KADİR DAYIOĞLU


ŞAİR EŞREF VE NEYZEN TEVFİK

Bugün şair Eşref’i ile Neyzen Tevfik’i konuk edeceğim...


Bu yazı, ufak tefek ilave ve değişikliklerle tekrar olacak. Amacım sizleri, günün gailelerinden, siyasetten bir nebze de olsa uzaklaştırıp, hoşça bir hafta sonu geçirtmek. Öyle ya, siyasetten bıktık usandık. Tat vermiyor artık… 

***

Bugün şair Eşref’i ile Neyzen Tevfik’i konuk edeceğim... Eşref, heccav, devlet adamı; öleli bir aşırı geçmiş, duymayanımız, bilmeyenimiz hemen hemen yok gibi... Ünü o kadar yaygın ki; çoğu hicivler, nükteler, O’na atfedilir; O’nun ismi anılarak söylenir... Söylerken de; “Eşref’in dediği gibi...“ diyerek başlanır... 

***

Eşref, 1847 yılında Manisa Gelenbe’de doğmuş... Büyük dedesi meşhur matematikçi Gelenbevî İsmail Efendi... Döneminin rical-i devleti için söylediklerinin yüzde birini günümüzde söyleyebilsek, “yedi bayram anamızı ağlatırlar.”

***

Hafızı Kur’an; Hıfzını 6 ay gibi kısa bir sürede tamamlamış… Keza, rahmetli pederin ifadesi ile hazreti Neyzen’de öyle… Neyzen; “Meyde Bektaşi, neyde Mevlevi oldum!” diyen birisi… Aslında o, Hıfzı Topuz’un ifadesi ile “Çılgın ve Özgür“ birisi. Bu kitabı, hararetle tavsiye ederim. Tabii Hazret, “Melami” midir? Bilemem ama “Melami meşrep” olduğu muhakkak… Haliyle, “Ehl-i beyt” muhibbi…

***

1880’li yıllarda yurdun çeşitli ilçelerinde kaymakamlık yapan Eşref, bir süre “istibdat”tan kurtulmak için yurtdışına da çıkmış... 1912’de Kırkağaç’ta vefat etmiş. Kırkağaç Belediyesi’nce yeniden yaptırılan mezarının taşında  kendisine ait şu dörtlük varmış: 

 

Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,

Gelmesin reddeylerim billâhi öz kardaşımı.

Gözlerim ebnâ-i âdemden ol rütbe yıldı kim,

İstemem ben Fâtiha, tek çalmasınlar taşımı. 

***

Dörtlüğün çok açık olduğunu sadece “ebnâ-i âdem”in;“İnsanlar” anlamına geldiğini belirtmek isterim. Ve mezar taşının çalındığını da... Ölümünden önce söylediği iki dörtlük şunlarmış:

 

Bize gurbet değilken dâr-ı dünya, dâr-ı ukbâda,

Memâtı sevmemekte affolunmaz bir hatamız vardır.

Düşünsek biz ölümden korkmamak lazım gelir, zira:

Yerin altında, üstünden çok akrabamız vardır. 

***

Diğer dörtlükle de adeta vasiyetini bildiriyor: 

 

Gitmek üzreukbâya ben bir yolcuyum,

Son konağıdır o âlem, âlem-i nâsûtumun.

Hem gider sırtında, hem şiddetle lânet eylerim,

Girmesin nâmerd olanlar altına tâbûtumun. 

***

Dâr-ı dünya, dünya; dâr-ı ukbâ, ahiret; memat, ölüm; âlem-i nâsût, insanlık alemianlamlarına geliyor. 

***

Hilmi Yücebaş’ın anlattığına göre; Ölümünden bir hafta önce ellerine, ayaklarına kına yaktırmış. Yatak odasının perdelerini kapattırmış, geceleri hiç lamba yaktırmadan, karanlıkta yatmış.  Ölümüne rastlayan Çarşamba günü sabahı eşine; “Bir haftadır karanlıkta yatıyorum. Anladım ki, ölüm korkulacak bir şey değilmiş”, demiş. Sonra kendisini tamamen soydurmuş, gözlerini yummuş, ebedi aleme göç etmiş. 

***

Bir de Eşref’in, dönemiyle ilgili, “devlet çarkı” için söylediği, meclisten dışarı, şu söz ve buna Neyzen tarafından verilen muhteşem bir yanıt var... Biliyorsunuz Eşref, Neyzen’in hocası olur… 

***

Âsiyâb-ı devleti bir har da olsa döndürür. 

Yanıt:

Döndürür döndürmesine de, ebesinin örekesine döndürür. 

***

Âsiyâb-ı devletin, devlet çarkı; harın eşek ve örekenin de kirmen olduğunu hemen belirteyim. Ne olur ne olmaz? Biliyorsunuz öreke, halk arasında, “başka” bir anlama da gelir... 

***

Merhum Fethi Abinin (Gemuhluoğlu); “Bedmestşaribül leyli vennehar” yani “gece gündüz fena sarhoş!” olarak söz ettiği ve devamında;“Kaddesallahü sırruhi aziz!” diye kutsadığı, Neyzen Tevfik merhumun bu “Devlet çarkı”hikayesine o tarihlerde, o dönem yöneticileri için verdiği karşılığı da vermeden geçemeyeceğim: 

 

Ol kadar har koştular ki âsiyâb-ı devlete,

Çiğnemekten birbirini, dolab-ı devlet dönmüyor. 

***

İsterseniz, Neyzen’in şu dizleri ile tatlıya bağlayalım: 

 

Sanmaki ciddiyet ile sarfederim san’atımı

Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir

Bezm-i meyde sühefânınneye meftun oluşu

Nazarımda su içen eşeğeıslık gibidir

***

İkisini de rahmetle anıyorum...