Bu hafta konuğum Padişah musâhibi (arkadaşı), saray sermüezzini, Enderûn’da musiki hocası, Saray Fasıl Heyeti Başhânendesi (şefi), Mızıkayı Hümayûn Türk Müziği Müdürü, besteci, Albay Rifat Bey (1820/İstanbul-1888/İstanbul).“İstanbul’da doğdu. Babası II. Mahmud dönemi bestekârlarından Tanbûrî Keçi (Şirin) Ârif Ağa, annesi Hamâmîzâdeİsmâil Dede Efendi’nin kızı Hatice Hanım’dır”. Demek ki, Dede Efendi’nin kızı tarafından torunu…
***
“Mevlevi olan Rifat Bey, çok parlak sesli bir okuyucuymuş. Ünlü bestekâr Hacı Arif Bey’den on yaş büyük olmasına rağmen besteciliğe geç başlamış ve Arif Bey’in Neo-klasik şarkı ekolünün büyük bestecileri arasında yerini almış.”
***
“En az yarısının unutulduğu söylenen şarkıları arasında, ‘Hâlimi arzeyleyimsultânıma’ mısraıyla başlayan bestenigâr; ‘Gülşen-i hüsnüne kimler varıyor?’, ‘Niçin bülbül figān eyler, bahâreyyâmıdır şimdi’, ‘Sislendi havâ, tarf-ı çemenzârı nem aldı’ mısralarıyla başlayan hicaz; ‘Gözden cemâlin çünırağ oldu’ mısraıyla başlayan muhayyer; ‘Bir dâme düşürdü ki beni baht-ı siyâhım’, ‘Gözümden ey perî-rûyum’, ‘Karlı dağı aştım geldim’ mısralarıyla başlayan rast; ‘Hayâl-i yâre değme girye dursun’ mısraıyla başlayan sabâ-zemzeme şarkıları çok sevilen eserleri arasındadır.”
***
Uzmanlar der ki; bestecilikte zirve nokta “âyin” bestelemek… Gelenekçiler, “Âyin-i şerif” bestelemeyenleri, bestekârdan saymazlar. Bu konuda; “Yılmaz Öztuna, Rifat Bey’in iki âyin, yedi tevşîh, on üç ilâhi, bir beste, üç semâi” olduğunu bizebildirmekte. Ayrıca; “altı marş, sekiz köçekçe ve 296 şarkıdan oluşan, listesini vermiştir.”“Aynı zamanda usta bir lavtacı olan ve birçok talebe yetiştiren Rifat Bey’in öğrencileri arasında SantûrîEdhem Efendi, BolâhenkNûri Bey ile Zekâi Dede sayılabilir.” (TDV İslam Ansiklopedisi ilgi madde)”
***
Bir sohbette, Tevfik Soyata hocamıza; “Rifat Bey’in, Hacı Arif Beyden hiç de aşağı bir besteci olmadığını duymuştum!” dediğimde, doğru olmadığını, Hacı Arif’in müthiş bir bestekar olduğunu söylemişti. Ben de bu bilgiyi, Ahmet Özhan’dan duymuştum…
***
Aslında, “klasik ekol” ya da gelenekçiler, “yozlaştırdı”, “şarkı formunu” ön plana çıkarttı, diye pek haz duymazlar Hacı Arif Beyden… Çok akademik bir konu, tartışmak beni aşar ama şunu belirteyim, iki bestekarımızın eserlerinde, aynı makamda, aynı melodiyi, bir kez kullandığını söyleyebiliriz. Mesela, benzeri bir durumu Kemani, Cevdet Çağla besteleri için de geçerli…Çağla’da da melodi tekrarı göremezsiniz. Mesela, Arif Bey’inöğrencisi Şevki Bey’in eserlerinde melodi tekrarlarına rastlamak mümkün.
***
Tabii, bu değerlendirmeyi, formel bir eğitim sonucu yapmıyorum… “Alaylıyım”, “kulağıma” göre söylüyorum… Yine tabii, bestecilerimizin, çok dinlenen ve bildiğim, meşk ettiğim, diyelim on beş-yirmi kadar eser ile sınırlıdır.
***
Bilindiği bibi, Kürdilihicazkâr makamını tertip eden Hacı Arif Bey’dir. Rıfat Bey de, Muhayyerkürdimakamını, ilk defa, 1880’li yıllarda kullanmış. Yine Soyata, kürdilihicazkar için mükemmel bir makam. Böyle bir makamı tertip etmek, her bestekara nasip olmaz. Bunu da Hacı Arif Bey yapmıştır, dedi…
***
Lafı fazla uzatmayayım… Rifat Bey, peş peşe güftesini vereceğim, üç hicaz şarkı ile daha çok tanınır. Bunlar, fasıl musikimizin baş eserleri arasında yer alır; Bunlar, “Hicaz dendi mi” ilk akla gelenlerdendir. Fasıllarda, dost ve aile meclislerinde de mutlaka icrâ edilir...
***
İlki:
Sislendi hava tarf-ı çemenzârı nem aldı
Bülbül yuvadan uçtu gülistanı gam aldı
Bağlar bozulup bezm-i vefâ şekline girdi
Gülzâr-ı mahabbette yine şenlik azaldı.
Birgün seni elbette eder vasıl-ı cânân
Bu ah-ı sehergâh ile bu hâl-i perişan
Bak bülbüle sabreyle gönül eyleme efgân
Hengam-ı güle nûş-u güle şunda ne kaldı.
***
İkincisi;
Niçin bülbül figan eyler bahâreyyâmıdır şimdi
Açılmış goncalar güller mesâreyyâmıdır şimdi
Hezâr-âsâ figan eyler gönül şevkıylehandân ol
Açılmış goncalar güller mesâreyyâmıdır şimdi.
***
Ve “pırlanta üçlünün” üçüncüsü;
Gülşen-i hüsnüne kimler varıyor
Kim ayağın öperek yalvarıyor
Bağrımı şâne gibi kim yarıyor
Sevdiğim zülfünü kimler tarıyor.
***
“Meraklısı için bazı kelimelerin anlamları: Çemenzâr: yeşillik, çayırlık; Gülistan: Gül bahçesi; Vefâ: Sevgi ve dostlukta sebat ve devam; Vasıl: Kavuşma; Efgân: Feryat, inleme; Hengâm: Zaman, vakit; Nûş: Zevk, sefâ; Eyyâm: Gün, zaman; Mesâr: Gece vakti yola çıkmak; Hezâr: Bülbüller; Âsâ: Gibi, benzeyen; Handân: Gülen, mesrur; Şâne: Tarak”


