar körse, o kadar inatçı oluşunu açıklamak mümkün değildir. Kendi içinde tutarlı olmadığında daha da güçlüdür.

VİCTOR HUGO/NOTRE DAME ‘IN KAMBURU

**

AŞK

Aşk, zorla tomurcuk vermesini istediğin bir sera çiçeği değildi.

Aşk, yol kenarında beklenmedik şekilde açan bir çiçekti. 

SARAH JİO

**

MUTLULUK

“Mutluluk; her yer karanlıkken, içindeki aydınlığa güvenmektir.”

Aydınlık yeni bir güne uyanmanız dileğiyle… 

Yüreğinizin ışığı hiç sönmesin…