KADİR DAYIOĞLU


RUHUNA FATİHA OKUYUN!

Tabii, bu sulardan yararlanan, duyarlı bir kamuoyu olsaydı, bu “doğa kıyımı” yaşanır mıydı? Galiba, sonun da buradan başlıyor.


Ashab-ı kehf uykusundaki Hisarcıklıların, Kıranardıların gözü aydın!

Büyükşehrin gözü aydın!DSİ’nin gözü aydın!KASKİ’nin gözü aydın! 

Tekir havzası bağcılarının gözü aydın! Ölüme yavaş yavaş terk edilen faunanın, floranın gözü aydı!

***

Korktuğum oldu, Ağustos başında sulama suyu kesildi. Başınızın çaresine bakın dediler. Bunun böyle olacağı belliydi. 

Çok uyardım ama dinlemediler. Plansız Erciyes ve Kent Ormanı Projesi ve bittiğinden beri bir türlü su tutmayan Öküz Çukur’u göleti bu sonu hatırlattı. Oysa, bugünlerde, “iki gever” sulama suyu akardı, Hisarcık’tan. Arklar susuz kaldı.

***

Çok yazdım çizdim, bu sona gelineceğini çok uyardım ama dinleyen olmadı. Yazdıklarım, birkaç cilt kitap olur. Memduh Başkan isterse, bir kuruş telif ücreti almadan, basımına izin veririm. Bir havza Büyülşehir ve DSİ tarafından nasıl yok edilir, tarihe not düşerler!

***

O nedenle Tekir ve havzasının ölüme terk edilen habitatı yani faunası ve florası için bir “Fatiha” okuyabilirler. Testi kırılmadan yol gösterdim, uyardım ama dinlemediler.“Erciyes’in karını kâra çevireceğiz!” derken, evdeki bulgurdan da oldular.

***

Yedi yıl kadar önce, bir Eylül ayında yazdığım yazının bazı kısımlarını aktarmak istiyorum:

***

Doğayı kendi elimizle, bilinçsiz ve bilgisizce yok ettik. Etmeye de devam ediyoruz. Bu durum, sonuçta, Tekir ve mücavirinde “susuzluğa” doğru evirildi. 

***

Çok uyardım, dinletemedim… Çok sordum yanıt alamadım… Soru şu: Tekir ve Kıranardı Kent Ormanı projelerinin içme ve kullanma suyu ihtiyacının nasıl karşılanacağı planlama, etüt ve proje çalışmalarında hiç düşünüldü mü? Düşünüldüyse, nasıl düşünüldü?

***

Ben Başkan Mustafa Çelik’in yerinde olsam, ilgililere, “getirin bakalım planlama raporlarını!”, derim. Öyle ya, devasa projelerin ihtiyacı olan su, nasıl temin edilecek? Ben eminim, işin bidayetinde asla ve asla böyle bir çalışma olmadı? Sanırım akıllara bile gelmedi. Ama bu fakir çok uyardı. Uyarıları; “ciltlere sığmayan bir kitap olur!”

***

İlgili birimler, köklü bir çözüm yerine, “paçalarını kurtarabilme!” gayretine düştüler… Sorunu, ortak bir masaya yatıramadılar. Sadece, zaten az olan, Tekir sularına göz diktiler… Oysa, bilmedikleri bir şey vardı: Tekir pınarlarının suyu, mevcut ve muhtemel tesislerin ihtiyacını karşılamaz. Tabiri caiz ise, “dişinin kovuğuna yetmez!” O nedenle, “pınarlara dokumayın, onları özgür bırakın!”, dedik. 

***

Ama dinlemediler. KASKİ, mevcut ve müstakbel tesislerin içme ve kullanma suyunu temin için, doğayı ve dereleri besleyen, aylara göre giderek azalan “pınarlara” el koydu. Sanırım, Tekir’de, el konmayan, pınar kalmadı. Otursunlar; habitatınruhuna;“üç İhlas, bir Fatiha” okusunlar; isterlerse, “hatim” de indirebilirler. 

 ***

Kent Ormanı ihtiyacı için, Kıranardı suyunun dörtte birine el koydu, Park ve Bahçeler Müdürlüğü… Zaten, temmuz ortalarında, iki kol kalınlığına düşen su, tümden gitti. İnşallah, Öküz Çukuru Göleti su tutar da,Kent Ormanı’nın ihtiyacı giderilir. Yoksa, burada bulunan çayırlar da kurur, bizim bahçeler gibi…

***

Tabii, Öküz Çukuru Göleti’nin suyuna, Erciyes Turizm AŞ, “dillik virirse!”. Duyduk ki, Yönetim, buradaki suya da göz dikmiş. Tekir Göleti’ne su transferi yapmayı düşünüyorlarmış. Hal böyle olunca, Tekir Göleti’nin akıbeti, burayı da bekliyor. Bunu da bir yere yazın… Ölmez sağ kalırsak, göreceğiz… 

***

Biliyorsunuz, millet “ski” yapsın diye, doğal kar makineleri alındı. Bunun için de suya ihtiyaç vardı. O nedenle, hazır kaynak, Tekir Göleti’ninüçte birine el kondu, meta zoru…Fakat, bir sorun çıktı. Planlama kafasına sahip olunmayınca, başında bu görülemedi. Doğal kar için kalan su, çamurlu olduğundan, kar da kahverengi oldu. Haliyle, “kahverengi kar”, dünya turizm medyasına da yansımı, “alay” derecesinde.

***

Sulama suyu sıkıntısı çekilmeye başlayınca, ahali, musluk suyuna yöneldi. Bu sefer de musluk suyu sıkıntısı başladı. Çözüm de bilinen bir çözümdü. Fiyatını artırmak, dolayısıyla tüketimi caydırmak. Caydırınca, kanalizasyonun çalışmayacağını, çalışmayınca da etrafa “bok kokusu” yayılacağını defalarca söyledik. Nitekim öyle de oldu…

***

Eskiden hayvan boku kokusu çekerdik, şimdi ise, kanalizasyondan gelen bok kokusu burnumuzun direğini kırıyor. Bir Hisarcık tarafında mı? Yok, şehrin merkezinde de… Umarım, Başkanın burnuna geliyordur, kanalizasyondan yayılan bok kokusu. 

***

Son olarak, Başkan Mustafa Çelik’i uyarıyorum: Değerli Başkanım, şayet su tutarsa, Öküz Çukuru Göleti suyuna sakın dokunmayın. Yapay kar için kullanmayın. İdare paçayı kurtarmak ister ama bunun beslediği alanını da çöle çevirirsiniz. Rahat bırakın, hiç olmasa, bunun sulama havzası rahat etsin. 

***

İsterseniz, o meşhur fıkra ile nokta koyalım. Ve tarihe bir kez daha not düşelim: Öküzün başı küpün içine girmiş. Bir türlü çıkartamıyorlar. Köyün en akılısı gelmiş. “Bundan kolay ne var!”, demiş. Bir bıçak istemiş. Kesmiş başı. Yine çıkmamış. Bu sefer bir çekiş istemiş. Vurmuş, kırmış çömleği. Kırıklar bir yana, baş bir yana… “Bakınız nasıl kurtuldu!”, demiş. Kusura kalmasınlar, bizimkisi de buna benziyor.

***

Tabii, bu sulardan yararlanan, duyarlı bir kamuoyu olsaydı, bu “doğa kıyımı” yaşanır mıydı? Galiba, sonun da buradan başlıyor.