Asıl konuya girmeden, küçük bir parantez açacağım. Gazetemizin köşe yazarlarından İbrahim Pekbay dostumuz, bir selam göndermiş, köşesinden. Biz de aldık, kabul ettik. Bunu yaparken, “Beğendik AŞ”nin kuruluş hikayesini yazmasını istediğimi de belirtmiş.
Yazılarımdan hatırlanacağı gibi, “Kent Hafızası”na çok önem veririm… Buna, doğru ve yeterli bilgilerin girmesi konusunda çok duyarlılık gösteririm. Pekbay da, “hafızamıza” katkı verebilecek kişiler cümlesinden.
Çoğu kişi bilmez, dostumuzun, bu kente çok emeği var. Kayseri’yi iyi tanır… O nedenle, çok olayın yakın tanığı. Kayseri’de sektörün ilki ve çok önemli olan “BEĞENDİK” mağazalarının kuruluşunda bulundu.
O nedenle; bu fikir nereden ve nasıl geldi, kuruluş aşamasında yaşananlar ve sonrası ile ilgili bilgileri verirse, çok hayırlı bir iş yapmış olur, “hafızamız” için… Bunu ve diğer hizmetlerinin hikayesini bekliyoruz, o güzel kaleminden.
***
Evet… Gelelim bizim dincilere. İnanın bunları yazarken çok üzülüyorum ama mecbur bırakıyorlar insanı. Bu tutum ve davranışları ile, “din-i mübine” ne kadar zarar verdiklerinin farkında değiller.
Ortalığı boş buldular, iyice saldırmaya başladılar. “Surda bir gedik açtılar, akın akın girerler” artık. Atatürk’e ve laik cumhuriyete saldırılar, tehditler, “şer’i uyarılar” gırla gidiyor. İşin garibi, adliyeye intikal edenler de, “düşünceyi açıklama hürriyeti” bağlamında değerlendiriliyor. Mesela, RTÜK’e, Atatürk’e hakaret bağlamında yapılan 2.672 başvurunun ancak 4’ü dikkate alınıyor.
***
Elbette, düşünceyi açıkça ifade etme özgürlüğüne saygı duyarız ama hakaret etmeden, tehdit etmeden; çok farklı yorum ve içtihatların olduğu, hepimizin saygı duyduğu, “Şer,’i şerif“ sopasını göstermeden; “el emri bil maruf” yapmadan…
Yok, bunları yaparsanız, yine özgür bir ortamda, karşı sorulara hazır mısınız? Bu noktada bir anlaşalım!.. Unutmayın, önde gelen şeyh efendiler, “Cübbeliler”; “akıllılar ve okumuşlarla tartışmayın!”, diyor.
Zahir, bir bildikleri var. Gelin, bu kapıyı açmayın. Hatta aralamayın… Mayın döşeli bir alan burası… Aralarsanız, bunun zararı, “din-i mübine” olur. Yine gelin, kişilerin inançlarına, ibadetlerine karışmayın. Kamusal alana dayatmayın; inanç alanı, bireylerin özelinde kalsın.
***
Aslında, laikliğin amacı da budur. Yine kulaklarımıza üfledikleri gibi laiklik, “dinsizlik” falan deüil. Oysa, laiklik, aklın özgürleşmesi, inancın kamusal alana etki etmemesi ya da “inancın” kamusal alandan uzaklaşmasıdır. Uygulamada yapılan hata ve aşırılıklara rağmen, “dönemin gereği”, “erken Cumhuriyet” yıllarında yapılmak istenen de bu…
***
Dincilerin baskısına, tehditlerine dayanamayan ilahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, emekliliğini istedi, akabinde ve detayında Almanya’ya gitmek zorunda kaldı; hem de zehir zemberek açıklamalarla. Bu açıklamayı, burada veremem; ne olur, ne olmaz!.. Merak eden, internetten ulaşabilir.
***
Yine biliyorsunuz; Marmara İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse de TRT’de; "Benim bu konudaki kanaatim 15 Temmuz’dan gerekli dersin alınmadığı ve yeterli önlemlere gidilmediği şeklindedir. Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geliyor. Bu uyarıyı yapmak benim vazifem” (Basından), diyerek, sonunda, görevinden ayrılmıştı.
***
İnanın, o mahalleyi az çok tanıdığımı sanırdım ama bu denli Atatürk’e, laik ve demokratik cumhuriyete saldırabileceklerine; dine, inanca bu kadar zarar verebileceklerine ihtimal vermezdim. Açıktan saldıranlar da vardı eskiden, az da olsa. Şimdi ise, bir kamu görevlisi camii imamlarına kadar indi. İyice şirazesinden çıkmaya başladı.
***
Bu gidiş iyi bir gidiş, değil. Toplumun üstüne üstüne gidilirse, insanlar bunaltılırsa bu sefer de “inanç alanı”, “teklif edilen din “ sorgulanmaya başlar. İşte, felaket o zaman başımıza gelir.
***
Bugün Ramazan’ın ikinci günü. Arkasından, “Şeker Bayramı” gelecek. Allah, huzur içinde ve ağız tadı ile erişmek nasip etsin. Bu vesile ile, günün mana ve önemine uygun, Resulü Ekrem’in bir sözünü anımsatacağım: "Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!"
***
Çok dedim, bir kez daha söylüyorum: Bu gidiş iyi gidiş değil. Dincilerin bu denli pervasızlaştığı bir ortamda, “Cübbeli”nin en gözde talebesinin, “deist” olduğunu açıklaması geldi. Tabii, biz de bu köşede, sık sık şunu yazdık: Bu gidişin, bu pervasızlığın sonunda çoğu insanın gideceği yer “deizm”. Ondan sonrasını siz tahmin edin…


